DÖNÜŞ O’NADIR

DÖNÜŞ O’NADIR

1. Eynel Mefer: “Kaçış Nereye?” (Çaresizlik ve Acziyet)
Bu ifade, Kıyamet gününde insanın içine düşeceği dehşeti ve Allah’ın huzurundan başka sığınacak hiçbir yerin olmadığını anlatır. İnsan tabiatı gereği zorluktan kaçmak ister, ancak o gün zahiri ve maddi kaçış yolları kapalıdır.
• Ayet: Kıyamet Suresi, 10. Ayet:
“O gün insan, ‘Kaçacak yer neresi!’ diyecektir.”
(Yekûlu-l-insânu yevme-izin eyne-l-meferr)
• Mesajı: Dünyada gaflet ile Allah’tan kaçtığını sanan “ene” (benlik), o gün hakikatle yüzleşir. Bu ayet, dünyadaki kaçışların bir yanılma olduğunu, nihai noktada Allah’ın hükümranlığından dışarı çıkılamayacağını ihtar eder.

2. Fefirrû İla’llâh: “O Halde Allah’a Koşun” (Çare ve İltica)
“Eynel mefer” (Kaçış nereye?) sorusunun cevabı ve yegâne çaresi bu ayette gizlidir. Kur’an, kaçışı yasaklamaz; bilakis kaçışın yönünü tayin eder. Şerlerden, günahlardan, masivadan (Allah’tan gayrı her şeyden) ve nefsin desiselerinden Allah’a kaçış emredilir.
• Ayet: Zâriyât Suresi, 50. Ayet:
“O halde Allah’a koşun. Çünkü ben, size O’nun tarafından (gönderilmiş) açık bir uyarıcıyım.”
(Fefirrû ila(A)llâh(i) innî lekum minhu nezîrun mübîn(un))
• Mesajı: İnsan fıtraten bir sığınak arar. Başka varlıklardan korkulunca onlardan uzaklaşılır (firar edilir). Ancak Allah’tan (O’nun celalinden ve azabından) korkulunca yine O’na (O’nun cemaline ve rahmetine) kaçılır. Bu, imanın en derûnî zevkidir.

3. Dönüş Kavramları: Masîr, Meâb, Merci
Bu kelimeler, kaçışın ve hayat yolculuğunun “varış noktasını” ifade eder. Kaçış ebedi değildir, bir durakta son bulur. O durak ise Allah’ın huzurudur.

A. Masîr (Varılacak Yer / Dönüş)
Gidişatın sonunu ifade eder.
• Ayet: Kâf Suresi, 43. Ayet:
“Şüphesiz biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Dönüş de ancak bizedir.”
(İnnâ nahnu nuhyî ve numît ve ileyna-l-masîr)

B. Meâb (Sığınılacak / Dönülecek Güzel Yer)
Genellikle huzurla dönülen yer, sığınak manasındadır. Müminler için güzel bir sonu, kâfirler için ise kötü bir durağı ifade edebilir (Su-i meâb).
• Ayet: Ra’d Suresi, 29. Ayet:
“İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurt da onlar içindir.”
(Ellezîne âmenû ve ‘amilû-ssâlihâti tûbâ lehum ve hüsnü meâb)

C. Merci (Dönüş / Rücu)
Hesap vermek üzere geri dönüşü ifade eder. “İrcıî” (Dön) emrinin bir tecellisidir.
• Ayet: Ankebût Suresi, 8. Ayet:
“…Sonra dönüşünüz yalnız banadır. İşte o zaman yapmış olduklarınızı size haber vereceğim.”
(…İleyye merci’ukum feunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûn)

