ESKİMEYEN ESKİLER

ESKİMEYEN ESKİLER

 

Her Ana ve baba çocuğunun en iyi şekilde yetişmesini görgülü, saygılı, merhametli, hürmetli, yardım sever, gayretli gibi güzel erdemlerle donanmasını, yetişmesini, iyi insanlar olmasını ister.

Toplumda ve kendi çocuklarımızda bu güzellikleri göremeyince şikayet ve ahu enin ederiz.Hep “ahh o eski bayramlar, o eski saygı- sevgi” diye hatırlatırız.Eskiden şöyleydi, şunlar bunlar vardı, diye günümüz yanlışlıklarını dile getirir şikayetçi oluruz..

Peki bütün bunlar durup dururken mi oldu eski güzel erdemler neden kayboldu? Bunun sebebi yine şikayetçi olan bizler değilmiyiz? Neden mi çünkü belki bilinçli ve çoğu zaman bilinçsiz bir şekilde yeni nesile kötü örnek olduk.Nefsii hareketler aile ve toplum içi gereksiz eleştiri ve tenkitler. Ânı kurtarmak için basitçe söylenen yalanlar, bayram ve güzel günlerdeki çocuğa kötü numune-i imtisal davranışlar, ahde vefanın unutulması,beşeri münasebetlerdeki menfileşme ve bencillik, umursamazlık, kayıtsızlık, özel günlerdeki kültür mirasımızın çocuklara yansıtılmaması. İçtimai hayattaki bize yakışmayan haller yeni nesil tarafından kapıldı, farkında olmadan şikayetçi olduğumuz bugünkü menfiliklerin oluşmasına herkes az çok zemin hazırladı. Belki tanımadığımız çocuklar büyüklerinden olumsuz birşeyler kaptı.

Tabi ki bunlar dinimize ve kültürümüze uymayan Rabbimizin rahmetine mugayir haller olduğu için hafazanallah rahmetten mahrum olduk. Ağır imtihanlarla karşılaştık lakin imtihan olduğunu anlayamadık ders çıkaramadık.

NE DİYOR ecdad “Başa bela gelmez hak yazmadıkça, hak bela yazmaz kul azmadıkça”

Hülasa şikayetçi olduğumuz hallerden az çok hepimiz mesulüz. Konuştuklarımız, en ufak hareketimiz, tavır ve davranışlarımız olumlu veya olumsuz temas halinde olduklarımızı etkiliyor.. “Sebep olan yapan gibidir” bundan ecir veya günah alıyoruz. Bunun toplumsal veya ferdi mükafatı ve cezası bazen bu dünyada veriliyor, ve şikayetçi olduğumuz toplum düzeni ortaya çıkıyor.Bu yüzden tanısak tanımasak herkese her yerde her zaman güzel örnekler sergilemek zorundayız. TABİ Kİ, EN GÜZELİ İHLASLA YAŞARSAK HEM RABBİMİZ RAZI OLUR HEM DE MEMNUN OLACAĞIMIZ NESİLLER VE HALLER MEYDANA GETİRİR.. RABBİMİZ RAZI OLACAĞI AMELLER İŞLEMEYİ NASİP EYLESİN.. ARKAMIZDAN GELENLERİ BİZDEN ŞİKAYETÇİ DEĞİL ŞEFAATÇİ EYLESİN..

MUSTAFA GÜNEŞ

23 kasım 2025..




7-MUHTELİF KİTAP 13 KİTAP

7-MUHTELİF KİTAP 13 KİTAP

Mustafa Acıoğlu imzalı “Hadis İlmihali” isimli eseri.
Eser, Hadis Usûlü ilmini hem nazari (teorik) hem de tatbiki (pratik) bir surette ele almayı hedefleyen mühim bir çalışmadır.
Aşağıda, kitabın muhtevasına ve müellifin tesbitlerine dair hazırladığım tafsilatlı raporu takdim ediyorum.
📖 Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
• Eserin Adı: Hadis İlmihali (Usûl-ü Hadis alt başlığı ile ).
• Müellifi: Mustafa Acıoğlu. Müellif, 1979 Gaziantep doğumlu olup, Konya Hadimi Medresesi tarikinden icazet almıştır.
• Neşriyat: Kayıhan Yayınları.
• Baskı: Birinci Baskı, Mayıs 2010.
• ISBN: 978-605-5996-26-0.
• Yapısı ve Muhtevası: Eser bir Mukaddime ve İki Kitap (bölüm) halinde tasnif edilmiştir.
• Mukaddime (Giriş): Hadis ve Sünnet kavramlarının izahı, hadisin dindeki ehemmiyeti ve delil oluşuna dair bahisleri ihtiva eder.
• Birinci Kitap (Hadislerin Tedkik ve Tesbiti): Bu bölümde hadislerin asıl kaynaklarına nasıl ulaşılacağı (Tahric) , sened ve metin tenkidinin nasıl yapılacağı, ravilerin halleri (Cerh ve Tadil) , hadis alma yolları (Tahammül ve Eda) ve hadislerin sıhhat derecelerine (Makbul ve Merdud) göre tasnifi (Sahih, Hasen, Zayıf, Mevzu) gibi Usûl-ü Hadis’in temel mevzuları adım adım izah edilir.
• İkinci Kitap (Sünnetin Tedkik ve Tesbiti): Bu bölümde, sıhhati tesbit edilmiş makbul hadislerden ahkâmın nasıl çıkarılacağı (istinbat) ele alınır. Sünnet’in kısımları (Kavli, Fiili, Takriri) , emir ve nehiy sigaları, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) fiillerinin ve terklerinin tahlili ve en mühimi, hadisler arasında bir zıddiyet (tearuz) göründüğünde bunun nasıl halledileceğine (Nesh, Tercih, Telif/Cem) dair usuller beyan edilir.
🎯 Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Müellif, eserin “Önsöz” kısmında gayesini açıkça ortaya koymuştur. Kitap, klasik Usûl-ü Hadis eserlerinden farklı bir tasnif gayesi gütmektedir.
• Tatbikatı Göstermek: Kitabın asli mesajı, Hadis Usûlü’nü kuru kaideler olmaktan çıkarıp, “usul kitaplarında belirlenen esasların nasıl tatbik olunacağına” dair bir rehber olmaktır. Okuyucunun bir hadisi “adım adım nasıl inceleyeceğini” görmesini ve sıhhati hakkında “bir fikir edinmesini” hedefler.
• Dört Gruba Cevap Vermek: Müellif, bu eseri yazarken dört muhatap kitleyi gözettiğini belirtir:
• “Kur’an Müslümanlığı” Söyleminde Olanlar: Hadisleri Kur’an’a arzetmek gerektiğini söyleyen bu gruba , hadislerin daha Kur’an’a varmadan “ne kadar sıkı bir şekilde tedkik edildiğine şahid olmaları” mesajını verir.
• Hadis Rivayetini Hafife Alanlar: Takvim yaprağı gibi yerlerden hadis nakledenlere , bir söze “hadis” demenin ve onunla amel etmenin şartlarını ve “Peygamber şöyle buyurdu” demenin “ne denli bir vebal olduğunu” idrak ettirmeyi amaçlar.
• Hanefi Mezhebini Tenkit Eden “Hadis Ehli” Olduğunu Söyleyenler: Bu gruba, Hanefi ulemasının “müstakil bir hadis anlayışı olduğunu” ve bir hadisin “sahih olmasının her halükarda o hadisle amel edilmesi gerekmediğini”, zira o hadisin başka delillerle (nesh, tahsis, tearuz) irtibatının olabileceğini hatırlatır.
• Usûl Öğrenmek İsteyenler: Bu işe sevdalı olup kaidelerin nasıl uygulanacağını soranlara kısa yoldan maksatlarına ulaşmaları için bir rehber olmayı hedefler.
• Nihai Mesaj (Netice): Sünnetin, Kur’an’ı anlamak ve hayata yansıtmak için zaruri olduğu; Hadis ilminin “sahibsiz bir arazi olmadığı” , aksine fıkıh gibi “pişmiş ve yanmış” (yani kaideleri oturmuş) bir ilim olduğu vurgulanır.
📜 Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Eser, Hadis Usûlü sahasında pek çok mühim ilmi tesbit ve bilgiyi ihtiva etmektedir:
• Senedin (İsnad) Ehemmiyeti: Müellif, isnadın “başka milletlerde bulunmayan ve yalnız müslümanlara has olan bir sistem” olduğunu ve hadisin sıhhat tesbitinin “ancak onun bu iki kısmının yani sened ve metninin birlikte incelenmesiyle mümkün hale geldiğini” belirtir.
• Sened ve Metin Tenkidi Zarureti: Eser, sadece senede veya sadece metne ağırlık veren iki yaklaşımı da tenkit eder. En mühim tesbitlerinden biri şudur: “Halbuki birçok alimin de dediği gibi, senedin sıhhati her zaman metnin sıhhatli olmasını gerektirmez.. Bazen senedin sahih, metnin zayıf; bazen de senedin zayıf, metnin sahih olabileceği vurgulanır.
• Cerh ve Tadil Usûlü: Bir hadisin sıhhati, ravilerinin (nakledenlerin) durumuyla doğrudan alakalıdır. Ravilerin “Adalet” (ahlaki dürüstlük) ve “Zabt” (hafıza ve nakil hassasiyeti) yönünden incelenmesine “Cerh ve Tadil” denir. Kitap, bu tenkidin gıybet sayılmadığını, zira “dini korumaya yönelik bir zaruret” olduğunu belirtir.
• Hanefi Mezhebinin Hususi Usûlü: Kitap, Hanefi fukahasının hadis usûlünün, muhaddislerden bazı noktalarda ayrıldığını tesbit eder:
• Meşhur Hadis: Hanefilere göre “Meşhur” hadis, Sahabe tabakasında “ahad” (tekil) iken, Tabiun ve Tebe-i Tabiin nesillerinde “tevatür” derecesine ulaşan haberdir. Hanefiler bu nevi hadisi, Kur’an’ın umumunu tahsis edecek ve hatta “ziyade” (Kur’an’daki mutlak bir emri kayıtlamak) yapacak kadar kuvvetli görürler.
• Mürsel Hadis: Tabiundan bir ravinin sahabeyi atlayarak doğrudan Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) naklettiği “mürsel” hadis , muhaddislerin çoğuna göre zayıf iken, Hanefi ulemasına göre (bilhassa ilk üç nesilden geliyorsa) makbul ve “hüccettir” (delildir).
• Ravinin Fakih Olması: Hanefilere göre, hadisi nakleden ravinin (Ebu Hüreyre veya Enes b. Malik gibi) fakih olmaması durumunda, rivayeti eğer “kıyasa muhalif” ise kıyas tercih edilebilir . Fakih sahabilerin (Dört Halife, Abdullah b. Mes’ud gibi) rivayeti ise kıyasa tercih edilir.
• Metin Tenkidi Esasları: Bir hadisin metninin tedkik edilirken şu ölçütlerle mukayese edilmesi gerektiği belirtilir: 1) Kur’an , 2) Sahih Sünnet , 3) Akl-ı Selim , 4) Tarihi ve İçtimai Bilgiler , 5) Dil ve Üslub özellikleri.
• Tearuzun Halli (Zıt Hadislerin Çözümü): İki sahih hadis arasında zahiri bir zıddiyet varsa, bunun halli için şu yollar izlenir:
• Nesh: Bir hükmün diğerini zaman itibarıyla kaldırması.
• Tercih: Ravinin daha sika (güvenilir) olması, senedin daha kuvvetli olması gibi sebeplerle bir hadisi diğerine üstün tutmak.
• Telif (Cem): En makbul yoldur. İki hadisin de farklı durumlara (hal), farklı şahıslara veya farklı hükümlere (biri cevaz, biri azimet gibi) hamledilerek ikisiyle de amel edilmesi .
• Tevakkuf: Hiçbiri mümkün değilse, hüküm vermekten çekinmek.
🗣️ Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler
Eserin gayesini ve metodunu özetleyen bazı mühim iktibaslar şöyledir:
* “Hakikat şu ki, Allah (azze ve celle) ‘nin kitabından başka hiçbir kitap hatadan müstağni kalmaz.” * “Bu ilim dindir, dininizi kimden aldığınıza dikkat edin.” (Muhammed b. Sirin’den iktibas)
* “İsnad yani sened, başka milletlerde bulunmayan ve yalnız müslümanlara has olan bir sistemdir.” * “hadisin sahih olmasının her halukarda o hadisle amel edilmesi gerekmediğini bunun da bazı şart ve kayıtlarının olduğunu anlatmak istedim.” * “Halbuki birçok alimin de dediği gibi, senedin sıhhati her zaman metnin sıhhatli olmasını gerektirmez.” * “Raviyi cerh etmek, gıybet sayılmamıştır. Çünkü burada, önemli bir bilgi kaynağının korunmasına yönelik bir zaruret vardır.” * “Şu halde hadislerin tesbiti hususunda en salim ve makbul yol, ön yargısız olarak hem senedi hem de metni hakkıyla incelemeye çalışmak olmalıdır.” * “Nitekim hadis ile fıkıh birlikte oldukları zaman tekemmül eder. Birbirlerinden ayrıldıkları zaman ise noksan kalır.” * “Bu ilim sahibsiz bir arazi değildir.” * “Sünneti ihmal edenler, Kur’an’ın anlaşılmasını kaybettikleri gibi, en güzel insanın insanlık ve hayat değerlerini kaybettikleri gibi, İslamın hukuki boyutunu da kaybederler.”
📚 Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar (Müellifin Atıf Yaptığı)
Müellif, iddialarını desteklemek için Hadis Usûlü, Fıkıh Usûlü ve Rical sahalarındaki temel kaynaklara sıkça müracaat etmiştir. Eserin “Kitabiyat” bölümü oldukça geniştir. Metin içinde en çok atıf yapılan kaynaklardan bazıları şunlardır:
• Klasik Usûl Eserleri:
• İbnu’s-Salah (Mukaddime)
• el-Hakim (Marifetu Ulumi’l-Hadis)
• Hatib el-Bağdadi (el-Kifaye fi İlmi’r-Rivaye)
• İbni Hacer el-Askalani (Nüzhetü’n-Nazar, Fethu’l-Bari, Tehzib)
• es-Suyuti (Tedribu’r-Ravi)
• es-Sehavi (Fethu’l-Muğis)
• Hanefi Usûl Eserleri (Metodolojiyi izah için):
• es-Serahsi (Usul-ü Serahsi)
• el-Pezdevi (Kenzu’l-Vusul)
• Ebu Yusuf (er-Reddu ala Siyeri’l-Evzai)
• Rical ve Tabakat Eserleri:
• el-Mizzi (Tehzibu’l-Kemal)
• ez-Zehebi (Mizanu’l-İtidal, Siyeru A’lami’n-Nübela)
• Çağdaş Usûl Eserleri:
• Abdullah Aydınlı (Hadiste Tesbit Yöntemi) (Müellif bu eserden çokça istifade etmiştir.)
• Talat Koçyiğit (Hadis Usulü)
⚖️ Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
Eserin bütününe nazar edildiğinde, müellifin ortaya koyduğu şahitler (deliller) ve bunlardan çıkarılması gereken neticeler şunlardır:
Şahitler (Deliller):
• Hadis ilminin (Usûl, Rical, Cerh ve Tadil, İlel) tarih boyunca geçirdiği tekâmül ve bu ilimlerin kendi içindeki tutarlı metodolojisi.
• Muhaddisler ile Fukahanın (bilhassa Hanefilerin) hadisleri kabul etme veya tenkit etmedeki usûl farklılıkları (mesela Mürsel ve Meşhur hadis tanımları).
• Sahih hadislerin dahi Kur’an, diğer Sünnetler veya akıl ile zahiren tearuz edebileceği ve bu tearuzun ilmi yollarla (Nesh, Tercih, Telif) çözülmesinin bir zaruret olduğu .
• Hadislerin sadece senedinin değil, metinlerinin de tenkide tabi tutulmasının (Aişe (r.a.) validemizin bazı hadisleri Kur’an’a arzetmesi gibi ) ilk dönemlerden beri var olan bir usûl olduğu.
Çıkarılacak Sonuçlar:
• Hadis Tenkidi Bütüncül Bir İştir: Bir hadisin sıhhatine hükmetmek, sadece senedine bakıp “sahih” demekle bitmez. O hadisin metninin Kur’an’a, mütevatir sünnete, akla, dile ve tarihi vakıalara aykırı olmaması (şazz veya muallel olmaması) gerekir.
• “Sahih” Demek, “Amel Vacibdir” Demek Değildir: Bir hadisin “sahih” olması, onunla amelin her durumda vacib olduğu manasına gelmez. O hadisin, hüküm ifade eden diğer deliller (Kitap, İcma, Kıyas ve diğer Sünnetler) arasındaki yerinin bilinmesi lazımdır. Hadis mensuh (hükmü kalkmış), muhassas (hükmü kısıtlanmış) veya tevile (yoruma) muhtaç olabilir .
• Fıkıh (Dirayet) Olmadan Hadis (Rivayet) Yetersizdir: Eserin temel neticesi, hadis ilminin fıkıh ilmiyle (yani anlama ve hüküm çıkarma dirayetiyle) birleşmesi gerektiğidir. Sünneti fıkhetmek (anlamak), sadece lafızları nakletmekten daha mühimdir.
• Hadis Usûlü, İhtilafları Anlamak İçin Anahtardır: Müellif, Hanefi mezhebi gibi müesses fıkıh mekteplerinin neden bazı “sahih” hadislerle zahiren amel etmediğini , bunun bir hadis inkârı olmadığını, aksine o mektebin kendi Usûl-ü Hadis ve Usûl-ü Fıkıh metodolojisinden (Mürselin kabulü, Meşhurun kuvveti, Kıyasın yeri gibi) kaynaklandığını isbat etmektedir.
📌 Özet Notu ve Mühim İktibaslar
Bu eser, Hadis Usûlü ilmini, klasik tasniften farklı olarak , bir hadisin tedkik edilme sürecini “adım adım” takip eden tatbiki bir el kitabı (ilmihal) olarak sunmaktadır.
Müellif, hadis ilmini “sahibsiz bir arazi” gibi görerek kaideleri ve fukahanın usûlünü bilmeden hadisler hakkında hüküm veren (gerek toptan reddeden, gerekse lafzına takılıp fıkhı hiçe sayan) muhtelif gruplara ilmi bir cevap vermeyi gaye edinmiştir.
Kitabın özeti şu iktibaslarla ifade edilebilir:
“Elinizdeki bu kısa eser de nisbeten bir hadis usulü kitabıdır. Ancak klasik hadis usulüne dair kaleme alınan eserlerden başka bir şekilde tertib ve tasnif olunmuştur… usul kitaplarında belirlenen esasların nasıl tatbik olunacağına dair malumatlar bulunsun; Okuyan kişi bir hadis nasıl incelenir bunu adım adım görsün…”
“Şu halde hadislerin tesbiti hususunda en salim ve makbul yol, ön yargısız olarak hem senedi hem de metni hakkıyla incelemeye çalışmak olmalıdır.”
“Hadislerin bu ana ve tali ilim dalları çerçevesinde incelenilmeden aranılan ve arzulanılan hakikatlere ulaşmak kabil değildir.”
“Nitekim hadis ile fıkıh birlikte oldukları zaman tekemmül eder. Birbirlerinden ayrıldıkları zaman ise noksan kalır.”
Sonuç Notu: “Hadis İlmihali”, Usûl-ü Hadis ilminin sadece sened tenkidinden ibaret olmadığını, aynı zamanda bir metin tenkidi ve fıkıh (anlama) faaliyeti olduğunu güçlü bir şekilde müdafaa eden, muhtasar (kısa) fakat muhtevalı bir eserdir. Hadislerin anlaşılması ve onlardan hüküm çıkarılması (İkinci Kitap) üzerine yaptığı vurgu, eseri klasik usûl kitaplarından ayırarak “ilmihal” ismini haklı çıkarmaktadır.

