Haşir Sabahı ve Ebedi Gençlik: Büyük Buluşma – 3 –
Haşir Sabahı ve Ebedi Gençlik: Büyük Buluşma – 3 –
Uzun bir kışın ardından gelen bahar sabahı gibi, berzah aleminin bekleme süresi de İsrafil’in (A.S.) Sûr’a üflemesiyle nihayete erer. Bu, Haşir sabahıdır. Artık o seksen yıllık ömrün yorgunlukları, kabrin yalnızlığı ve berzahın hasreti bitmiş; ebedi bir güneş doğmuştur.
İlk makalemizde, ruhun bedenden “kurtulmasını” ve o ağır yükü atmasını konuşmuştuk. Ancak hikmet-i ilahi, ruhu ebediyen bedensiz bırakmaz. Çünkü insan, sadece ruhtan ibaret bir melek değil; ruh ve cesedin imtizacıyla (kaynaşmasıyla) “insan” olan bir varlıktır. Ruh nasıl ki dünyada görmek için göze, tutmak için ele muhtaç idiyse; cennetin o latif lezzetlerini tatmak, kokularını duymak ve nimetlerinden tam manasıyla istifade etmek için de bir bedene muhtaçtır.
Kafes Değil, Nurani Bir Elbise
Lakin müjdeler olsun! Haşir meydanında ruha giydirilen o yeni vücut, dünyadaki gibi hantal, hastalanan, acıkan, yaşlanan ve çöken o “seksen yıllık ihtiyar arkadaş” değildir.
O yeni beden; ruhun latif yapısına uygun, hafif, nurani ve ebedi bir gençlik formundadır. Dünyada ruh bedene hizmet ediyordu, onu taşıyordu; ahirette ise beden ruha hizmet edecek, onun arzu ettiği hızda ve kuvvette olacaktır.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nur Külliyatı’nda, cennetteki bu bedeni ve hayatı şu şekilde tasvir eder:
> “Evet, cennet bütün lezaiz-i maneviyeye medar olduğu gibi bütün lezaiz-i cismaniyeye de medardır.
…..nasıl toprak; suya, havaya, ziyaya nisbeten kesafetli, karanlıklıdır. Fakat masnuat-ı İlahiyenin bütün envaına menşe ve medar olduğundan bütün anâsır-ı sairenin manen fevkine çıktığı gibi; hem kesafetli olan nefs-i insaniye; sırr-ı câmiiyet itibarıyla, tezekki etmek şartıyla bütün letaif-i insaniyenin fevkine çıktığı gibi; öyle de cismaniyet, en câmi’ en muhit en zengin bir âyine-i tecelliyat-ı esma-i İlahiyedir. Bütün hazain-i rahmetin müddeharatını tartacak ve mizana çekecek âletler, cismaniyettedir.
……Ve o Sâni’-i Hakîm ve o Âdil-i Rahîm; elbette cismanî âletlerin vezaifine ücret olarak ve hidematına mükâfat olarak ve ibadat-ı mahsusalarına sevap olarak, onlara lâyık lezaizi verecektir. Yoksa hikmet ve adalet ve rahmetine zıt bir halet olur ki hiçbir cihetle onun cemal-i rahmetine ve kemal-i adaletine uygun değildir, kabil-i tevfik olamaz.
…..Elbette nurani, kayıtsız, geniş ve ebedî olan cennette, cisimleri ruh kuvvetinde ve hiffetinde ve hayal süratinde olan ehl-i cennet, bir vakitte yüz bin yerlerde bulunup yüz bin hurilerle sohbet ederek yüz bin tarzda zevk almak; o ebedî cennete, o nihayetsiz rahmete lâyıktır ve Muhbir-i Sadık’ın (asm) haber verdiği gibi hak ve hakikattir. Bununla beraber, bu küçücük aklımızın terazisiyle o muazzam hakikatler tartılmaz.
İdrak-i maâlî bu küçük akla gerekmez.
Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.”
> (Sözler, Yirmi Sekizinci Söz )
>
Dertsiz, Tasasız Bir Hayat
Dünya hayatında şikayet ettiğimiz o “savaşlar, enflasyon, kış ve yaz dertleri, hastalıklar” artık birer uzak hatıradan ibarettir. O ebedi yurtta, üzüntü ve korku yoktur.
Beden artık ruha yük olmaz, bilakis ruhun uçuşuna kanat olur. Acıkmak bir eziyet değil, lezzet alma vesilesidir. Yorulmak yoktur, uykuya (ölümün kardeşine) ihtiyaç yoktur. Seksen senelik ömrün o ağır bilançosu, yerini ebedi bir tazeliğe bırakır.
Allah (C.C.), Fatır Suresi’nde, cennet ehlinin bu huzur halini bizlere şöyle bildirir:
> “Onlar (Cennettekiler) şöyle derler: ‘Hamdolsun bizi üzüntüden kurtaran Allah’a! Gerçekten rabbimiz çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını bol bol verendir. Lütfuyla bizi, içinde ebedî kalınacak bu yurda O yerleştirdi. Burada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de bir bıkkınlık gelecektir!'”
> (Fâtır Suresi, 34-35. Ayetler)
>
En Büyük Lezzet: Cemalullah
Ve bütün bu cennet nimetlerinin, ebedi gençliğin, dostlarla vuslatın üzerinde; en büyük saadet vardır: Rüyetullah. Yani, dünyada eserleri ve isimleriyle tanıdığımız Rabbi, perdesiz olarak temaşa etmek…
Ruhun dünyadaki o “hapis hayatı” hissi, aslında bu sonsuz kaynağa olan hasretinden ileri geliyordu. Şimdi vuslat zamanıdır. Seksen yıllık çile, bu sonsuz saadetin yanında bir “an” hükmünde bile kalmaz.
Hatime
Öyleyse ey insan! Seksen yıllık o “kamburlaşan” bedene bakıp da hayatı zahmetten ibaret sanma. O beden, seni bu ebedi sabaha taşıyan bir binek, sabrını ölçen bir mihenk taşı idi. Binek eskidi ve toprak oldu; ama süvarisi olan ruh, şimdi altından bir eyerde, ebedi bir saltanatın içindedir.
Ölüm bir son değil, bu muhteşem başlangıcın “Bismillah”ıdır.
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
29/11/2025