4. Risale-i Nur Külliyatı’ndan Bir Bakış
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Fefirrû İla’llâh” hakikatini ve Allah korkusunun (Havfullah) diğer korkulardan farkını çok latif bir şekilde izah eder. Yaratılmışlardan korkunca kaçarsın, Yaratan’dan korkunca O’na sığınırsın.
Sözler adlı eserden bir iktibas:
“Evet, emr-i -1-’e mâlik bir Sultan-ı Cihâna acz tezkeresiyle istinad eden bir adamın ne pervâsı olabilir? Zîrâ, en müthiş bir musîbet karşısında,  -2- deyip, itminân-ı kalb ile Rabb-i Rahîmine itimad eder. Evet, ârif-i billâh aczden, mehâfetullahtan telezzüz eder. Evet, havfda lezzet vardır. Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan suâl edilse, “En leziz ve en tatlı hâletin nedir?” Belki diyecek:
“Aczimi, zaafımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokatından korkarak, yine vâlidemin şefkatli sînesine sığındığım hâlettir.”
Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem’a-i tecellî-i Rahmettir. Onun içindir ki, kâmil insanlar aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki, kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberrî edip, Allah’a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı kendilerine şefaatçi yapmışlar.”
(Sözler, Yedinci Söz. Sayfa.36, bak.Yirmi Dördüncü Söz, Sayfa: 331)

Hülasa ve Mesajlar
• Kaçış Zorunludur: İnsan ya Allah’tan kaçıp (haşa) yokluğa ve karanlığa gider ya da Allah’a kaçıp varlığa ve nura kavuşur.
• Yön Tayini: “Eynel mefer” (Nereye kaçış?) sorusu insanı çaresiz bırakırken, “Fefirrû ilallah” (Allah’a koşun) emri insanı selamete çıkarır.
• Dönüş Mutlaktır: İster isteyerek (itaat), ister zorla (ölüm), her yolun sonu (masîr, merci, meâb) O’na çıkar.
Bu kavramlar bize şunu ders verir: Hayat, Allah’tan kaçış değil, O’na doğru bir seyr-i sülûktur (manevi yolculuktur).

✧✧

Kur’an-ı Kerim’in “firar” (kaçış) kavramına yüklediği manalar, sadece fiziki bir yer değiştirmeyi değil, insanın ruhunda ve vicdanında yaşadığı derin çatışmaları ve arayışları da tasvir eder. Müfessirlerin ve ehl-i hakikatin beyanlarına göre, insanın “Eynel mefer” (Kaçış nereye?) çığlığı ile “Fefirrû İla’llâh” (Allah’a koşun) emri arasında sıkışan ruh hali, üç temel boyutta tahlil edilebilir: Mekân, Zaman ve Sorumluluk.

İşte ayetlerin ışığında bu üç kaçış mekanizmasının derûnî analizi:

1. Mekândan Kaçış: “Gözlerden Irak Olma Yanılması”
İnsan, işlediği hataların ve günahların şahidinden kaçmak ister. Nefs-i emmare, serbest hareket edebilmek için “görülmediği” bir mekân arzusundadır.
• İlgili Ayet ve Kavram: Kıyamet Suresi, 10-12. Ayetler: “O gün insan, ‘Kaçacak yer neresi!’ diyecektir. Hayır, sığınacak hiçbir yer yoktur. O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.”
• Tahlil: Buradaki “Eynel mefer”, insanın ilahi gözetimden (Murakabe) kaçma isteğinin iflasıdır. İnsan dünyada “settar” (örtücü) perdeler arkasına saklanabilir, kapıları kilitleyebilir. Ancak Kur’an, mekanın sahibinin Allah olduğunu ve O’nun ilminden hariç bir “dışarısı” olmadığını ihtar eder.
• Mesaj: İnsan mekândan kaçamaz, çünkü mekânı kuşatan da Allah’tır. Hakiki kaçış, mekânı terk etmek değil, mekânın Sahibi’ne iltica etmektir.

2. Zamandan Kaçış: “Ecelden ve ‘An’dan Firar”
İnsan, zamanın yıpratıcı etkisinden, ihtiyarlıktan ve ölümden kaçmak için “tul-i emel” (hiç ölmeyecekmiş gibi uzun arzular) bineğine biner. Ya geçmişin hayalleriyle avunur ya da geleceğin endişesiyle bugünü (ibnü’l-vakit olmayı) terk eder.
• İlgili Ayet ve Kavram: Cuma Suresi, 8. Ayet: “De ki: Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır…”
• Tahlil: Ayette geçen “kendisinden kaçtığınız ölüm” ifadesi, insanın zamanla olan kavgasını gösterir. İnsan, “gaflet” ile zamanı durdurmak veya ölüm hakikatini ötelemek ister. Buna “tesvif” (işi sonraya bırakma hastalığı) denir. “Masîr” (dönüş yeri) kavramı, zaman tünelinin ucunun mutlak surette Allah’a çıktığını hatırlatarak bu kaçışın beyhude olduğunu bildirir.
• Mesaj: Zaman bir şerit gibi akar ve insanı “Meâb”a (varılacak yere) taşır. Zamandan kaçmak yerine, sermaye olan ömür dakikalarını “baki” (kalıcı) hale getirmek, yani ibadetle ebedileştirmek gerekir.