✧✧

 


“Hadiste Metin Tenkidi” başlıklı eser.
Bu metin, hadîs ilminin sadece sened (nakledenler zinciri) tenkidiyle değil, aynı zamanda metin (muhteva) tenkidiyle de ne kadar derûnî bir şekilde meşgul olduğunu isbat etmeyi hedefleyen mühim bir akademik çalışmadır.
Aşağıda, metnin tafsilatlı bir dökümünü ve tahlilini bulacaksınız.
1. Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
Bu metin, hadîs ilmindeki “metin tenkidi” kavramını, tarihini, metodolojisini ve tatbikatını inceleyen akademik bir çalışmadır (bir kitap bölümü veya makaledir).
Eserin temel tezi, şarkiyatçılar ve bazı Müslüman müellifler tarafından yayılan, “hadîs imamlarının sadece rivayetlerin isnâd yönüyle yetindikleri, metin tenkidine yanaşmadıkları” şeklindeki iddiayı çürütmektir. Yazar, bu iddianın aksine, metin tenkidinin düşünce ve uygulama olarak Müslümanların yabancısı olmadığını ve hadîs usûlü ile fıkıh usûlü içinde bu tenkit mekanizmasının daima canlı tutulduğunu savunmaktadır.
Çalışma, modern tarihçilerin “dış tenkid” ve “iç tenkid” yöntemleriyle hadîs ilminin tenkit usûllerini mukayese etmekte , hadîs ilminin kendi sistematiğinin farklı ve daha şümullü olduğunu ortaya koymaktadır.
2. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Metnin ana gayesi, İslâm ilim geleneğindeki tenkit zihniyetinin altını çizmektir. Bu çerçevede şu mesajlar öne çıkmaktadır:
• Metin Tenkidi İslâmî Bir Uygulamadır: Şarkiyatçıların iddialarının aksine, hadîs ilmi hiçbir zaman “senedi sağlamsa metni ne olursa olsun kabul edelim” dememiştir. Sahîh hadîsin şartları arasında metnin “şâzz” (güvenilir râvîlerin rivayetlerine muhâlif) veya “illetli” (gizli bir kusur taşıyan) olmaması şartları, doğrudan metin tenkidiyle alâkalıdır.
• Fıkıh İlmi, Metin Tenkidinin Kalesidir: Metnin vurguladığı en mühim hususlardan biri, metin tenkidi işinin sadece muhaddislere bırakılmadığı, bilhassa fıkıh ve fıkıh usûlü âlimleri tarafından sistematik olarak yapıldığıdır. Hadîsler arasındaki teâruz (çatışma), cem’ (uzlaştırma) ve tercih (üstün olanı seçme) gibi usûl-i fıkıh bahisleri, baştan sona bir metin tenkidi faaliyetidir.
• Senedin Sıhhati Metnin Sıhhatini Gerektirmez: Metin, “isnadı sahîh” olmasının hadîsin tamamının “sahîh” olduğu manasına gelmeyebileceğini, metinde illet veya şâzlık olabileceğini ısrarla vurgular.
• Tenkit Zihniyeti Sahâbeye Dayanır: Hadîs metinlerini Kur’ân’a, bilinen diğer sünnetlere ve akl-ı selîme arz etme (sunma) tatbikatı bizzat Sahâbe döneminde, bilhassa Hz. Âişe ve Hz. Ömer tarafından titizlikle uygulanmıştır.
3. Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Eser, hadîs ilmindeki metin tenkidi uygulamalarını ve bu tenkidin dayandığı esasları (kriterleri) şu başlıklar altında toplamaktadır:
• Tarih Tenkidi ile Mukayese: Modern tarihçiliğin “iç tenkid” ve “dış tenkid” kavramlarının, hadîs ilmindeki isnâd ve metin tenkidine tam olarak tekabül etmediği, hadîs usûlünün râvîlerin tüm varyantlarını (tarîklerini) toplama ve râvîlerin psikolojik/sosyal şartlarını inceleme gibi konularda daha titiz olduğu tesbit edilir.
• Hadîs Istılahları Olarak Metin Tenkidi: Maklûb (ters çevrilmiş), müdrec (metne ilave yapılmış), musahhaf (hatalı yazılmış), şâzz (aykırı) ve münker (reddedilmiş) gibi hadîs tasniflerinin tamamı sened veya metin üzerinde yapılan tenkitlere dayanır.
• Muâraza (Mukayese) Sistemi: Hadîslerin sıhhatini tesbit için farklı rivayetlerin (tarîklerin) birbiriyle mukayese edilmesi , râvînin zabtını kontrol etmek için aynı hadîsin farklı zamanlarda sorularak denenmesi gibi yöntemler kullanılmıştır.
• Mevzûluk (Uydurma) Alâmetleri: Senedine bakılmaksızın, bir hadîsin metnindeki bazı özelliklerin onun uydurma olduğunu gösterebileceği belirtilir. Bunlar: Mantıksız ifadeler taşıması , tecrübe ve müşâhedeye aykırı olması , Kur’ân’ın sarih hükümlerine zıt olması , lafız veya manada bozukluk olması gibidir.
• Teâruz (Çatışma) Halinde Metin Tenkidi: Metin tenkidinin en geniş uygulama alanı, bir hadîsin daha kuvvetli bir delil ile çatışması (teâruz) halidir. Eser, bir hadîsin reddedilmesi veya te’vil edilmesi için şu kriterlere arz edildiğini belgeler:
• Kur’ân’ın Sarih Hükümlerine Muhalefet (Kur’ân’a Arz)
• Daha Kuvvetli Hadîslere (Mütevâtir/Meşhur Sünnete) Muhalefet
• İcmâ’a Muhalefet
• Dinin Genel ve Kesin Esaslarına Muhalefet
• Kıyâsa (Usûle/Genel Küllî Kaidelere) Muhalefet
• Akla Muhalefet
• Müşâhedeye, Tecrübeye ve İlme Muhalefet
• Tarihî Gerçeklere Muhalefet
• Umûm-u Belvâ (Herkesi İlgilendiren) Bir Konuda Tek Rivayet Olması
• Râvînin Kendi Rivayetine Muhalif Davranması
• Üslûb Tenkidi (Peygamber kelâmına benzememesi)
4. Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler
Metinden, eserin tezini en iyi özetleyen bazı iktibaslar şunlardır:
* (Şarkiyatçıların iddiası hakkında): “Hadis imamlarının geçmişte sadece rivayetlerin isnåd yönünden tenkidi ile yetindikleri, rivayetin metnini tenkide yanaşmadıkları şeklinde bir yargıda bulunmuşlar…” * (Ahmed Emin’in iddiası): “Cerh-ta’dîl âlimleri metin tenkidinden ziyade isnâd tenkidiyle uğraştılar. … Råvîlerin cerh ve ta’dîline verdikleri önemin çok cüz’i bir kısmını dahi bu alana yöneltmediler.” * (Yazarın cevabı): “Yani metin tenkidi işini, hadîs ve fıkıh ilmi aralarında bölüşmüşlerdir.” * (İsnâdın yeterli olmaması): “İmam Nevevî … ‘Herhangi bir hadisin senedi sahîh veya hasen iken, illet veya şazlıktan dolayı metni zayıf olabilir.'” * (Metin tenkidi sezgisi): İbnu’l-Kayyım’dan iktibas: “‘Sahîh sünnetleri hazmetmiş, onları eti kemiği haline getirmiş … kişiler mevzû hadîsleri senedine bakmadan tanıyabilir.'” * (Hz. Ömer’in Kur’ân’a arzı): “Hz. Ömer, bu rivayetini [Fâtıma bint Kays’ın nafaka hadîsini] ‘Boşanan kadınları evlerinden çıkarmayınız’ ayetine aykırı bulur ve ‘Unutması veya hata etmesi mümkün olan bir kadının rivayetiyle Rabbimizin kitabını terk etmeyiz’ der.” * (Aklî tenkit): İbnu’l-Cevzî’den iktibas: “‘Sen bir hadîsi akla ve din prensiplerine aykırı bulursan anla ki o hadîs uydurmadır.'” * (Kıyâsın manası): “Ebû Zehra’nın bu ifadelerinden anlaşıldığına göre, burada kıyas dendiğinde Kur’ân ve sünnetten çıkarılan genel kaideler anlaşılacaktır.”
• (Tarihî tenkit): İbnu’l-Cevzî’nin tenkidi: “(Göz hastalığı için) Mushafa bakmamı tavsiye etti.’ İbnu’l-Cevzî bu hadîsî ‘Hz. Peygamber devrinde mushaf mi vardı ki baksın?’ diye tenkid etmektedir.” * (Tenkide muhalefet): İbnu’l-Kayyım’dan iktibas: “Bizim inancımıza göre hadis sahih olduğu sürece, başka bir hadis tarafından nesh edilmemişse, muhalefet edenlere itibar etmeksizin amel etmemiz farzdır.”
5. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
Metin, hadîslerdeki metin tenkidi geleneğinin varlığını ispatlamak için bizzat bu geleneğin mahsulü olan birçok klasik esere ve âlime atıfta bulunmaktadır. Eserin kendi içinde zikrettiği ve bu tenkit zihniyetini temsil eden başlıca kaynaklar ve şahsiyetler şunlardır:
• Hz. Âişe (ve onun tenkitlerini toplayan Zerkeşî’nin “el-İcâbe” adlı eseri)
• Hatîb el-Bağdâdî ve eseri “el-Kifâye”
• İbnu’l-Cevzî (ve onun Mevzûât’ı [Uydurma Hadisler] ile ilgili çalışmaları)
• İbnu’l-Kayyım ve eseri “Menârü’l-Münif” (Bu eser, senede bakmaksızın bir hadîsin uydurma olduğunu anlamanın kaidelerini içerir)
• İbn Kuteybe ve eseri “Te’vîlu Muhtelifi’l-Hadîs” (Akla veya diğer naslara aykırı görünen hadîslerin te’vilini yapar)
• İbn Fûrek ve eseri “Müşkilu’l-Hadîs” (İtikâdî esaslara aykırı görünen hadîslerin te’vilini yapar)
• Usûl-i Fıkıh İmamları: Cessâs , Pezdevî , Serahsî , Gazzâlî , Şâtıbî gibi usûlcülerin eserleri, hadîslerin genel esaslara arzı konusunda temel kaynaklar olarak zikredilir.
6. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
Metnin ortaya koyduğu tezleri destekleyen en kuvvetli şâhidler (örnekler) ve bu şâhidlerden çıkarılacak sonuçlar şunlardır:
Şâhidler (Örnek Tatbikatlar)
• Hz. Âişe’nin Tenkidi: Metnin en çok vurguladığı şâhid Hz. Âişe’dir.
• Örnek: Hz. Ömer ve İbn Ömer’den nakledilen “Ailesinin ağlamasından dolayı ölüye azab edilir” rivayetini duyduğunda, bunun Kur’ân’daki “Kimse kimsenin günahını yüklenmez” (Necm: 38, En’âm: 164 vb.) mealindeki ayetlere aykırı olduğunu belirtmiş; râvîlerin hata ettiğini veya unuttuğunu , hadîsin aslının, ailesi ağlarken kabirde azap gören bir kâfir (Yahudi) hakkında olduğunu söyleyerek metni tashih etmiştir.
• Ebû Hanîfe’nin Tenkidi:
• Örnek: “Ganimetten ata iki, gaziye bir hisse verilmesini” ifade eden hadîs hakkında “Ben hayvanın hissesinin, mü’minin hissesinden çok olmasını kabul edemem” dediği nakledilir. Bu, hadîsi genel adalet prensibine (kıyâsa) arz etmektir.
• İmam Mâlik’in Tenkidi:
• Örnek: “Köpeğin yaladığı kabın yedi defa… yıkanmasını” emreden hadîs karşısında, Kur’ân’ın köpeğin avladığının yenilmesine izin vermesine (Mâide 4) dikkat çekerek, bu hadîsi Kur’ân’ın genel ruhuna (asıllara) aykırı bulmuştur.
• Tarihî Tenkit:
• Örnek: “Mescide kandil takan kimse için…” sevap vaat eden hadîsin, Zehebî tarafından “Hz. Peygamber’in hayatı boyunca mescidde ne kandil yakıldı, ne de hasır serildi” denilerek, tarihî vakıaya (anokronizm) aykırılık sebebiyle reddedilmesi.
Çıkarılacak Sonuçlar
• Hadîs ilmi, sadece “nakil” değil, aynı zamanda “akıl”, “usûl”, “dirâyet” ve “tenkit” ilmidir.
• İslâm âlimleri (muhaddisler, fukahâ ve kelâmcılar) nasları (ayet ve hadîsleri) hiçbir zaman birbirinden kopuk ele almamışlardır. Onları daima Kur’ân, mütevâtir sünnet, icmâ, akl-ı selîm ve dinin küllî kaideleri süzgecinden geçirmişlerdir.
• Bir rivayetin senedinin sahîh olması, onun tenkit edilemez olduğu manasına gelmez.
• Metinde de belirtildiği gibi, sonraki dönemlerde bu tenkit zihniyeti zayıflamış, “nakilcilik ve derlemecilik” öne çıkmıştır.
• Metin, günümüz Müslümanlarına, sünneti “asrın idrâkine” sunabilmek için bu klasik ve ilmî metin tenkidi geleneğini yeniden ihya etme vazifesini hatırlatmaktadır.
7. Kitabın Özeti ve Sonuç Notu
Bu çalışma, “Hadîste Metin Tenkidi”nin, İslâm ilim geleneğinin aslî ve sistematik bir parçası olduğunu muhtelif cepheleriyle ortaya koyan ilmî bir savunmadır. Eser, bu tenkit faaliyetinin sadece şarkiyatçılara veya modernistlere ait bir çaba olmadığını, bizzat Sahâbe, Tâbiîn ve mezhep imamları tarafından titizlikle yürütüldüğünü delillendirmektedir.
Özetle:
Yazar, hadîs ilminin, rivayetin sıhhatini tesbit için hem “isnad tenkidi” (dış tenkit) hem de “metin tenkidi” (iç tenkit) adı verilen iki kanatlı bir yapıya sahip olduğunu savunur. İsnadın sahîh olmasının tek başına yeterli olmadığını , metnin de Kur’ân’a , akla , tarihî gerçeklere , tecrübeye ve dinin genel ilkelerine aykırı olmaması gerektiğini vurgular.
Hz. Âişe’nin ve Hz. Ömer’in Kur’ân’a aykırı buldukları rivayetleri reddetmelerini, fukahânın teâruz (çatışma) başlığı altında yaptığı tercih ve te’villeri ve muhaddislerin mevzuluk alâmetleri listelerini, bu tenkit zihniyetinin en bariz delilleri olarak sunar.
Sonuç olarak bu metin, hadîs ve sünnetin anlaşılmasında, sadece rivayet zincirine değil, aynı zamanda rivayetin muhtevasına da odaklanan bütüncül bir usûl (metodoloji) teklif etmektedir. Bu usûl, İslâm düşüncesinin kendi klasik kaynaklarında mevcuttur ve yeniden canlandırılması gerekmektedir.
Başka bir tahlil veya mukayese arzu ederseniz, lütfen belirtiniz.

