KABİRDE VERİLECEK CEVAPLAR
KABİRDE VERİLECEK CEVAPLAR
1. Asıl Cevap: “Ben O’nun Memuruyum” Şuuru
Risale-i Nur’da kabir suali, bir askerin nöbet yerindeki durumu ile temsil edilir. Bir insan dünya hayatında namazını kılıp, kebairden (büyük günahlardan) kaçınarak vazifesini yaparsa, kendini “Sultan-ı Ezelî’nin memuru” olarak hisseder. Bu his ve intisap, kabirde ona cesaret ve doğru cevap verme kuvveti verir.
Beşinci Söz’de bu hakikat şöyle iktibas edilmiştir:
> “O iki melâike-i sual: ‘Men Rabbüke? Men Nebiyyüke?’ (Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir?) dedikleri zaman; şu misafir, o acib suallerine karşı, şu dünyada o güzel intisabın kuvvetiyle, o mukaddes emanetin feyziyle şöyle cevap veriyor; diyor ki:
> ‘Ben o Sultan-ı Ezelî’nin kuluyum ve memuruyum ve o Hâkim-i Ezelî’nin askeri ve hizmetkârıyım.’
> Onlar da derler: ‘Öyle ise, hoş geldin, sefa geldin. Biz de o Sultan’ın memurlarıyız, seni O’nun namına istikbal ediyoruz. O Sultan’a gidelim.’ derler. Kabri, o mü’mine cennet bahçelerinden bir bahçe yaparlar.”
> Kaynak: Risale-i Nur – Sözler, Beşinci Söz
>
2. Cevabın “Müdellel” Dayanağı (İsbatı)
Bu cevabın dayanağı, külli bir şuur halidir. Bediüzzaman, insanın kabirde şaşırmamasını ve yanılmaya düşmemesini, dünyadaki “Sünnet-i Seniyye” ve “Farzları işlemek” pratiğine bağlar.
* Rabbin Kim? sualine verilecek cevap, dünyada iken rızkı verenin, tabiat veya sebepler değil, Allah olduğunu bilmekten geçer. Risale-i Nur’da “Esbab-ı zahiriye”nin (dış sebeblerin) birer perde olduğu, tesirin hakiki sahibinin Allah olduğu ispat edilir. Bu hikmet ve şuurla yaşayan biri için cevap açıktır: “Rabbim Allah’tır.”
* Peygamberin Kim? sualine cevap ise, O’nun getirdiği şeriat ve sünnet dairesinde hareket etmektir.
* Dinin Nedir? sualine cevap, İslamiyet’i bir kimlik olarak değil, bir hayat nizamı olarak yaşamaktır.
3. Kabir, Zindan Değil Bir Kapıdır
Bediüzzaman, kabri korkunç bir kuyu olarak değil, ebedi aleme açılan bir kapı olarak tasvir eder. Eğer iman ve güzel amel ile gidilirse, Münker ve Nekir melekleri korkutucu değil, birer “dost” suretinde görünürler.
Mektubat’tan şu iktibas, bu hakikati izah eder:
> “Ehl-i iman için ölüm, rahmet kapısıdır; ehl-i dalalet için zulümat kuyusudur. (…) Kabir ise, zulümatlı bir kuyu ağzı değil, belki nuraniyetli âlemlerin kapısıdır.”
> Kaynak: Risale-i Nur – Mektubat, Birinci Mektub
>
4. Kabirde Nur Olacak Ameller
Risale-i Nur’a göre, Kur’an-ı Kerim’in manevi feyzi, kabirde mümine yoldaş olur. Hususan okunan sureler ve yapılan zikirler, orada cisimleşerek sual meleklerine karşı mümini müdafaa ederler. Bediüzzaman, Kur’an’ın “Mü’nis” (ünsiyet veren, dost) isminin tecellisiyle kabirde ışık olacağını belirtir.
Özetle Hazırlanacak Manevi Hal:
Münker ve Nekir’e verilecek en sağlam cevap, şu cihan şümul hakikati kalbe yerleştirmektir:
“Ben başıboş değilim, bir Hâlık-ı Hakîm’in sanatı ve kuluyum. Dünya misafirhanesinde O’nun rızası dairesinde çalıştım. Şimdi de O’nun rahmetine gidiyorum.”
Bu şuur, kelimelere dökülmese bile, ruhun lisanı ile meleklere en belâgatli cevabı verecektir.
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
28/11/2025