3. Sorumluluktan (Emanetten) Kaçış: “Benlik Davası”
En zorlu kaçış, insanın “abd” (kul) olduğunu unutup, kendine malikiyet (sahiplik) iddiasında bulunmasıdır. Sorumluluk ağır geldiğinde insan, kaderi suçlayarak veya başkalarını mesul tutarak yükten kaçar.
• İlgili Ayet ve Kavram: Ahzab Suresi, 72. Ayet: “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi…”
• Tahlil: İnsan bu emaneti yüklendiği halde, emanetin gereği olan kulluktan kaçar. “Fefirrû İla’llâh” emri tam burada devreye girer. Sorumluluktan kaçıp başıboşluğa gitmek yerine, acziyetini kabul edip Allah’ın rahmetine sığınmak gerekir. Nefis, hürriyet namına “başıboşluk” ister; hakikat ise “kullukta hürriyet” olduğunu söyler.
• Mesaj: İnsan, “Ene” (benlik) ve enaniyet cihetiyle sorumluluktan kaçar, kendini müstağni (ihtiyaçsız) sanır. Halbuki kurtuluş, aczini bilip Kudret-i Sonsuz’a teslim olmaktadır.

Risale-i Nur Külliyatı’ndan Derûnî Bir İktibas
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, insanın bu kaçış hallerini ve zaman/mekân karşısındaki acziyetini On Yedinci Söz’de şöyle tasvir eder ve çarenin ancak Allah’a sığınmak (iltica) olduğunu belirtir:
“Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet şu güzeran-ı hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider. (…)”
(Sözler, On Yedinci Söz, Sayfa: 209)
Madem öyledir, hâtıra gelen şikayetleri, “Yâ Erhamer-Râhimîn” diyerek meded istemek suretine çevirmeliyiz;
‘Eyne’l-mefer’ (Kaçacak yer neresi) diyerek ağlamamalıyız. Belki ‘Fefirrû ila’llâh’ (Allah’a koşun) diyerek, O’na iltica etmeliyiz.

Netice

Bu ayetler ve tahliller gösteriyor ki:
• Mekândan kaçış yoktur; çünkü her yer Allah’ın mülküdür. (Eynel Mefer)
• Zamandan kaçış yoktur; çünkü son durak O’nun huzurudur. (Masîr/Merci)
• Tek çare; bu kaçışı Allah’tan başkasına değil, bizzat Allah’a (O’nun rahmet ve mağfiretine) yapmaktır. (Fefirrû İla’llâh)

✧✧

“Fefirrû İla’llâh” (Allah’a koşun) emrinin hayata tatbiki noktasında, Risale-i Nur Külliyatı’nda tarif edilen “Acz, Fakr, Şefkat ve Tefekkür” tariki (yolu), en kısa, en selametli ve en umumî bir cadde olarak takdim edilir. Bu dört adım, insanın benliğinden (enesinden) sıyrılıp Allah’a iltica etmesinin pratik formülüdür.
Bu yol; insanın hadsiz acizliğini ve fakirliğini bir kusur olarak değil, Allah’ın kudret ve rahmetine ulaşmak için birer “vesile” ve “bilet” olarak kullanması esasına dayanır.
İşte bu dört adımın muhtevası ve “Allah’a Koşun” emriyle olan derûnî bağlantısı:

1. Acz (Acziyet / Kudret-i İlahiyeye Sığınmak)
İnsan, yapısı gereği nihayetsiz düşmanlara ve musibetlere karşı zayıftır. Ancak bu zayıflık, onu Allah’ın sonsuz kudretine dayanmaya (istinad etmeye) mecbur bırakır.
• Mana: “Ben kendime malik değilim, gücüm yetmiyor” diyerek benlik davasından vazgeçmektir.
• Fefirrû Sırrı: Çocuk annesinden korkunca yine annesinin kucağına sığınır. İnsan da aczini hissedince, kâinattaki hadiselerin tazyikinden kaçıp Allah’ın kudret eline teslim olur.
• Pratik Tatbiki: İbadettir. Bilhassa namazda rüku ve secde, “Rabbim ben acizim, kudret sadece sendedir” demenin fiili halidir.