✧✧

“Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi” Cilt 1 (Kitap 1 ve 2) ve Cilt 2 (Kitap 1) nüshaları .

Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
Bu eser, 17. asırda yaşamış meşhur seyyah Evliya Çelebi’nin on ciltlik muazzam “Seyahatnâme”sinin günümüz Türkçesine aktarılmış bir neşridir.
• Hazırlayanlar: Eser, Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı tarafından hazırlanmıştır.
• Kaynak Esas: Bu çalışma, eserin en mühim ve tam nüshası kabul edilen “Topkapı Sarayı Kütüphanesi, Bağdat 304 Numaralı Yazmadan” ve merhum Orhan Şaik Gökyay’ın bu nüshadan yaptığı Latin harflerine aktarılmış metni esas alarak hazırlanmıştır.
• Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları (YKY) tarafından neşredilmiştir.
• Muhteva (Cilt 1): Birinci cildin tamamı (Kitap 1 ve Kitap 2), Evliya Çelebi’nin doğum yeri olan İstanbul’a ayrılmıştır. Bu ciltte İstanbul’un tarihçesi, efsanevî kurucuları , tılsımları , madenleri , fetihleri (Arap akınları ve Fatih Sultan Mehmed tarafından fethi ), selâtin camileri (Ayasofya , Fatih, Süleymaniye vb. ), medreseler, tekkeler, saraylar, hamamlar , sultanların, vezirlerin ve evliyaların türbeleri detaylıca tasvir edilir. Cildin ikinci kitabı , Galata , Tophane , Boğaziçi köyleri (Beşiktaş, Üsküdar, Rumeli Hisarı vb. ) ve Sultan IV. Murad’ın emriyle tertip edilen meşhur esnaf alaylarının dökümüyle devam eder.
• Muhteva (Cilt 2): İkinci cilt, Evliya Çelebi’nin asıl seyahatlerinin başladığı cilttir. 1050 (1640) senesinde İstanbul’dan ayrılarak Bursa’ya (Osmanlı’nın ilk payitahtı olması hasebiyle sultan türbeleri ve kaplıcaları detaylı anlatılır) geçer. Seyahat buradan Bolu , Karadeniz sahili boyunca Amasra , Sinop , Samsun , Trabzon şehirlerine; oradan Kafkasya (Abaza diyarı) ve Kırım’a (Azak gazası ) uzanır. Bu cilt ayrıca Girit Adası seferi ve 1050 (1640) senesinde Defterdarzâde Mehmed Paşa ile Erzurum’a yaptığı ayrı bir seyahati ve oradan Azerbaycan’a (Nahşıvan , Tebriz ) yaptığı yolculuğu da ihtiva eder.
Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Bu eserin iki farklı katmanda mesajı bulunmaktadır:
• Evliya Çelebi’nin Mesajı: Evliya Çelebi’nin gayesi, gördüğü meşhur rüya üzerine (“Şefaat yâ Resûlallah” yerine “Seyahat yâ Resûlallah” demesi ) başladığı elli bir yıllık seyahatlerinde şahit olduğu her şeyi kayda geçirmektir. Sa’d b. Ebî Vakkas’ın rüyadaki tavsiyesi üzerine, gezdiği memleketlerin “kalelerini, acayip ve garip eserleri, her beldenin övüleceklerini, sanatlarını, yiyecek ve içeceklerini… yazıp bir eser” bırakmayı hedeflemiştir. Eser, 17. asır Osmanlı coğrafyasının ve komşularının beşerî, coğrafî ve kültürel bir panoramasını sunarak, o devrin hayatını, zenginliğini ve çeşitliliğini gelecek nesillere aktarma mesajı taşır.
• Hazırlayanların (Kahraman ve Dağlı) Mesajı: Eserin “Sunuş” ve “Giriş” kısımlarında belirtildiği üzere, hazırlayanların mesajı; daha evvel ya sansürlü, eksik yahut 17. asır dilinin ağırlığı sebebiyle geniş kitlelere ulaşamayan bu temel eseri, “herkesin anlayabileceği günümüz Türkçesiyle” sunmaktır. Amaç, Evliya Çelebi’nin “üslûbuna mümkün olduğu kadar sadık kalarak” bu muazzam kültür hazinesinin “çok daha geniş kesimlerce okunması, bilinmesi” ve Türkiye’de (geçmişte) esere gösterilen ilgisizliği telafi etmektir.
Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Kitabın tamamı bir “tesbit” vesikasıdır. Evliya Çelebi gördüğü, duyduğu ve bizzat yaşadığı hadiseleri kaydetmiştir. Başlıca tesbitler şunlardır:
• Tarihî ve Coğrafî Tasvirler: Gezilen şehirlerin (İstanbul [Cilt 1], Bursa [Cilt 2], Trabzon [Cilt 2], Erzurum [Cilt 2] vb.) kalelerinin yapıları , büyüklükleri (adım ve arşın ile ), kapıları , mahalle, cami, medrese, han, hamam ve imaret sayıları gibi istatistikî bilgiler.
• İdarî ve Askerî Yapı: Osmanlı Devleti’nin eyalet ve sancak dökümleri , şehirlerin idarecileri (hakimleri) ve Tophane gibi askerî imalathanelerin işleyişi.
• Sosyolojik Tesbitler (Esnaf Alayları): En mühim tesbitlerden biri, Cilt 1, Kitap 2’de yer alan esnaf alayıdır. Sultan IV. Murad’ın Bağdad seferi öncesi İstanbul’da yaptırdığı bu resmigeçitte , Evliya Çelebi 1001 esnafı (metinde 1100 sınıf ) tasvir eder. Hekimler , ekmekçiler , gemiciler , kasaplar , müzisyenler (hanende, sazende) ve hatta hırsızlar, deyyuslar gibi toplumun her kesimini, giyimlerini, şakalarını ve en mühimi “pirlerini” (patron saint) kaydetmiştir.
• Etnografik ve Dilbilimsel Bilgiler: Gezdiği bölgelerdeki halkların (mesela Abaza kavmi , Acemler ) örf ve adetleri, giyim-kuşamları , dilleri (Abaza ve Acem dillerinden örnekler) ve lehçeleri (Bursa lehçesi ).
• Biyografik Bilgiler: Gördüğü yerlerde medfun bulunan sultanların (Osman Gazi , Orhan Gazi , Murad Hüdavendigâr vb.), vezirlerin, âlimlerin ve evliyaların (Emir Sultan , Hacı Bektaş-ı Veli , Sarı Saltık vb.) hayat hikâyeleri ve türbelerinin tasvirleri.
• Doğa Tarihi ve Harikalar: İstanbul’un tılsımları , madenleri , Bursa kaplıcalarının faydaları , Keşiş Dağı’ndaki “âb-ı zülal kurdu” , Erzurum’daki taşlaşmış ejderha gibi olağandışı hadiseler ve inanışlar.
Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler
• Seyahatin Başlangıcı (Rüya): “Mübarek ellerini öp” deyince ağlamaklı olup mübarek ellerine küstahane dudaklarımı vurup mehâbetinden, “Şefaat yâ Resûlallah” diyecek yerde, “Seyahat yâ Resûlallah” demişim. Hemen Hazret tebessüm edip, “Allah’ım, şefaati, seyahati ve ziyareti sağlık ve esenlikle kolaylaştır.” deyip “Fâtiha” dediler.
• Seyahatin Gayesi (Rüyadaki Nasihat): “…gezip dolaştığın memleketleri, kaleleri, acayip ve garip eserleri, her beldenin övüleceklerini, sanatlarını, yiyecek ve içeceklerini, arz ve tûllarını (paralel ve meridyenlerini) yazıp bir eser eyle…” (Sa’d b. Ebî Vakkas’ın sözü).
• Babasının Nasihati: “Geçmiş padişahların… bütün ziyaretgahları, her diyarda olan ovaları, çölleri, yüce dağları ve taşları, ağaçları ve yöreleri özellikleriyle kaydet, havası ve suyunu, görmeye değer eserleri ve kalelerini, fatihleri, yapıcıları ve büyüklükleriyle yazıp Seyahatname adıyla bir kitap telif eyle.”
• İstanbul’un Fethi (Hadis): “Kostantiniyye mutlaka fetholunacaktır, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”
• Hezarfen Ahmed Çelebi: “…Sultan Murad Han, Sarayburnu’nda Sinanpaşa köşkünde seyr ederken Galata kulesinin en tepesinden Ahmed Çelebi lodos rüzgarıyla uçup Üsküdar’da Doğancılar Meydanı’na düşmüştür. Sonra Murad Han bir kese altın ihsan edip Hezarfen Ahmed Çelebi’yi Cezayir’e sürmüştür.”
• Lağari Hasan Çelebi (Roketçi): “… okka baruttan yedi kollu bir fişeng icat edip Sarayburnu’nda padişah huzurunda derya üzere fişeğe bindi… ‘Padişahım seni Buda’ya ısmarladım. İsa Peygamber ile konuşmaya gideriz.’ diye göklere yükselirken… Sinanpaşa Kasrı önünde denize düşüp yüzerek çıplak padişah huzurunda yer öpüp, ‘Padişahım, İsa Peygamber padişahıma selam eyledi’ diye şakalar etti.”
• Hazırlayanların Hissiyatı (Sunuş): “Ama günümüz Türkçesiyle yapılan bu yayından alınacak tadın da olsa olsa ‘diyet baklava’ tadında olacağını biliyoruz.”
Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
Evliya Çelebi, bu eseri (Seyahatnâme) telif ederken hem kendi şahitliğine hem de görüştüğü kişilerin rivayetlerine ve daha eski kaynaklara müracaat etmiştir.
• Evliya’nın Zikrettiği Kaynaklar: Evliya Çelebi, hadiseler için sık sık “Yunan tarihçisi Yanevan” , “Yunan Tarihleri” , “Tuhfe adlı tarihte” , “Siyer kitapları” , “Müslim ve Buhâri” , “Câmiü’s-sağîr” , “Fütüvvetnâme-i Muhammedî” ve “Kemal Paşazâde” gibi yazılı kaynaklara atıf yapar.
• Hazırlayanların Kaynakları: Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı ise bu modern neşri hazırlarken, eserin asıl yazma nüshası olan “Topkapı Sarayı Kütüphanesi, Bağdat 304 Numaralı Yazmadan” ve Orhan Şaik Gökyay’ın bu yazmayı esas alan transkripsiyonunu kullanmışlardır. Tarihlerin çevrilmesi için de Tarih Kurumu’nun “Tarih Çevirme Kılavuzu” kullanılmıştır.
Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
• Şahitler:
• Eserin birinci ve en mühim şahidi, bizzat seyyahın kendisi, yani Evliya Çelebi’dir. Hadiselerin büyük çoğunluğunu “hakîr” (kulunuz, ben) diyerek birinci ağızdan nakleder (Örn: Rüyası , babasının nasihati , Kırım’dan dönerken bindiği geminin batması , IV. Murad’ın meclisindeki musiki faslı ).
• Evliya Çelebi’nin bulunmadığı (özellikle eski tarihlere ait) hadiseler için, ya zikrettiği tarih kitaplarını ya da güvendiği şahısların rivayetlerini “şahit” gösterir. Mesela, Cem Sultan hadisesini “Sukemerli Koca Mustafa Çelebi”den nakleder. Ayasofya’daki Kırklar Makamı’nın kerametini “Gülabi Ağa”nın başından geçenler üzerinden anlatır. Dalgıç Hacı Nasır’ın balina karnındaki macerasını ve Unkapanı’ndaki acayip çocuğun hikayesini bizzat duyduğu şahitlerden iktibas eder.
• Çıkarılacak Sonuçlar:
• Evliya Çelebi’nin 17. asırda elli yılı aşkın bir süre boyunca yaptığı seyahatler, onu sadece bir gezgin değil, aynı zamanda devrinin en mühim tarihçisi, coğrafyacısı, etnografı ve dilbilimcisi yapmıştır.
• Eser, Evliya Çelebi’nin (geçmişte bazılarınca iddia edildiği gibi) mübalağacı bir masalcı olmadığını , bilakis son derece dikkatli bir gözlemci ve “tesbit” ehli olduğunu ispatlamaktadır.
• Seyahatnâme, 17. asır Osmanlı İmparatorluğu’nun ve komşu coğrafyaların (Kafkasya, İran, Kırım vb.) idarî, içtimaî, dinî ve iktisadî yapısını anlamak için eşi bulunmaz bir birincil kaynaktır.
• Bu modern Türkçe neşir, eserin orijinal diline ve üslubuna mümkün mertebe sadık kalarak, bu büyük kültür mirasını günümüz okuyucusunun idrakine sunma vazifesini üstlenmiştir.
Özet Notu ve Sonuç
Elinizdeki bu kitaplar, Evliya Çelebi’nin 10 ciltlik Seyahatnâmesinin, Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı tarafından günümüz Türkçesine aktarılan ilk ciltleridir. Bu neşrin gayesi, 17. asır dilinin zorluklarını aşarak eseri geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşturmaktır.
Cilt 1 (Kitap 1 ve 2), bir seyahatnâmeden ziyade, Evliya Çelebi’nin doğduğu şehir olan İstanbul hakkında yazılmış muazzam bir monografidir. İstanbul’un tarihinden tılsımlarına , fethinden mimari eserlerine (camiler, saraylar, hamamlar ) ve en önemlisi IV. Murad devrindeki 1001 esnafın alay geçişine kadar her yönünü kayda geçirir.
Cilt 2 (Kitap 1) , Evliya’nın meşhur rüyasından aldığı ilhamla 1050 (1640) yılında başladığı asıl seyahatlerini ihtiva eder. Bursa’dan başlayarak Karadeniz sahilini, Trabzon’u , Kafkasya’yı , Kırım’ı , Girit seferini ve Erzurum ile İran’a yaptığı yolculukları tasvir eder.
Sonuç olarak; bu eser, Evliya Çelebi’nin “şahitliğinde” 17. asır dünyasını tasvir eden birincil bir kaynaktır. İçerdiği “bilgi, belge ve tesbitler”, dönemin sosyolojisi, idaresi, mimarisi, dili ve folkloru için paha biçilmez bir hazinedir. Hazırlayanların amacı, bu hazineyi aslına sadık kalarak modern okuyucuya ulaştırmaktır.

