Küresel Satranç ve Maskeli Vicdan: Kan ve Altın Arasındaki Tercih
Küresel Satranç ve Maskeli Vicdan: Kan ve Altın Arasındaki Tercih
Dünya, “zahiri” (dış) yüzünde modern hukukun ve insan haklarının konuşulduğu bir medeniyet bahçesi gibi görünse de; “batini” (iç) yüzünde, gücün haklıyı ezdiği, mazlumun ahının arşa yükseldiği bir arenaya dönmüştür. Bugün yeryüzünde şahit olduğumuz hadiseler, basit birer sınır ihtilafı veya tesadüfi birer “yanılma” değildir. Bilakis, aslı ve esası çok daha derinlere inen, külli bir planın, cihan şümul bir satrancın hamleleridir.
Çıban Başı Yapılan Devletler ve Vekalet Savaşları
Küresel hegemonya, kendi “enaniyetini” (egosunu) tatmin etmek ve hakimiyetini baki kılmak adına, doğrudan sahaya inmek yerine “maşa” kullanmayı tercih etmektedir. İşte bu noktada, haritanın kilit noktalarındaki bazı devletler, adeta birer “çıban başı” haline getirilmektedir. Yunanistan’dan Ukrayna’ya, Ermenistan’dan Sırbistan’a ve İsrail’e kadar uzanan hat, tesadüfi bir coğrafi dağılım değildir.
Bu ülkeler, büyük güçlerin (ABD ve arkasındaki küresel sermaye odaklarının) elinde, hedefteki “merkez” devletleri kuşatmak için kullanılan birer koçbaşıdır. Türkiye, Rusya, Çin ve Hindistan gibi, dünyanın tek kutuplu yapısına “aykırı” duran ve kendi “tabiatı” gereği bağımsız hareket etme potansiyeli taşıyan güçler; bu “ileri karakol” devletler üzerinden yıpratılmaya çalışılmaktadır.
Bir yanda Ukrayna üzerinden Rusya’yı bataklığa çekme gayreti, diğer yanda Yunanistan ve adalar üzerinden Türkiye’yi Akdeniz’e hapsetme planı, aynı aklın ürünüdür. PKK ve DEAŞ gibi terör örgütleri ise, bu devletlerin dahi giremediği kılcal damarlarda kaos çıkarmakla vazifeli, “kullan-at” kabilinden aparatlar olarak sahaya sürülmektedir.
Kaostan Beslenen Sermaye ve İnsanlığın Sefaleti
Bu tablonun geri planında, dünyayı bir ticarethane, insanları ise birer rakam olarak gören, hissiyattan yoksun bir zümre bulunmaktadır. Rockefeller, Rothschild, Soros gibi ailelerle sembolleşen, lakin tesiri şahısları aşan bu “küresel faiz ve kaos lobisi”; servetini barıştan değil, kavgadan ve kandan devşirmektedir.
Silah satarken bir el, diğer elle de ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine, altınlarına ve ekonomilerine ipotek koymaktadır. Onların varlık sebebi, başkalarının yokluğuna ve hatta ölümüne bağlanmıştır. Bu, tarihin gördüğü en acımasız sömürü çarkıdır.
Dünya gelirinin yüzde seksenini, nüfusun o imtiyazlı yüzde yirmi ve hatta onun da içindeki yüzde beşlik kesim gasp ederken; geriye kalan yüzde yirmiyi, milyarlarca insan “dengesiz” bir şekilde paylaşma kavgası vermektedir.
İşte bu adaletsiz taksimatın neticesidir ki; bir coğrafyada insanlar “çok yemekten” obezite tedavisi görürken, diğer bir coğrafyada bir milyar insan bir lokma ekmek bulamadığı için ölüm sınırında yaşamaktadır. Bu tezat, modern dünyanın alnında kara bir lekedir.
İlahî İkaz ve Sonuç
Bu zulüm düzeni, insanlığın “fazilet” ve “hikmet”ten uzaklaşıp, maddeye ve güce tapmasının bir neticesidir. Kur’an-ı Kerim, servetin sadece zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaması gerektiğini ihtar eder.
Haşr Suresi 7. Ayet’te Rabbimiz şöyle buyurur:
> “…Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet (servet) ve güç olmasın…”
>
Bugün yaşananlar, sadece siyasi bir strateji değil, aynı zamanda büyük bir ahlaki çöküşün “isbatıdır”. Dünya, bu “yanlış inanç” ve sömürü düzeninden kurtulmadıkça, ne o “kuşatılan” devletler huzur bulacak ne de insanlık hak ettiği refaha erişecektir. Çare; külli bir şuurla, bu oyunun farkına varmak ve sadece maddi değil, manevi ve ahlaki bir duruşla bu kuşatmayı yarmaktır.
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
24/11/2025