2. Fakr (Fakriyet / Rahmet-i İlahiyeye Muhtaç Olmak)
İnsanın ihtiyaçları “cihan şümul”dür; ebedi hayattan bir yudum suya kadar her şeye muhtaçtır. Fakat elindeki sermaye (iktidar) “hiç” hükmündedir.
• Mana: “Benim hiçbir şeyim yok, mülk O’nundur” şuuruna ermektir. Fakr, servetsizlik değil, her şeyin Allah’tan geldiğini bilmektir.
• Fefirrû Sırrı: İhtiyaçlarının ağırlığından bunalan ruh, “Allah’a koşun” emriyle Rahmet hazinesinin kapısını çalar.
• Pratik Tatbiki: Duadır. Dua, fakriyetin ilanıdır. İnsan, fakrını şefaatçi yaparak Allah’tan ister.

3. Şefkat (Merhamet / Mahlukata Allah Namına Bakmak)
Bu yolda “aşk” yerine “şefkat” esas alınmıştır. Aşk yakıcıdır ve bazen karşılık bekler; şefkat ise karşılıksızdır, halistir ve geniştir.
• Mana: İnsan, önce kendi nefsine (onu tehlikelerden korumak için), sonra da bütün mahlukata Allah’ın eseri olduğu için merhamet eder.
• Fefirrû Sırrı: Allah’a kaçan kimse, O’nun Rahim isminin cilvesiyle dolar. Başkalarını da o kurtuluş kapısına çağırma gayretine girer.
• Pratik Tatbiki: Hizmettir. İman hakikatlerini muhtaç gönüllere ulaştırmak, insanları ebedi felaketten kurtarmaya çalışmak en büyük şefkattir.

4. Tefekkür (Düşünce ve Hikmet / Esma-i Hüsna’yı Okumak)
Her şeyde Allah’ın marifet nurunu bulmaktır. Gaflet perdesini yırtıp, eşyanın hakikatine nüfuz etmektir.
• Mana: Kâinata “mana-yı harfi” ile (Allah hesabına) bakmaktır. “Ne güzeldir” yerine “Ne güzel yapılmış ve yaratılmıştır” diyebilmektir.
• Fefirrû Sırrı: Akıl ve kalp, sebepler karanlığından kaçıp Müsebbibü’l-Esbab (Sebepleri Yaratan) olan Allah’ın nuruna yönelir.
• Pratik Tatbiki: Nazar ve Bakıştır. Bir çiçeğe bakınca tabiatı değil, Allah’ın “Müzeyyen” (Süsleyen) ismini görmektir.

Risale-i Nur’dan İktibas
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bu dört adımı Sözler mecmuasında şöyle hulasa eder:
“Cenab-ı Hakk’a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur’an’dan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kāsır fehmimle Kur’an’dan istifade ettiğim acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarîkıdır.

Evet, acz dahi aşk gibi belki daha eslem bir tarîktir ki ubudiyet tarîkıyla mahbubiyete kadar gider.

Fakr dahi Rahman ismine îsal eder.

Hem şefkat dahi aşk gibi belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki Rahîm ismine îsal eder.

Hem tefekkür dahi aşk gibi belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tarîktir ki Hakîm ismine îsal eder.
…….Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terk etmektir. Ve bilhassa namazı ta’dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.”
(RNK Neşriyat, Sözler, Yirmi Altıncı Sözün Zeyli, Sayfa: 476)

Netice Olarak
“Fefirrû İla’llâh” emri, bu yolda şöyle yankılanır:
• Kendi aczinden Allah’ın Kudretine,
• Kendi fakrından Allah’ın Rahmetine,
• Halkın ve nefsin belasından Allah’ın Şefkatine,
• Gafletin karanlığından İman Tefekkürüne kaçmaktır.

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
26/11/2025