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi

3. Cilt, 1. Kitap 1ve 2. Cilt, 2. Kitap dosyalarınız incelenmiştir.

1. Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
Bu eser, “Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnâmesi: Konya – Kayseri – Antakya – Şam – Urfa – Maraş – Sivas – Gazze – Sofya – Edirne” başlığını taşımaktadır.
• Cilt ve Baskı: Evliya Çelebi’nin 10 ciltlik meşhur eserinin 3. Cildinin 1. Kitabıdır.
• Hazırlayanlar: Eser, Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı tarafından “günümüz Türkçesiyle” yayına hazırlanmıştır.
• Yayınevi ve Basım: Yapı Kredi Yayınları (YKY) tarafından (YKY – 2353, Edebiyat – 717 serisi) İstanbul’da, Haziran 2006’da 1. Baskı olarak neşredilmiştir.
• Editör: Kitabın editörlüğünü M. Sabri Koz yapmıştır.
• Kapak: Kapakta, Charles Texier’in 1849 tarihli Description de l’Asie Mineure eserinden alınma “Konya Pazar Kapısı” gravürü kullanılmıştır.
• Usûl (Method): Kitabın “Giriş” bölümünde , bu neşrin gayesinin, daha evvelki sansürlü veya lüzumsuz görülerek çıkarılmış kısımları ihtiva eden tam bir metni, “herkesin anlayacağı günümüz Türkçesi” ile okuyucuya sunmak olduğu belirtilmiştir.
2. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Bu eserin iki katmanlı mesajı vardır: Hazırlayanların (Yayınevinin) Mesajı ve Evliya Çelebi’nin (Asıl Metnin) Mesajı.
• Hazırlayanların Mesajı: “Giriş” bölümünde belirtildiği üzere, yayınevinin temel mesajı, Evliya Çelebi’nin “dünyanın saygın eserleri arasında yerini almış” “mümtaz bir yere sahip” bir şahsiyet olduğu ve eserinin Türkiye’de “hak ettiği ciddiyette ilgi görmediği” yönündeki “yanlış kanaat ve eksik bilgi”yi düzeltmektir. Amaç, bu külliyatı sansürsüz ve tam bir şekilde modern okuyucuya ulaştırmaktır.
• Evliya Çelebi’nin Mesajı: Bu cildin temel gayesi, “1058 yılı Şaban [Temmuz-Ağustos 1648] ayının sonunda Üsküdar’dan Şam’a gittiğimiz menzilleri bildirir” ifadesiyle başlar. Evliya Çelebi’nin bu seyahate çıkış niyeti, “hacca gitmek arzuları düşüp tertemiz niyet ile yola çıktık” şeklinde ifade edilir. Dolayısıyla kitabın ana mesajı, 1648-1650 yılları arasında Osmanlı coğrafyasının Asya ve Rumeli kısımlarındaki idari, sosyal, askeri ve coğrafi vaziyeti birinci elden şahitlikle kayda geçirmektir.
3. Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Bu cilt, 1058 (1648) ile 1060 (1650) yılları arasını kapsayan altı ana seyahati ve Melek Ahmed Paşa’nın azline dair siyasi hadiseleri ihtiva eder.
Başlıca Tesbitler ve Seyahat Rotaları:
• Birinci Seyahat (Şam Yolculuğu): 1058 (1648) yılında Üsküdar’dan başlar. İznik , Söğüt (Ertuğrul Han ziyareti) , Seyyid Battal Gazi Kalesi , Konya (ve Meram’ın tafsilatlı tasviri) , Ereğli (ve meşhur su mucizesi) , Adana , Antakya (ve Habib-i Neccâr ziyareti) , Hama , Humus üzerinden Şam’a varışı anlatır.
• İkinci Seyahat (İstanbul’a Ulaklık): Şam’dan İstanbul’a “ulaklık” vazifesiyle dönüşünü ve bu esnada “Celâlî Gürcü Nebi, Haramî Katırcıoğlu ve adamlarının isyanının sebebini bildirir” başlığı altında Üsküdar’daki cenge şahitliğini aktarır.
• Üçüncü Seyahat (Dürrüzî Seferi): 1059 (1649) yılında Şam eyalet askeriyle Dürrüzî Maanoğulları’ndan “mal bakayası tahsil etmek için” yapılan seferi anlatır. Bu rota Ba’albek, Akka, Safet, Remle ve Gazzetü’l-Hâşim (Gazze) şehirlerini kapsar.
• Dördüncü Seyahat (Şam’a Dönüş): Gazze’den Şam’a dönüşü kısaca bildirir.
• Beşinci Seyahat (Rum Diyarı Seferi): 1059 (1649) yılında Şam’dan “Rum diyarına” (Anadolu) gider. Haleb (Aleppo), Urfa (Ruha), Harran, Rakka, Harput, Muş, Bingöl Yaylası ve Sivas’a varışını tafsilatıyla kaydeder.
• Altıncı Seyahat (İstanbul’a Dönüş): 1060 (1650) yılında Sivas’tan İstanbul’a döner. Zile, Çorum, İskilip, Merzifon, Gümüş, Çankırı, Mudurnu ve Göynük menzillerini anlatır.
• Siyasi Hadiseler ve Rumeli’ye Geçiş: Cildin son bölümü, Melek Ahmed Paşa’nın sadrazamlığı, “Büyük zulüm ve acı musibetin anlatılması” başlığıyla esnaf ayaklanması sonucu azledilmesi ve hakîr Evliya’nın “ilk defa Rumeli’ne seyahate” çıkarak Melek Ahmed Paşa ile Özü eyaletine gidişini (Silivri, Çorlu, Burgaz, Aydos) anlatarak son bulur.
4. Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler (İktibaslar)
• Evliya’nın Seyahat Sebebi: “Bu garip ve kusurlarla dolu riyasız Evliya’ya da cennet kokulu Şam yoluyla hacca gitmek arzuları düşüp tertemiz niyet ile yola çıktık.”
• Konya Meram’a Hayranlığı: “Gerçekten de bu hakîr de bu Konya gezisine gelinceye kadar 20 sene seyahatimiz olup böyle bir bahçe ve böyle güzel bir yeşillik görmedim.”
• Ereğli Mucizesine Vurgu: “Kâinatın Serveri Mucizesinin bildirilmesi, Cemâlî nazmı ile Ereğli övgüsü.” (Bu başlık altında, Peygamber Efendimizin (s.a.v) ağız suyunun (ağız bârı) Hz. Ömer vasıtasıyla Ereğli’ye gönderilip burada bir pınar oluşturmasını anlatan uzun bir manzume yer alır.)
• Azledilme Hadisesi: “Melek Ahmed Paşa’nın azline sebep olan madde ve sanat ehlinin ayaklanması.”
• Rumeli’ye İlk Çıkış: “Efendimiz Melek Ahmed Paşa ile Özü eyaletine bu hakîrin ilk defa Rumeli’ne seyahate çıkıp seyrettiğimiz köyleri, kasabaları ve kaleleri bildirir.”
5. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
Bu eserin (3. Cilt, 1. Kitap) “Giriş” bölümü, eserin kendisinin ve Evliya Çelebi’nin ilmi değerini destekleyen bazı kaynaklara ve çalışmalara atıfta bulunur:
• Evliya Çelebi Bibliyografyası: Eserin “Giriş” bölümü, Evliya Çelebi hakkında “çok geniş bir bibliyografyaya sahip” olduğunu, hakkında “enstitüler kurulmuş, ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenmiştir” ifadeleriyle belirtir.
• Yayınevinin Diğer Eserleri: Kitabın başında, YKY tarafından neşredilen hem orijinal “Çevriyazı” (10 Kitap) hem de “Günümüz Türkçesiyle” (diğer ciltler) serisi, bu cildin muhtevasını destekleyen ve tamamlayan ana kaynaklar olarak listelenmiştir.
• Tarihi Kaynaklar (Metin İçinde):
• Yanvan Tarihi: Evliya Çelebi, İznik Kalesi’ni Ereğli Kalesi’ni anlatırken “Yunan dilinde yazılmış Yanvan Tarihi’nde” veya “Rum tarihçileri” gibi ifadelere yer vererek kendi tesbitlerini tarihi kaynaklarla destekler.
• Gravür Kaynağı: Kapakta kullanılan gravür için Charles Texier, Description de l’Asie Mineure (Paris, 1849) eseri kaynak gösterilmiştir.
• Tarih Çevirme Kılavuzu: Hazırlayanlar, Hicri tarihleri Miladiye çevirmek için Tarih Çevirme Kılavuzu (Yücel Dağlı, Cumhure Üçer, Ankara, 1997) kullandıklarını belirtmişlerdir.
6. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
• Şahitler:
• Bu cildin tamamındaki ana şahit, hadiseleri bizzat yaşayan “Hakîr” yani Evliya Çelebi’nin kendisidir.
• Evliya Çelebi, anlatımını güçlendirmek için hadiselere şahit olan veya rivayet eden başka kişilere de atıfta bulunur. Örneğin, Haleb’deki bir hadiseyi “Şamlı Molla Yahya’nın anlatımıyla” aktarır.
• Çıkarılacak Sonuçlar:
• Devletin Büyüklüğü ve Çeşitliliği: 17. yüzyıl ortasında Osmanlı Devleti, Konya’daki Mevlevî kültüründen Şam ve Gazze’deki Arap ve Dürrüzî yaşantısına, Bingöl yaylalarından Rumeli’deki Aydos’a kadar muazzam bir coğrafi ve kültürel çeşitliliğe sahipti.
• Siyasi İstikrarsızlık: Kitap, 1648-1650 arasının yoğun bir siyasi buhran dönemi olduğunu göstermektedir. Evliya Çelebi, Celâlî Gürcü Nebi’nin Üsküdar’daki isyanına ve Sadrazam Melek Ahmed Paşa’nın İstanbul’daki esnaf ayaklanmasıyla azledilmesine bizzat şahit olmuştur.
• Evliya’nın Rolü: Evliya Çelebi sadece bir seyyah değil, aynı zamanda devletin resmi veya gayriresmi vazifelerini (ulaklık, vergi tahsili, paşa refakati) yürüten, siyasi hadiselerin merkezinde yer alan bir aydındır.
• Metnin Ehemmiyeti: Bu eserin “günümüz Türkçesiyle” ve “sansürsüz” yayımlanması, dönemin sosyal, idari ve askeri yapısını birinci elden bir şahidin gözünden anlamak için kritik bir kaynak teşkil etmektedir.
7. Kitabın Genel Yönleri ve Önemli Noktalarıyla İktibas Edilerek Hazırlanmış Sonuç ve Özet Notu
Özet Not:
“Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnâmesi”nin 3. Cildinin 1. Kitabı , Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı tarafından hazırlanmış ve YKY tarafından 2006’da neşredilmiştir. Bu cilt, Evliya Çelebi’nin 1058 (1648) ile 1060 (1650) yılları arasındaki altı büyük seyahatini ve Melek Ahmed Paşa’nın azli gibi kritik siyasi hadiseleri ihtiva eder.
Genel Yönleri ve Önemli Noktaları (İktibaslar):
Eser, Evliya Çelebi’nin “hacca gitmek arzuları” ile 1058 (1648) yılında “Üsküdar’dan Şam’a gittiğimiz menzilleri bildirir” ifadesiyle başlar.
• Anadolu Güzergahı ve Tesbitleri: Bu ilk seyahatte İznik , Söğüt , Eskişehir , Seyyid Battal Gazi Türbesi gibi Osmanlı’nın kuruluş merkezlerini ziyaret eder. Konya ve bilhassa Meram Bağı hakkındaki müşahedeleri dikkat çekicidir. Meram için, “Gerçekten de bu hakîr de bu Konya gezisine gelinceye kadar 20 sene seyahatimiz olup böyle bir bahçe ve böyle güzel bir yeşillik görmedim” tesbitinde bulunur.
• Menkıbeler ve Rivayetler: Cilt, coğrafi bilgilerin yanı sıra meşhur menkıbelere de yer verir. Bunların en hacimlisi, Ereğli’de geçen ve “Kâinatın Serveri Mucizesinin bildirilmesi” başlığıyla sunulan, Hz. Peygamber’in (s.a.v) mucizevi ağız suyunun Hz. Ömer vasıtasıyla Rum Kayseri Harkil’e gönderilerek bir pınar oluşturmasını anlatan uzun manzum hikâyedir.
• Güney ve Doğu Seyahatleri: Şam’a varışının ardından, Evliya’nın vazifesi değişir. 1059 (1649) yılında “Maanoğulları üzerine gittiğimiz menzilleri” anlatarak Dürrüzîlerden vergi toplamak için Lübnan Dağları, Ba’albek, Akka, Safet ve Gazze’ye uzanan seferini kaydeder. Aynı yıl içinde Şam’dan Haleb’e, oradan da Fırat’ı geçerek Urfa, Harran, Harput, Muş ve Bingöl Yaylası üzerinden Sivas’a ulaşır.
• Siyasi Çalkantılar ve Rumeli’ye Geçiş: Cildin son bölümü, Evliya Çelebi’nin İstanbul’daki siyasi çalkantılara birinci elden şahitliğini gösterir. “Melek Ahmed Paşa’nın Sadrazamlığı” ve ardından esnaf ayaklanması sonucu “azledilmesi” hadiselerini tafsilatıyla anlatır. Cilt, Evliya’nın “ilk defa Rumeli’ne seyahate çıkıp” azledilen Melek Ahmed Paşa ile birlikte Özü (Silistre) eyaletine doğru yola çıkışını (Çekmece, Silivri, Çorlu, Burgaz üzerinden) anlatarak sona erer.
Sonuç: Bu cilt, Evliya Çelebi’nin 17. yüzyıl ortasında (1648-1650) Anadolu’nun merkezinden güneyine (Şam, Gazze), doğusuna (Urfa, Harput, Sivas) ve Rumeli’nin başlangıcına (Silivri, Burgaz) yaptığı seyahatlerin “günümüz Türkçesiyle” sunulmuş halidir. Eser, coğrafi tasvirlerin yanı sıra, menkıbeler, sosyal tesbitler ve Celâlî isyanları gibi mühim siyasi hadiselere dair birinci elden şahitlikler ihtiva etmesi bakımından paha biçilmez bir tarihi belge niteliğindedir.

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nin 3., 4. ve 5. Ciltlerine ait bölümler.

Bu dosyalar, Evliya Çelebi’nin 17. yüzyıldaki seyahatlerinin modern Türkçe’ye aktarılmış halidir.
İşte bu kaynaklara dayanarak hazırladığım tafsilatlı cevap:
Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
İncelemekte olduğumuz “kitap”, Evliya Çelebi (Evliyâ Çelebi) tarafından kaleme alınan 10 ciltlik muazzam Seyahatnâme’nin günümüz Türkçesine uyarlanmış muhtelif ciltleridir. Elimizdeki nüshalar, Yapı Kredi Yayınları (YKY) tarafından neşredilmiştir.
Bu modern neşrin hazırlayanları Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı’dır.
Elimizdeki mevcut dosyalara göre muhteva dökümü şöyledir:
• 3. Cilt, 2. Kitap: Konya, Kayseri, Antakya, Şam, Urfa, Maraş, Sivas, Gazze, Sofya ve Edirne gezilerini ihtiva eder.
• 4. Cilt, 1. ve 2. Kitap: Bağdad, Basra, Bitlis, Diyarbakır, Isfahan, Malatya, Mardin, Musul, Tebriz ve Van bölgelerindeki seyahatleri kapsar.
• 5. Cilt, 1. Kitap: Akkirman, Belgrad, Gelibolu, Manastır, Özü, Saraybosna, Slovenya, Tokat ve Üsküp gibi ağırlıklı olarak Rumeli ve Doğu Avrupa coğrafyasını ele alır.
Bu neşrin “Giriş” kısımlarında belirtildiğine göre, eserin günümüz Türkçesine çevrilmesindeki maksat, daha evvelki Osmanlıca baskılarda sansürlenmiş veya lüzumsuz görülerek çıkarılmış bölümleri de ihtiva eden, eserin tam bir yayımını okuyucuya sunmaktır.
Kitabın (Seyahatnâme’nin) Vermek İstediği Mesajlar
Evliya Çelebi’nin eserinin derûnî mesajı, 17. yüzyıl Osmanlı dünyasının ve komşu coğrafyaların “tüm yönleriyle” kaydını tutmaktır. Evliya, kendisini “âlem seyyahı ve insan dostu” olarak tanımlar. Eserin temel mesajları ve gayeleri şunlardır:
• Belgeleme ve Tesbit: Evliya, gezdiği yerlerin coğrafyasını, idarî yapılarını (eyalet, sancak, kaza dökümleri ), kalelerini, camilerini, medreselerini, hamamlarını, çarşılarını ve diğer imaretlerini büyük bir titizlikle kaydeder.
• Kültürel Muhafaza: Gidilen yerlerin halkının lisanlarını (lehçeler ), giyim kuşamlarını , yemeklerini , isim koyma âdetlerini ve sosyal hayatlarını (örn: Silistre’de Tuna’nın donması , Diyarbakır’da Şat kenarı eğlenceleri ) aktararak bir nevi kültürel hafıza oluşturur.
• Tarih ve Menkıbe Aktarımı: Sadece gördüklerini değil, o yerin tarihi fetihlerini (örn: Bağdad , Nihâvend , Edirne ), efsanelerini (menkıbeler, örn: Sarı Saltık , Akyazılı Sultan ) ve ziyaret yerlerindeki (türbeler) büyük zatların hikmetlerini nakleder.
• “Acayip ve Garip” Olanı Gösterme: Evliya, “Seyahat yâ Resûlallah” rüyasından aldığı ilhamla, dünyanın sadece bilinen değil, “acayip ve garip” yönlerini de (örn: taşa dönen ağaç , cadı tavuk hikayesi , Sincar’da haşeratın yaratılışı ) okuyucuya sunarak Yaratıcı’nın kudretini göstermeyi amaçlar.
Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Bu ciltler, 17. yüzyıl sosyal, idarî, askerî ve kültürel hayatına dair paha biçilmez tesbitler ihtiva eder:
Cilt 3 (Kısım 2)
• İdarî Yapı ve Şehirler: Sofya , Filibe ve bilhassa Edirne şehirleri detaylıca tasvir edilir. Edirne’nin mahalleleri, camileri (Selimiye , Üçşerefeli ), köprüleri , nehirleri (Tunca, Arda, Meriç ) ve özellikle Sultan II. Bayezid Han Darüşşifası anlatılır.
• Sosyal Hayat: Silistre’de Tuna Nehri’nin donması ve buz üzerinde kurulan pazar, kayan insanlar ve eğlenceler canlı bir şekilde tasvir edilir. Edirne Darüşşifası’nda hastalara (ve delilere) musiki ile tedavi yapıldığı tesbit edilir.
• Menkıbeler: Sarı Saltık’ın ve Akyazılı Sultan’ın menkıbeleri ve türbeleri detaylıca anlatılır.
• Lisan: “Çıtak” kavminin lisanından örnekler verilir.
• Kişisel Tesbitler: Evliya’nın Sofya’da gördüğü ve paşanın vefatını haber veren “acaip doğru rüyası”.
Cilt 4 (Kısım 1 ve 2)
• İdarî Yapı ve Coğrafya: Bu ciltler, doğu ve güneydoğu seyahatlerine odaklanır. Malatya (ve meşhur Aspuzan Bağı ), Diyarbakır (Kara Amid Kalesi , Dicle/Şat Nehri , Reyhan Bağı ), Mardin , Bitlis , Ahlat ve Van şehirleri detaylıca anlatılır.
• Askerî Olaylar: Evliya, Melek Ahmed Paşa’nın maiyetinde Bitlis Hanı Abdâl Han üzerine yapılan sefere bizzat şahit olur. Sincar Dağı’ndaki Yezidîler ile yapılan savaşı ve mağaralara sığınmalarını detaylıca aktarır.
• Belgeler ve Tesbitler: Bitlis Hanı’nın hazinesinden çıkan ganimetler arasında yer alan nadide kitapların bir dökümünü sunar. Bu liste, 17. yüzyıl Kürt beyi kütüphanesinin muhtevasına dair eşsiz bir belgedir (Tefsirler, Hadisler, Şahnâme, Sihâm-ı Kazâ vb. ).
• Lisan: Rojikî ve Sûrân Kürtçesi lisanlarından örnekler ve Abdâl Han’ın bu dilde yazdığı bir tahmis (şiir) iktibas edilir
• Elçilik Görevi: Evliya’nın Acem diyarına (Rumiye, Tebriz) elçi olarak gidişi ve oradaki hanlarla (Kayıtmaz Han) müzakereleri yer alır.
Cilt 5 (Kısım 1)
• Siyasî Olaylar (Merkez): Bu cilt, Evliya’nın İstanbul’daki en mühim siyasî hadiselerden birine şahitliğini ihtiva eder: Atmeydanı Vakası (Vaka-i Vakvakiye). Çınar ağacına asılan devlet adamlarını ve bu isyanın tafsilatını anlatır.
• Devlet İdaresi: Köprülü Mehmed Paşa’nın sadrazam oluşunu ve Melek Ahmed Paşa ile aralarındaki gerilimi aktarır. Padişah IV. Mehmed’in Celâlîleri teftişi için Anadolu’ya (Bursa, İznik) yaptığı seferi ve “adalet” adı altında yapılan katliamları kaydeder.
• Askerî Olaylar (Serhad): Melek Ahmed Paşa’nın Özü Valiliği sırasında Kazakların Özü Kalesi’ne (Cankirman) baskını ve Bozcaada’nın fethi haberinin gelişi detaylıca anlatılır. Kili Kalesi’nin tamiri ve balık dalyanları tasvir edilir.
• Kişisel Hadiseler: Evliya’nın Bitlis’te Ziyaeddin Han’ın katline şahit olması ve karlı dağlardan Ahlat’a kaçışı ve Kaya Sultan’ın vefatı gibi trajik olayları birinci ağızdan nakleder.
Vurucu Noktalar ve İktibas Edilen Hadiseler (Şahitlikler)
Evliya Çelebi’nin üslubu, mübalağa (abartı) ile keskin bir nazar (gözlem) arasında gider gelir. En vurucu noktalar, onun şahit olduğu veya “garip” bulduğu hadiselerdir:
• Pravadi’de Gürgen Ağacının Taşa Dönüşmesi: Şehir ileri gelenlerinin (Çeneklizâde, Naib Hüseyin Efendi) şahitliğiyle, bir pınara konan gürgen ağacından yapılmış eşyaların (kâse, fincan) üç günde yeşim taşına dönüştüğünü anlatır.
• Eski Zağra’da Saka Kuşu ile Köpeğin Cima Etmesi: Evliya, bir saka kuşunun dişi bir köpeği himaye ettiğini, diğer köpeklere saldırdığını ve hatta onunla çiftleştiğini bizzat “hakîr elime alıp gördüm” (taşı) ve “bu hakîrin kendi gördüğü meşhur bir seyirliktir” diyerek hayretle nakleder.
• Çalıkkavak’ta Cadıların Tavuğa Dönüşmesi: Bir köyde gece yarısı yaşlı bir kadının ve yedi çocuğunun, kendilerine kül sürerek tavuk ve piliçlere dönüştüğünü ve atları rahatsız ettiğini, bu olayın ardından burnunun kanadığını “hakîr Evliyâ’nın başından geçen” başlığıyla anlatır.
• Tuna’nın Donması (Silistre): Tuna Nehri’nin kışın 5 ay donduğunu, buzun kale duvarlarını aşıp evleri yıktığını, insanların buz üzerinde kızak kaydığını, salıncak kurduğunu ve hatta “âşık mâşuk birbirlerine kolan çekip sallanırlar” diyerek sosyal hayatı tasvir eder.
• Bayezid Han Darüşşifası (Edirne): Hastanede “divanelerin ruhuna gıda olması ve sevdayı def etmesi için” haftada üç kere on adet hanende (okuyucu) ve sâzende (çalgıcı) tarafından musiki icra edildiğini tesbit eder.
• Aspuzu Bağı’nda Nakışlı Elma (Malatya): Malatya’nın meşhur elmalarının üzerine, daha ağaçtayken balmumu veya kâğıtla beyitler yapıştırıldığını, elma olgunlaştıkça bu yazıların “al, beyaz ve sarı güzel yazılı beyitler” olarak meyvenin üzerinde belirdiğini kaydeder.
• Bitlis’ten Kaçış: Ziyaeddin Han’ın kardeşi Nûruddehr tarafından hançerlenerek katledilmesine şahit olur. Nûruddehr’in hazine odasına girmesini fırsat bilerek, gizlice ahıra iner, atına atlar ve Menteş Bölükbaşı ile birlikte karlı dağlardan “kar üzerine düşüp atları bütün kale altına geldiler” (kovalayanlar) ve “at boynuna düşüp kaçtılar” (kendileri) diyerek Ahlat Kalesi’ne sığınır.
• Atmcdanı Vakası (İstanbul): Zorbaların isteği üzerine katledilen Hâsodabaşı Hasan Ağa gibi devlet adamlarının cesetlerinin çınar ağacına asılmasını, “ayağına ip takıp sürüyeler” (Kör Hasan Paşa’nın bedduası) ve “Vakvak Ağacı’na asıldıkları” şeklinde dehşetle tasvir eder.
Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar (Eserin Kendi Kaynakçası)
Evliya Çelebi, sadece gezip görmekle kalmamış, gezdiği yerlerin tarihini ve coğrafyasını desteklemek için pek çok yazılı kaynağa da müracaat etmiştir. Bu ciltlerde atıfta bulunduğu (iktibas ettiği) kaynaklardan bazıları şunlardır:
• Tarih Kitapları: Yanvan Tarihi , Tarihçi Mıkdisî (veya Mıkdisî Tarihi) , Şerefnâme Tarihi , Tarih-i Hallikân , Takvîmü Büldân , Tarih-i Avân-ı Unvân , Tarih-i Hıtat.
• Coğrafya ve İlim: Batlamyus (Ptolemy).
• Dinî ve Menkıbevî Kaynaklar: Sahih hadisler , Gelibolulu Muhammediyye sahibi Yazıcıoğlu ve Saltukname (Ken’an Paşa’nın yazdığı).
• Bitlis Hanı Kütüphanesi (Cilt 4): Evliya, Abdâl Han’ın hazinesinden çıkan kitapları listelerken 17. yüzyıl âlimlerinin müracaat ettiği muazzam bir kütüphaneyi ortaya koyar:
• Tefsirler: Cerîr-i Taberî, Deylemî, Ebü’l-Leys, Ebussuud.
• Fıkıh: Kudûrî, Mültekâ, Keşşaf.
• Edebiyat: Şahnâme-i Firdevsî, Hamse-i Nizâmî, Dîvân-ı Hâfız, Gülistan, Bostân, Nefî Dîvânı ve Sihâm-ı Kazâ.
• Tarih ve Tezkire: Tezkiretü’ş-şu’arâ (Hasan Çelebi, Latîfî) , Kitâb-ı Bidâye ve’n-nihâye (İbn Kesîr) , Tabakât kitapları (Zehebî, Sübkî).
Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
• Şahit: Eserin tamamındaki birinci ve en mühim şahit, bizzat Evliya Çelebi’dir. Olayları “bu hakîr” diyerek birinci ağızdan anlatır. Savaşlara katılır (Bitlis , Sincar , Özü ), idarî görevler alır (Kili Kalesi mühimmatı için tahsilat ), elçilik yapar (Acem ), felaketlerden kaçar (Bitlis’ten firar ) ve siyasî hadiselerin (Atmeydanı Vakası ) tam ortasında yer alır.
• Diğer Şahitler: Evliya, kendi görmediği veya teyit etmek istediği hadiselerde yerel halktan muteber kişileri şahit gösterir (örn: Pravadi’de Naib Hüseyin Efendi ).
• Çıkarılacak Sonuçlar:
• Zengin ve Kozmopolit Bir Dünya: 17. yüzyıl Osmanlı coğrafyası, Evliya’nın gözünden, Sünnî Türk merkezlerinden ibaret değildir. Eser; Kürt aşiretlerini (Rojikî, Zirikî, Pinyanişi ), Yezidîleri , Ermenileri , Rumları, Bulgarları , Arapları , Acemleri ve Tatarları kendi lisanları, âdetleri ve idarî yapılarıyla birlikte resmeder.
• Sürekli Hareketlilik ve İstikrarsızlık: Eser, bir “Altın Çağ” tasvirinden ziyade, sürekli hareket halinde olan bir dünyayı gösterir. Sınırlar gergindir (Kazak baskınları , Acem sınırı ). Merkezî otorite zayıfladığında Celâlî isyanları (Abaza Kara Hasan ) veya iç çatışmalar (Bitlis Hanı’nın isyanı , Atmeydanı Vakası ) baş göstermektedir.
• Evliya’nın Metodu: Evliya Çelebi, duyduğu efsane (örn: Sincar’da haşeratın yaratılışı ) ile bizzat gördüğü gerçeği (örn: Edirne Darüşşifası ) aynı ciddiyetle kaydeder. Onun için ikisi de anlatılmaya değer “hakikatlerdir”. Bu durum, eseri hem paha biçilmez bir etnografik ve tarihî kaynak hem de 17. yüzyıl zihniyet dünyasını yansıtan bir başyapıt yapar.
Özet Not ve Sonuç
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi, bu ciltlerde de görüldüğü üzere, “gördüm, işittim, kaydettim” prensibine dayanan, 17. yüzyıl dünyasını idarî, mimarî, sosyal, lisanî ve efsanevî tüm veçheleriyle kucaklayan bir “külliyat”tır.
Önemli Noktalar (İktibaslar):
• Gözlem Gücü (Tasvir): “Bu Silistre şehrinde… Tuna Nehri buz parçası olsa… nice bin adet Silistre yiğitleri sevgilileriyle Tuna buzu üzerine çadırlarını kurup içip eğlenip mehterhaneler ile bütün dilberanlar buz kayarlar, garip seyirliktir.”
• İdarî Tesbit (Devlet): “[Diyarbakır Eyaleti’nde] sekiz sancak da Kürt beyleridir… Yurtluk ve ocaklık diye temelli verilmiştir. Asla atama ve azil kabul etmezler… Padişah tarafından bu hâkimlere yazılan emirlerde ‘Cenâb’ lakabı yazılır.”
• Şahsî Macera (Hadise): “[Bitlis’te] Nûruddehr belinden hançerini çıkarıp hanın üzerinden… yorganmı fırlatıp hana bir depme vurup, ‘Kalk bire hey …. …..’ deyince… hançerle hanın memesi üstüne, bir de bağrına vurup hançeri karnında burdu.”
• Olağanüstü Olan (Acaib): “Bu Malatya elmalarına… elmalar ağacında iken balmumu ile bu elmalara şiirler yazarlar… olgunlaştıkça… al, beyaz ve sarı güzel yazılı beyitler çıkar ki her biri sanki birer açık sihirdir.”
Sonuç:
Bu eser, sadece bir gezi rehberi değil; bir tarih, coğrafya, lisan, folklor, mimarî ve sosyoloji ansiklopedisidir. Evliya Çelebi, bu ciltlerde Melek Ahmed Paşa’nın maiyetinde devletin hem merkezindeki (İstanbul’daki isyan ) hem de en uç serhadlerindeki (Özü , Sincar , Acem sınırı ) en kritik hadiselere bizzat şahitlik etmiştir. Bu dosyalar, onun ne kadar keskin bir “nazar” (bakış) sahibi ve yaşadığı asrın ne kadar karmaşık bir “hayat”ı olduğunu ispatlamaktadır.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinin

muhtelif ciltlerini esas alarak, bu cihanşümul eser hakkında tafsilatlı bir tahlil, tespit ve netice notu aşağıda takdim edilmiştir.
Seyahatnâme’nin bir bütün olarak temsil ettiği kıymeti, muhtevayı ve tesirleri tahlil etmek maksadıyla hazırlanmıştır.
1. Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
Eserin Adı: Târîh-i Seyyâh Evliyâ Efendi (Günümüzde Evliya Çelebi Seyahatnâmesi olarak bilinir)
Müellifi: Evliya Çelebi (Derviş Mehmed Zıllî)
Dönemi: 17. asır (Hicrî 1040-1093 / Miladî 1630-1681 arası)
Yüklediğiniz dosyalar, bu muazzam eserin 10 ciltlik külliyatının birer parçasıdır. Seyahatnâme, 17. asır Osmanlı İmparatorluğu’nun ve komşu coğrafyaların (Avrupa, Asya, Afrika) en geniş ve en teferruatlı panoramasını sunan bir gezi-hatıra (seyahat-hatırat) şaheseridir.
Evliya Çelebi, 1611’de İstanbul’da doğmuş, saray terbiyesi almış, hafız, musikişinas ve lisanlara vâkıf bir “Çelebi”dir. Rivayete göre 1630’da gördüğü meşhur rüyasında (“Seyahat yâ Resûlallah” yerine “Şefaat yâ Resûlallah” diyecekken lisanı sürçer) Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) seyahat izni alır. Bu hadiseden sonra 51 yıl sürecek ve üç kıtaya yayılacak seyahatlerine başlar.
Eser, müellifin şahsî nazarlarını, müşahedelerini ve bazen de mübalağalı tasvirlerini ihtiva eder. Sadece bir gezi rehberi değil, aynı zamanda bir tarih, coğrafya, sosyoloji, antropoloji, dilbilim ve halk bilimi hazinesidir.
2. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Seyahatnâme didaktik (öğretici) bir “mesaj” verme gayesinden ziyade, bir “kayıt” ve “tasvir” etme arzusunun mahsulüdür:
• Kayıt Altına Alma: Evliya Çelebi’nin temel gayesi, “fânî” olan dünyada gördüğü “bâkî” eserleri, âdetleri, yapıları ve hayatları kayıt altına alarak sonrakilere bir miras bırakmaktır. O, gördüğü her şeyi “Allah’ın sanatının tecellisi” olarak telakki eder.
• Merak ve Hayret: Eser, baştan sona müellifin bitmek bilmeyen merak ve hayret duygusuyla doludur. Okuyucuya, kâinatın ve medeniyetlerin ne kadar çeşitli ve hayret verici olduğunu göstermeyi hedefler.
• Osmanlı Cihan Devleti Vurgusu: Gezdiği yerlerin ezici çoğunluğu Osmanlı toprağıdır. Eser, bir yönüyle 17. asırda Osmanlı Devleti’nin coğrafî, askerî, idarî ve kültürel azametini gözler önüne seren bir vesikadır.
• İnsan ve Kültür Çeşitliliği: Evliya, Müslim-gayrimüslim ayrımı yapmadan, gezdiği yerlerdeki insanların lisanlarını, inançlarını, âdetlerini, yiyeceklerini ve giyimlerini büyük bir teferruatla tasvir eder. Bu, 17. asır için olağanüstü bir beşerî zenginlik sunumudur.
3. Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tespitler
Seyahatnâme’nin tamamı bir “tespit” ve “bilgi” külliyatıdır. O, gezdiği yerlerin adeta bir röntgenini çeker:
• Şehir Monografileri: Bir şehri anlatırken kalenin yapısından, içindeki ev sayısına, cami, medrese, hamam ve çarşılarına; havasından suyuna; halkının giyiminden lisanına kadar her yönüyle tasvir eder.
• Epigrafik Tespitler (Kitâbeler): Evliya Çelebi, gittiği yerlerdeki cami, kale, köprü ve bilhassa mezar taşlarındaki kitâbeleri okuyup kaydetmiştir. Bu kayıtlar, günümüze ulaşmayan pek çok tarihî vesikanın yegâne şahididir.
• Lisan ve Lehçe Kayıtları: Müellif, lisanlara olan merakıyla tanınır. Gezdiği bölgelerde konuşulan lisanlardan (Arnavutça, Rumca, Çerkesçe vb.) ve Türkçenin muhtelif şivelerinden kelime listeleri ve nükteler derlemiştir.
• Meslekler ve Esnaf Alayları: Bilhassa 1. Cilt’te (İstanbul) anlattığı “Esnaf Alayı”, 17. asır İstanbul’undaki yüzlerce meslek erbabının (müzisyenler, zanaatkârlar, eğlence erbabı) teferruatlı bir kaydıdır.
• Mutfak Kültürü: Yiyecek ve içecekler üzerine yaptığı tespitler eşsizdir. Seyahatnâme’de 40’tan fazla çorba, 40’ı aşkın pilav, onlarca ekmek, balık ve meyve çeşidinden bahsedilmesi, eserin gastronomi tarihi için de bir hazine olduğunu gösterir.
• Tabiat ve Madenler: Eser, bilim tarihi açısından da mühimdir. Evliya, gezdiği yerlerdeki maden yatakları, kaplıcalar ve cevherler hakkında da (bazen efsanelerle karışık) bilgiler verir.
4. Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler (İktibaslar)
Evliya Çelebi’nin üslûbu secili (kafiyeli), akıcı, mizahî ve yer yer mübalağalıdır. Eserden bazı meşhur nükteler ve tespitler:
• Erzurum’un Soğuğu Üzerine: “Bir kedi damdan dama atlarken kışın şiddetinden havada donup kalmış. Baharda buzlar çözülünce ‘miyav’ diye yere düşmüş.” (Bu, onun mübalağa sanatını ve gözlemini birleştiren meşhur bir tasviridir.)
• Misafirlik Üzerine: “Misafir misafiri sevmez, ev sahibi ikisini de sevmez.”
• Babasının Nasihati: Evliya Çelebi, seyahate çıkmadan babasının kendisine verdiği nasihatleri kaydeder. Bunlar, eserin ahlâkî yapısını da gösterir:
• “Nan u nemek hakkını gözet.” (Tuz ve ekmek hakkını gözet, vefalı ol.)
• “Ser verecek sözün var ise sakın avratına deme.” (Başını feda edecek bir sırrın varsa, hanımına dahi söyleme.)
• “Daima temiz ol. Muharremat ve menhiyattan (haram ve yasaklardan) uzak dur.”
• “Her mecliste istima ettiğin (işittiğin) sözleri hıfz eyle (hafızanda tut).”
5. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
Evliya Çelebi, sadece kendi gözlemlerine dayanmaz; o aynı zamanda okuyan bir âlimdir. Eserini yazarken başvurduğu kaynaklar ve onunla aynı dönemi anlatan diğer mühim kaynaklar şunlardır:
• Evliya’nın Faydalandığı Kaynaklar: Kendi ifadelerinden Târih-i Peçevî, Künḥü’l-aḫbâr (Âlî Mustafa Efendi) gibi Osmanlı tarihlerini; Atlas Minor gibi Avrupa harita ve coğrafya kitaplarını ve gittiği yerlerdeki şifahî rivayetleri (halk hikâyeleri, efsaneler) kullandığı anlaşılmaktadır.
• Dönemin Diğer Kaynakları (Mukayese için): Seyahatnâme’nin tasvir ettiği hadiseleri ve mekânları teyit etmek veya mukayese etmek için Kâtip Çelebi’nin (Cihannümâ), Naimâ’nın (Naimâ Tarihi), Hezarfen Hüseyin Efendi’nin ve Peçevî İbrahim Efendi’nin eserleri başlıca kaynaklardır.
6. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
Seyahatnâme sadece bir gezi yazısı değil, Evliya Çelebi’nin 17. asır dünyasına yaptığı bir “şahitliktir”.
• Şahitlik: Evliya, 17. asırda Osmanlı’nın girdiği savaşlara (Kandiye Kuşatması, Uyvar Seferi vb.) bizzat katılmış bir “gazi” ve “şahit”tir. Savaş meydanlarını, diplomatik görüşmeleri ve idarî mekanizmaları içeriden tasvir eder.
• Toplumsal Eleştiri (Tenkit): Evliya, gördüğü aksaklıkları, idarî bozulmaları ve rüşvet gibi hadiseleri de üstü kapalı veya açık bir dille tenkit etmekten çekinmez. Bu sebepledir ki eseri, II. Abdülhamid devrinde “muzır neşriyat” (zararlı yayın) sayılarak bir müddet yasaklanmıştır.
• Kurgu ve Gerçeklik: Seyahatnâme’deki her bilginin “belge” niteliğinde doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Evliya Çelebi “hoş-sohbet” (musahip) biridir; okuyucunun ilgisini canlı tutmak için duyduklarını gördüklerine katmış, rivayetleri hakikat gibi sunmuş ve mübalağa sanatını bolca kullanmıştır. Bu durum, eserin tarihî kıymetini azaltmaz, ancak “eleştirel” (tenkitli) bir nazarla okunmasını zarurî kılar. O, bazen hadiseleri “olmasını istediği” şekilde kurgulamıştır.
7. Sonuç ve Özet Notu
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, tek bir ömre sığdırılmış muazzam bir coğrafyanın, 51 yıllık bir seyahatin ve 17. asır medeniyetinin 10 ciltlik bir hazinesidir. Müellif, gezdiği yerlerin sadece “taşını toprağını” değil, “insanını, lisanını ve hayatını” da tasvir etmiştir.
Eserin ehemmiyeti şuradadır: O, bugün kaybolmuş bir dünyanın; âdetlerin, yapıların, lisanların ve lezzetlerin son şahididir. Evliya’nın şahsî üslûbu, mizahı ve mübalağaları, bu kuru bilgileri sıkıcı bir vesikalar yığını olmaktan çıkarıp, adeta o asırda yaşayan bir insanın diliyle canlı bir sohbete dönüştürmüştür.
Netice olarak, Seyahatnâme; tarih, coğrafya, dilbilim ve sosyoloji başta olmak üzere pek çok ilim dalı için tükenmez bir kaynak, Türk lisanının ise en zengin ve en renkli anıtlarından biridir.

✧✧

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin “el-Kavlu’l-Fasl” isimli eseri…

1. Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
Bu eser, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin (v. 1954) kaleme aldığı, Arapça asıl adı “el-Kavlu’l-Fasl beyne’llezîne yü’minûne bi’l-ğayb ve’llezîne lâ yü’minûn” (Gayba İman Edenlerle Etmeyenlerin Arasını Ayıran Kesin Söz) olan hacimli bir reddiye kitabıdır.
• Türkçe Neşri: Eser, Muhammet Uysal tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve Ketebe Yayınları tarafından “Gaybın Önünde El-Kavlu’l-Fasl” adıyla neşredilmiştir.
• Asıl Kaynağı: Bu kitap, müellifin dört ciltlik muazzam eseri olan **”Mevkıfu’l-‘Akl ve’l-‘İlm ve’l-‘Âlem min Rabbi’l-‘Âlemîn ve ‘İbâdihi’l-Mürselîn”**in dördüncü cildinin ilk bölümüdür.
• Yazılış Sebebi: Mütercimin önsözünde ve müellifin kendi önsözünde belirtildiği üzere, kitap 20. yüzyılın başlarında Mısır’da ve İslam dünyasında yayılan “çağdaş sapmalara” ve pozitivist düşünceye karşı acil bir cevap olarak yazılmıştır.
• Yazılış Hikayesi: Mütercim, Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıralar’ından iktibasla, Ezher ulemasının, Muhammed Hüseyin Heykel Paşa’nın yazdığı Muhammed’in Hayatı isimli kitapta Peygamber Efendimiz’in (sav) kevnî (fizikî) mucizelerini inkâr etmesine bir reddiye yazması için Mustafa Sabri Efendi’ye müracaat ettiğini nakleder. Kitabın basım masraflarına Müslüman Kardeşler’in lideri Hasan el-Bennâ, 200 adet peşin sipariş vererek destek olmuştur.
2. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Mustafa Sabri Efendi, bu eseriyle İslam akidesinin temellerini sarsmaya yönelik “ıslahçı” veya “modernist” olarak adlandırılan akımlara karşı ilmî bir müdafaa yapmaktadır. Kitabın temel mesajları şunlardır:
• Gaybiyyâtın Müdafaası: Eserin ana gayesi, isminden de anlaşılacağı üzere, “pozitif bilim” ve materyalist felsefe adına gaybiyyâtı (duyular ötesi hakikatleri) inkâr eden zihniyeti çürütmektir.
• Nübüvvet ve Mucize İlişkisi: Peygamberliğin (Nübüvvet), Allah ile kul arasında hususi bir bağ olduğunu ve bunun ispatının da mucize olduğunu vurgular. Mucizenin inkârının, nübüvvetin inkârını da gerektireceğini savunur.
• Sünnetin Otoritesi: Hadis kitaplarının (Buhârî, Müslim vb.) “bilimsel metot” adı altında tenkit edilmesinin, aslında Sünnet rüknünü yıkmaya yönelik bir “cinayet” olduğunu beyan eder. Sünnet olmadan İslam’ın ibadet (namaz, zekât vb.) muhtevasının bilinemeyeceğini belirtir.
• Modernist Tevillerin Tenkidi: Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Mahmud Şeltût gibi isimlerin âyetleri, gaybî hakikatleri (örneğin Nüzûl-i İsa , Şeytan’ın varlığı , denizin yarılması ) inkâr etmek için zorlama tevillere tâbi tutmasını tahrif olarak niteler.
• “Dâhîlik” İddiasına Reddiye: Peygamber Efendimiz’in (sav) vasfını “Nebi/Rasûl”den “Dâhî” seviyesine indiren (Akkad, Heykel, Zeki Mübarek gibi) yazarları tenkit eder. Bunun, peygamberliğin gaybî ve ilahî veçhesini ortadan kaldırma çabası olduğunu savunur.
3. Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Mustafa Sabri Efendi, iddialarını desteklemek ve muarızlarını çürütmek için hem naklî hem de aklî deliller sunar:
• Tesbit (Heykel Paşa’nın Metodu): Müellif, Heykel Paşa’nın Muhammed’in Hayatı kitabında kevnî mucizeleri zikretmemesinin sebebini, Paşa’nın “modern bilim metodu”na uymasına ve hadis rivayetlerini “siyasî çekişmeler” ve “propagandalar” sebebiyle şüpheli görmesine bağlar.
• Belge (Buhârî’nin Hadis Seçimi): Heykel Paşa’nın, Buhârî’nin 600.000 rivayetten sadece 4.000 hadis seçmesini hadislerin güvensizliğine delil getirmesini tenkit eder. Müellif, Buhârî’nin kendisinden nakledilen “Ben 100.000 sahih hadis ezberimdedir” ve “kitaba almadığım sahih hadisler daha fazladır” sözlerini şahit getirerek, bu seçimin hadislerin zayıflığından değil, Buhârî’nin kendi kitabının muhtasar olmasına yönelik titizliğinden (intikâ) kaynaklandığını ispat eder.
• Tesbit (Modernistlerin Silsilesi): Müellif, bu “sapmaların” bir silsile halinde birbirini takip ettiğini tesbit eder:
• Önce “pozitif bilim” ve “kâinatın yasaları” mutlak doğru kabul edilir.
• Bu yasalara aykırı görülen kevnî mucizeler (İsrâ, Şakk-ı Kamer, Nüzûl-i İsa) inkâr edilir.
• Bu mucizeleri nakleden Hadis Külliyatı ve Sünnet rüknü “güvenilmez” ilan edilir.
• Sünnet devreden çıkınca, Kur’ân’da mucizelere (Fil Vak’ası, Denizin Yarılması vb.) işaret eden âyetler, bilime uydurmak için tevil yoluyla tahrif edilir.
• Belge (Sünnetullah Âyetleri): Modernistlerin mucizelerin imkânsızlığına delil getirdikleri “…Allah’ın kanununda (sünnetullah) hiçbir değişiklik bulamazsın.” (Fâtır, 35/43) âyetini ele alır. Âyetlerin siyakını (bağlamını) inceleyerek, buradaki “sünnetullah”ın fizik kanunları değil, Allah’ın peygamberlerini yalanlayan kavimleri helak etme âdeti olduğunu ispat eder.
• Bilgi (Peygamberliğin Mükteseb Olmayışı): Peygamberliğin çalışarak kazanılan (mükteseb) bir sıfat değil, Allah’ın bir lütfu (vehbî) olduğunu savunur. Mükteseb olmasının kabulü halinde, Hz. Muhammed’in (sav) “son peygamber” olmasının anlamı kalmayacağını belirtir.
4. Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler (İktibaslar)
Eser, son derece güçlü ve polemik üslubu ağır basan “vurucu” cümlelerle doludur:
* “Hatta bizzat “ıslahçı” diye isimlendirilenlerin bazılarında bozukluk; dini savunma işiyle uğraşanların bazılarında da ilhad ve dinsizlik gördüm.” * “Heykel Paşa’nın… kevnî mucizeleri reddetmek için İslâm’ın dört kalesinden İkincisi olan sünnetten feragat etmesi affedilmez bir cinayettir. Ezher Şeyhliği’nin (Merâgî) bu cinayeti desteklemesi ise daha korkunç ve daha acıdır.” * “…Sünnet rüknünün yıkılmasıyla… namazımız, orucumuz, zekâtımız ve haccımızın yıkılmasına da aldırış etmeyelim.” * “Mucizeleri ancak Allah’ı inkâr edenler inkâr eder.”
• “Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.” (Hâkka, 69/44-47) * (Dr. Zeki Mübarek’in “İnsanlar gaybî meselelere isyan edecekler” sözüne karşılık): “Bu sözün mânâsı Hz. Peygamber’in (sav) peygamberliğine, gaybî meselelerden olması hasebiyle… karşı çıkmayacaklarından emin olamayız.” * (Şeyh Şeltût’un Şeytan’ın varlığını inkârına tenkit): “Bu tevil, Kur’ân’ın delâletini ve mertebesini… değiştirip tersine çevirmiş oluyor… Şeyh’in kendisinin mucizeler… gibi gayba ait hususları inkâr konusunda çağdaş yazarlara uyum sağlama gayretidir.” * (Teselsülün batıl oluşu): “…varlığı olmayan sebeplerin sonsuzluğunun, sebeplerin varlığının yerine ikame edilmesidir.”
5. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
Müellif (Mustafa Sabri Efendi), kendi tezini ispatlamak için muarızlarının kaynaklarını (Batı felsefesi) dahi kullanır veya İslam alimlerine atıf yapar:
• Batı Felsefesi: Müellif, “pozitif bilimin” mutlak olmadığını göstermek için Batılı filozoflardan (Hume , Kant , Leibniz , Poincaré gibi) iktibaslar yaparak, onların bile tecrübenin (deney) zorunlu bir bilgi vermediğini itiraf ettiklerini gösterir.
• İslam Alimleri (Müdafaa): Hadis metodolojisini savunurken Mevlânâ Şiblî Nu’mânî’nin Sîretü’n-Nebî eserinden ve Alman müsteşrik Dr. Springer’in “Ricâl ilmi” hakkındaki hayranlık dolu sözlerinden şahitler getirir.
• Klasik Kaynaklar: Temel dayanağı Ehl-i Sünnet kelamcıları (Devvânî , Gazzâlî ) ve Hadis İmamlarıdır (Buhârî , Müslim vb.).
6. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
• Şahitler (Muarızlar): Kitabın tamamı, karşı delil olarak modern Mısırlı yazarların eserlerini “şahit” gösterir. Mustafa Sabri Efendi, onların metinlerini doğrudan iktibas eder ve ardından bu metinlerdeki aklî ve naklî çelişkileri ortaya koyar. Ana hedefleri:
• Muhammed Hüseyin Heykel
• Muhammed Abduh
• Reşid Rıza
• Mahmud Şeltût
• Ferîd Vecdî
• Zeki Mübarek
• Şahit (Kur’ân): Müellifin en büyük şahidi Kur’ân’dır. Kur’ân’dan bizzat kevnî mucizelerin (İsrâ , Şakk-ı Kamer , Bedir melekleri ) varlığına dair deliller getirir.
• Çıkarılacak Sonuç:
• İslam akidesinde “gayb” (görünmeyen) temel bir esastır.
• Pozitivist bilimi mutlak hakikat sanmak, imanın temelini sarsan bir hastalıktır.
• Mucize, peygamberliğin ayrılmaz bir parçasıdır.
• Hz. Muhammed’in (sav) Kur’ân’dan başka kevnî (fizikî) mucizeleri (İsrâ, Ay’ın yarılması vb.) hem Kur’ân hem de mütevatir derecesine ulaşan Sünnet ile sabittir.
• Bu mucizeleri inkâr etmek için Sünnet’i tenkit etmek, kaçınılmaz olarak Kur’ân’ın da tahrif edilmesine veya inkârına yol açan tehlikeli bir yoldur.
7. Özet Notu ve Sonuç
Özet Notu:
El-Kavlu’l-Fasl, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin, 20. yüzyıl başındaki Mısırlı modernist yazarlara (Heykel, Abduh, Rıza, Şeltût, Vecdî) karşı kaleme aldığı ilmî bir reddiyedir. Eser, bu yazarların “pozitif bilim” adına Peygamber Efendimiz’in (sav) kevnî mucizelerini , Nüzûl-i İsa’yı ve Hadis Külliyatı’nın otoritesini inkâr etmelerini hedefler. Mustafa Sabri, bu inkârın temelinde “kâinatın yasalarına aykırılık” bahanesinin yattığını, ancak bu bahanenin hem aklî delillerle (bilimin sınırları) hem de naklî delillerle (Kur’ân’ın bizzat mucizeleri tasdik etmesi) çürüdüğünü ispat eder.
Sonuç:
Kitabın nihai sonucu, gayba imanın İslam akidesinin temeli olduğu ve bu temelin “bilim” adına feda edilemeyeceğidir. Müellif, muarızlarının iddialarının aksine, Sünnetullah (Allah’ın âdeti) tabirinin mucizeyi dışlamadığını, bilakis Allah’ın peygamberlerini yalanlayanları helak etme âdetini ifade ettiğini delillendirir. Sünnet’i (hadisleri) inkâr etmenin, ibadetlerin muhtevasını yok edeceğini ve bunun da Kur’ân’ın tahrifine kapı açan bir “cinayet” olduğunu kuvvetle savunur. Eser, Sünnet’in ve Ehl-i Sünnet akidesinin modernizm karşısındaki en güçlü müdafaalarından biridir.

✧✧

Prof. Dr. İsmail Yiğit’in “Emevîler (661-750)” adlı eseri.

İslâm tarihinin bu mühim devresini muhtelif veçheleriyle tahlil eden kıymetli bir çalışmadır.
1. Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
• Eser Adı: Emevîler (661-750).
• Müellif: Prof. Dr. İsmail Yiğit. Müellif, 1951 Burdur doğumludur. Konya Yüksek İslam Enstitüsü (1974) mezunudur. Doktorasını Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde “Emevîler Döneminde İlmî Hareket” (1983) teziyle tamamlamış ve aynı fakülteden 2011’de emekli olmuştur.
• Yayınevi: Eser, TDV İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) tarafından yayına hazırlanmış ve Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları (TDV) bünyesinde neşredilmiştir.
• Seri: İSAM Yayınları 172, Temel Kültür Dizisi 36.
• Basım: İlk basımı Ekim 2016’da yapılmış , eldeki nüsha Şubat 2022 tarihli sekizinci basımdır.
• Muhteva Yapısı: Kitap bir önsöz ve altı bölümden müteşekkildir:
• Birinci Bölüm: Siyasî Tarih (Devletin kuruluşu, halifeler ve mühim hadiseler).
• İkinci Bölüm: İdarî ve Siyasî Teşkilât (Merkez teşkilatı, divanlar, taşra yönetimi, askerî teşkilât, şurta ve adlî teşkilât).
• Üçüncü Bölüm: Sosyal Durum (Toplumu oluşturan gruplar, Emevî toplumunda kadın, kılık kıyafet, yemekler, bayramlar, eğlence ve mûsiki).
• Dördüncü Bölüm: İktisadî Hayat (Beytülmalin gelirleri, iktâ uygulaması, tarımın geliştirilmesi).
• Beşinci Bölüm: İlim ve Kültür (Eğitim kurumları, dil, edebiyat, dinî ilimler, diğer ilimler ve siyasî/itikadî mezhepler).
• Altıncı Bölüm: Sanat (Mimari ve tezyinat).
2. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Kitabın “Önsöz” bölümü, müellifin eseri kaleme almaktaki maksadını ve Emevî tarihi yazımına dair temel mesajlarını ortaya koymaktadır:
• Tarih Yazımının Tenkidi: Eserin temel tezi, Emevî tarihinin, “kendilerini yıkan devletler döneminde yazılan” bir tarih olması sebebiyle “birtakım haksız tenkit ve isnatlara mâruz kaldığıdır”.
• Muhaliflerin Tesiri: Emevî tarihi, onları “kanlı bir ihtilâl” ile yıkan Abbâsîler ve onlara düşmanlık besleyen mutaassıp Şiî tarihçiler (Yâkūbî ve Ebû Mihnef gibi) tarafından yazılmıştır. Bu tarihçiler, Emevîlerin “yaptıkları iyi şeylerin pek çoğunu görmezden gelirken” hilâfeti saltanata çevirmeleri , Kerbelâ faciası ve Harre Savaşı gibi menfi hadiseleri ön plana çıkarmışlardır.
• Kötüleme Kampanyası: Müellif, “Emevî tarihi araştırmacılarının çoğu”nun , bu tarihin “başta Şîa olmak üzere muhalif gruplar” ve Şuûbiyye tarafından “bir kötüleme kampanyasına mâruz bırakıldığı ve büyük ölçüde tahrif edilmiş olduğu kanaatinde” olduğunu belirtir.
• Müsteşrik Tenkidi: Kitap, müsteşriklerin (Wellhausen , Hitti , Lammens vb.) Emevîleri “Araplar’ın dünyada millet olarak güçlerini ispat etmek üzere giriştikleri bir teşebbüs” olarak gördüklerini ve “dinin ancak ikinci derecede rol oynadığını” iddia ettiklerini belirtir. Fetihleri “sadece servet ve iktidar amaçlı bir hareket” olarak göstermelerini tenkit eder.
• Dinin Rolünü Vurgulama: Eser, Della Vida gibi bazı müsteşriklerin de kabul ettiği üzere, Emevî fetihlerinde “birinci faktörün din ve iman olduğunu” savunur. Emevî halifelerinin “İslâm’ın mesajını bütün dünyaya ulaştırma maksadını gütmeleri” bu tesbiti teyit etmektedir.
• Objektif Değerlendirme: Müellifin niyeti, “çelişkili rivayetlere konu olan tarihî olayları, objektif ve insaflı bir şekilde değerlendirmeye çalışmaktır” ve “İslâm tarihinin ilk iki asrının daha doğru anlaşılmasına” katkı sunmaktır.
3. Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Eser, Emevîler devrini bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak şu mühim tesbitlerde bulunmaktadır:
Siyasî ve Askerî Tesbitler
• Emevîler, Hulefâ-yi Râşidîn devrinden sonra kurulan “İslâm tarihinin ilk hânedanıdır” ve yaklaşık doksan yıl hüküm sürmüştür.
• Hânedan, Süfyânî (Muâviye ve sonraki iki halife) ve Mervânî (Mervân b. Hakem ve sonrası) olmak üzere iki koldan devam etmiştir.
• Devrin en mühim özelliği, Hz. Ali evlâdı , Hâricîler, Abdullah b. Zübeyr ve Abbâsîler gibi muhalif gruplarla yapılan mücadeleler ve Yemen asıllı (Kahtânî) kabilelerle Kuzey Arabistan menşeli (Adnânî) kabileler arasındaki “şiddetli kabile mücadeleleridir”.
• Bu iç sıkıntılara rağmen Emevîler devri, “fetihler ve İslâm’ın yayılması açısından İslâm tarihinin en parlak dönemlerinden birini teşkil eder”. İslâm ülkesinin sınırları “Türkistan’dan Fransa içlerine, Anadolu’dan Hindistan’a ulaşmıştır”.
• Muâviye b. Ebû Süfyân, oğlu Yezîd’i veliaht tayin ederek , Hulefâ-yi Râşidîn dönemindeki “istişarî temele dayanan yönetimi, veraset kuralını esas alan bir hânedana” dönüştürmüştür.
• I. Yezîd devrindeki Kerbelâ Vakası , Harre Savaşı ve Mekke kuşatması , Emevî tarihinin “büyük hatalarından biri olarak tarihe geçmiştir”.
• Abdülmelik b. Mervân, Abdullah b. Zübeyr’in hilâfetine son vererek “İslâm dünyasında siyasî birliği yeniden sağlamış, Emevî Devleti’ni âdeta ikinci defa kurarak güçlü bir hale getirmiştir”.
• I. Velîd b. Abdülmelik devri, “İslâm tarihinin ikinci büyük fetih harekâtının” başladığı, devletin “askerî gücünün zirvesinde” olduğu bir devirdir.
• Ömer b. Abdülazîz, “beşinci râşid halife” olarak kabul edilir. “Kur’an ve sünneti esas alan râşidî hilâfet anlayışının yeniden hâkim kılınmasının gerektiğine” inanmış, haksız yere alınan malları iade etmiş (Reddü’l-mezâlim) ve mevâlîden cizye alınması gibi haksız uygulamaları kaldırmıştır.
• Devletin yıkılışında kabile mücadeleleri (Yemenî-Mudarî) , hânedan içi ihtilaflar , mevâlîye yapılan muamele ve Şiî / Hâricî isyanları rol oynamıştır.
İdarî ve İktisadî Tesbitler
• Muâviye, Bizans ve İran’ı örnek alarak Dîvânü’l-hâtem (resmî evrakın mühürlenip kopyasının saklanması) , Dîvânü’r-resâil (resmî yazışmalar) ve Dîvânü’l-berîd (posta ve istihbarat) teşkilatlarını kurmuştur.
• Abdülmelik b. Mervân, “İslâm tarihinde ilk İslâmî sikkeyi bastırmasıyla” Bizans ve Sâsânî paralarına bağımlılığa son vermiştir.
• Yine Abdülmelik, “divan defterlerini Arapçaya çevirme faaliyetini başlatmıştır”. Bu, Irak , Suriye , Mısır ve Horasan’da uygulanmıştır.
• Abdülmelik ayrıca, elbiseler ve resmî evrak üzerine Grekçe yazılan tırâzların (işleme) yerine kelime-i tevhidi işletmiş, “tırâz geleneğini” başlatmıştır.
• Ülke idarî olarak 5 büyük eyalete ayrılmıştı: Hicaz , Irak (Horasan ve Mâverâünnehir ile) , el-Cezîre (İrmîniye ve Azerbaycan ile) , Mısır ve İfrîkıye (Mağrib ve Endülüs ile).
İlim ve Kültür Hayatına Dair Tesbitler
• Dinî ilimler (kıraat, tefsir, hadis, fıkıh, kelâm) bu dönemde tedvin edilmeye ve müstakil ilim dallarına ayrılmaya başlamıştır.
• Hadislerin resmen tedvini (toplanıp yazılması), âlimlerin vefatıyla kaybolmasından endişe duyan Halife Ömer b. Abdülazîz tarafından başlatılmıştır. Bu iş için Medine Valisi Ebû Bekir b. Hazm’a ve İbn Şihâb ez-Zührî’ye emir vermiştir1.
• Hadis rivayetinde “isnad” kullanımı bu devirde başlamış , râvilerin dürüstlüklerinin araştırılmasıyla (cerh ve ta’dîl) hadis uydurma faaliyetine karşı tedbir alınmıştır.
• Fıkıhta iki ana ekol teşekkül etmiştir: Medine merkezli “Hicaz ekolü” (ehl-i hadis) ve Kûfe merkezli “Irak ekolü” (ehl-i re’y).
• Dilin bozulmasını (lahn) önlemek ve Kur’an’ı korumak maksadıyla nahiv ilminin temelleri Basra’da Ebü’l-Esved ed-Düelî tarafından atılmıştır.
• Tercüme faaliyeti Emevî Emîri Hâlid b. Yezîd b. Muâviye’nin kimya (simya) , astronomi ve tıp alanlarındaki eserleri tercüme ettirmesiyle başlamıştır.
• Mevâlî (gayri Arap müslümanlar), “dönemin en ünlü hukukçularının çoğunun onların arasından yetiştiği” bir zümredir. Hasan-ı Basrî, Muhammed b. Sîrîn, Atâ b. Ebû Rebâh, İkrime, Ebû Hanîfe ve Evzâî gibi pek çok âlim mevâlîdendir.
Siyasî ve İtikadî Fırkalar
• Şîa: Kerbelâ Vakası’ndan sonra “bir inanç halini almasına zemin hazırlanmıştır”. Bu dönemde Keysâniyye (Muhtâr es-Sekafî liderliğinde, mevâlî üzerinde etkili oldu) , İsnâaşeriyye (Muhammed el-Bâkır etrafında) ve Zeydiyye (Zeyd b. Ali’nin 122/739’da kıyamıyla) kolları teşekkül etmiştir.
• Hâricîler: En şiddetli muhalif gruptur. Büyük günah işleyenleri tekfir etmişlerdir. Ezârika (en aşırısı) , Necedât , Sufriyye ve İbâzıyye (en mutedili) gibi fırkalara ayrılmışlardır.
• Mürcie: Hâricîlere tepki olarak doğmuş , “büyük günah işleyenlerin durumlarını Allah’a bırakıp” tekfir etmemiştir. Hâris b. Süreyc isyanıyla mevâlînin haklarını savunarak siyasî bir hüviyet kazanmıştır.
• Kaderiyye: Fiillerde insan iradesini öne çıkarmış ve III. Yezîd’in isyanını desteklemiştir.
• Cebriyye (Cehmiyye): İnsan fiillerinde ilâhî iradenin zorlayıcılığını (cebir) savunan Ca‘d b. Dirhem ve Cehm b. Safvân tarafından temsil edilmiştir.
4. Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler (İktibaslar)
Kitabın temel tezlerini ve mühim tesbitlerini yansıtan bazı vurgulu ifadeler şunlardır:
* (Tarih Yazımı Üzerine) “Özellikle Emevîler gibi, tarihleri kendilerini yıkan devletler döneminde yazılan devletler, bu bakımdan birtakım haksız eleştiri ve isnatlara mâruz kalmışlardır.” * (Tahrifat İddiası) “Emevî tarihi araştırmacılarının çoğu, Emevî tarihinin… bir kötüleme kampanyasına mâruz bırakıldığı ve büyük ölçüde tahrif edilmiş olduğu kanaatindedir.³” * (Şîa ve Ehl-i Sünnet İddiası) “Bu eleştirilerin başında Ehl-i sünnet’in siyasî temellerinin… Emevîler zamanında oluşturulduğu… iddiaları gelmektedir.” * (Müsteşrik Tenkidi) “Wellhausen… bu devleti, Araplar’ın dünyada millet olarak güçlerini ispat etmek üzere giriştikleri bir teşebbüs olarak değerlendirmiş ve bu teşebbüste dinin ancak ikinci derecede rol oynadığını göstermeye çalışmıştır.”
• (Fetihlerin Sebebi) “…Emevîler zamanında gerçekleştirilen fetihlerde birinci faktörün din ve iman olduğunu söyler.” (Della Vida’dan iktibas) * (İç Çatışmalar) “Emevî Devleti’nin en önemli muhalifleri, Hz. Ali evlâdı ve taraftarları, onlardan kopan Hâricîler, Abdullah b. Zübeyr… ve Abbâsîler olarak sıralanabilir.” * (Muâviye’nin Siyaseti) “Kes sesini! Efendin Ziyâd’ın kılıcıyla elde ettiği başarıların çok daha fazlasını sadece dilimi kullanmak suretiyle kazandım!” * (Kerbelâ’nın Etkisi) “Kerbelâ Vakası… önceden bir siyasî görüş durumunda olan Şiîliğin bir inanç halini almasına zemin hazırlamış ve pek çok isyanın sebebini teşkil etmiştir.” * (Yıkılış Sebebi) “Mercirâhit Savaşı ile başlayan iki kabile boyu arasındaki mücadele, devletin yıkılışına kadar devam etmiş… Nitekim tarihçiler, iki boyun mücadelesini, Emevî Devleti’nin en önemli yıkılış sebepleri arasında saymışlardır.” * (Mevâlî ve İlim) “…mevâlînin bilhassa ilim alanında öne çıktığı, dönemin en ünlü hukukçularının çoğunun onların arasından yetiştiği… bilinmektedir.” * (Ömer b. Abdülazîz’in Duruşu) “Müslüman olmanın cizye vergisini düşürdüğünü vurgulayarak, mevâlîden bu vergiyi kaldırdı… bundan şikâyetçi olan valilerine, kendisinin vergi memuru değil, insanları hakka çağıran davetçi olduğunu söylerdi.”
5. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
Müellif, bu eseri hazırlarken hem klasik İslâm tarihi kaynaklarına hem de modern araştırmalara müracaat etmiştir. Kitabın “Kaynakça” bölümünde zikredilen ve konuyu destekleyen başlıca kaynak grupları şunlardır:
• Klasik Ana Kaynaklar:
• Taberî, Târîh
• Belâzürî, Ensâbü’l-eşrâf ve Fütûhu’l-büldân
• İbn Sa‘d, et-Tabakāt
• İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîh
• İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye
• Ya‘kūbî, Târîh
• Dîneverî, el-Ahbârü’t-tıvâl
• Halîfe b. Hayyât, Târîh
• Zehebî, A‘lâmü’n-nübelâ’
• Modern Araştırmalar ve Müsteşrikler:
• Wellhausen, Arap Devleti ve Sukutu
• Abdülazîz Dûrî, İlk Dönem İslam Tarihi ve İslam İktisat Tarihine Giriş
• Hasan İbrâhim Hasan, İslâm Tarihi
• Philip K. Hitti, Siyâsî ve Kültürel İslam Tarihi
• Muhammed Kürd Ali, Hıtatü’ş-Şâm
• Fuat Sezgin, GAS (Târîhu’t-türâsi’l-Arabî)
• Ünal Kılıç, Tartışmaların Odağındaki Halife Yezîd b. Muaviye
• Fatih Erkoçoğlu, Abdülmelik b. Mervân ve Dönemi
6. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
Şahitler (Döneme Damga Vuranlar)
Kitap, Emevî devrini şekillendiren kilit şahsiyetler üzerinden ilerlemektedir:
• Kurucu Halifeler: Muâviye b. Ebû Süfyân ve devleti yeniden tesis eden Abdülmelik b. Mervân.
• Fetih Kumandanları: Ukbe b. Nâfi, Kuteybe b. Müslim, Muhammed b. Kāsım, Mûsâ b. Nusayr ve Târık b. Ziyâd.
• İkonik Valiler: Amr b. Âs, Ziyâd b. Ebîh ve Haccâc b. Yûsuf.
• İstisna Halife: “Beşinci râşid halife” olarak anılan Ömer b. Abdülazîz.
• Muhalif Liderler: Hz. Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Zübeyr , Muhtâr es-Sekafî, Zeyd b. Ali ve Hâris b. Süreyc.
Çıkarılacak Sonuçlar
• Emevîler, İslâm tarihinin “ilk hânedanı” olup, hilâfeti saltanata dönüştürmüşlerdir.
• Emevî tarihi, fetihler ve medeniyetin inşası (ilim , idare , sanat ) ile iç mücadeleler (kabilecilik , mezhep isyanları ) arasında zıtlıklar barındıran karmaşık bir devirdir.
• Emevî tarihine dair klasik kaynaklardaki rivayetler, çoğunlukla Abbâsî ve Şiî muhalefetinin bakış açısını yansıtır; bu sebeple bu rivayetlere “ihtiyatlı davranmayı” gerektirmektedir.
• Devletin yıkılışındaki en temel amiller, hânedan içi çekişmeler ve kabilecilik taassubu (Yemenî-Mudarî mücadelesi) olmuştur.
• Mevâlînin (gayri Arap müslümanlar) idarî ve iktisadî olarak “ikinci sınıf müslüman” görülmesi , onların muhalif hareketlere (Şîa , Mürcie , Abbâsîler ) katılmasına sebep olmuştur.
• Abbâsî ihtilâli, Emevîlere karşı biriken bütün bu muhalefet unsurlarını (Şiî sloganlar , Yemenî kabileler , mevâlî ) tek bir bayrak altında toplayarak başarıya ulaşmıştır.
7. Özet Not ve Sonuç
Prof. Dr. İsmail Yiğit’in “Emevîler (661-750)” adlı bu eseri, İslâm tarihinin kurucu bir devresini, dönemin siyasî hadiselerini , idarî yapısını , sosyal ve iktisadî hayatını ve en mühimi de ilmî ve sanatsal birikimini ana hatlarıyla ortaya koyan “Temel Kültür Dizisi” formatında, yoğun ve akademik bir çalışmadır.
Eserin temel tezi, Emevî tarihinin, muhalifleri (bilhassa Abbâsîler ve Şîa ) tarafından sistematik bir “kötüleme kampanyasına” tabi tutulduğu ve bu sebeple “büyük ölçüde tahrif edildiği” yönündedir. Müellif, Emevîleri sadece hilâfeti saltanata çeviren , Kerbelâ ve Harre facialarına sebep olan bir hânedan olarak değil, aynı zamanda “İslâm tarihinin en parlak dönemlerinden birini teşkil eden” fetihleri gerçekleştiren , İslâm medeniyetinin kurumsal (divanlar , sikke , tırâz , Arapçanın resmî dil olması ) ve ilmî (hadis tedvini , fıkıh mektepleri , nahiv ) temellerini atan bir devlet olarak da 221 değerlendirmektedir.
Sonuç olarak kitap, Emevîlere dair menfi rivayetleri ve müsteşriklerin din faktörünü ihmal eden yaklaşımlarını tenkit ederek , “objektif ve insaflı” bir bakış açısıyla, bu devrin İslâm tarihindeki yerini yeniden tesbit etme gayretidir.

✧✧

Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi’ye (rh.) ait “Fikir Damlaları” isimli eseri.

1. Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
• Eserin Adı: Fikir Damlaları
• Müellifi: Mehmed Kırkıncı
• Neşir Bilgileri: Kitap, Erzurum Kültür Eğitim Kitabevi tarafından basılmıştır. İlk baskısı Temmuz 2024’te Erzurum’da yapılmıştır.
• Müellif Hakkında: Eserde verilen hayat hikâyesine göre Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi (1928-2016) , Erzurum’da Serçemeli Mustafa Necati Efendi, Hacı Faruk Bey ve Molla Nadir Efendi gibi âlimlerden Arabî ilimler, ulum-u aklîye ve naklîye dersleri alarak icazet almıştır. Hayatındaki en mühim dönüm noktası, 1955 senesinde Isparta’da Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni ziyaret etmesi olmuştur. Bu ziyaretin “kendi ruh dünyasında büyük bir çığır açtığı” ve Üstad’ın dâvâsının onun dâvâsı olduğu belirtilmektedir. Hayatını iman ve Kur’ân dâvâsına adamış, özellikle üniversite hocaları ve öğrencileri üzerinde derin tesirler bırakmıştır.
• Muhtevası: Eser, müellifin muhtelif zamanlarda kaleme aldığı makalelerden ve suallere verdiği cevaplardan müteşekkildir. Kitabın “Takdim” yazısında , Selim Gündüzalp, Hoca Efendi’nin ilk eserlerinden olan “Hikmet Pırıltıları”nın , Risale-i Nur ders ve sohbetlerindeki izah ve açıklamalardan alınan notlar olduğunu ve bu eserin Risale-i Nur’un anlaşılmasında büyük rol oynadığını belirtir. “Fikir Damlaları” da bu minvalde, Hoca Efendi’nin Kur’ân, Risale-i Nur, Bediüzzaman, Mehdîyet, tarih şuuru, Avrupa medeniyeti ve İslâm âleminin meseleleri hakkındaki derin vukufiyetini ve tesbitlerini ihtiva eden bir düşünce derlemesidir.
2. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Eserin bütününde verilmek istenen temel mesajlar şunlardır:
• Kur’ân’ın Mutlak Hâkimiyeti: Kur’ân-ı Kerîm, ezelden gelen lâhutî bir sestir ve onun belâgati , en dâhi ediplerin (Velid b. Muğîre, Lebîd b. Rebîa gibi) aklını hayrette bırakmış ve onları acze düşürmüştür. Beşeriyetin nizam ve intizamı , fazileti ve saadeti ancak Kur’ân iledir. O, diğer semâvî kitapların tahrife uğramasının aksine, aslî safvetini muhafaza eden ve bütün semâvî dinlerin en mükemmeli olan İslâm’ın temelidir.
• Risale-i Nur’un Bu Asırdaki Vazifesi: İçinde bulunduğumuz asır, “inkâr-ı ulûhiyet” ve mânevî hastalıkların yaygınlaştığı dehşetli bir devirdir. Risale-i Nur Külliyatı, bu asrın “bütün mânevî hastalıklarına şifâ olacak” bir “tiryak-ı sâfî” (saf ilaç) ve Kur’ân’ın bu asra bakan hakikatlerini keşfeden bir tefsiridir. Onun en mühim vazifesi, insanlara “tahkikî îman” (araştırmaya dayalı sağlam iman) dersi vermektir.
• Bediüzzaman ve Mehdîyet: Bediüzzaman Hazretleri, Nurs Köyü’nden doğan bir “güneş” ve bu asrın müceddididir (yenileyicisidir). Eser, “Mehdî-i Âzam” bahsinde, Nur talebelerinin Üstadlarını Mehdî olarak görmelerini , Mehdî’nin en mühim vazifesi olan “îman-ı tahkikîyi neşr” vazifesinin bütünüyle Risale-i Nur’un “şahs-ı mânevîsi”nde görülmesinden kaynaklandığını izah eder. Üstad’ın bu makamı perdelemesi ise, ihlâs sırrına ve ehl-i siyasetin evhamına meydan vermemek içindir.
• Avrupa Medeniyetinin Tenkidi: Kitap, “Avrupa ikidir” tesbitini yapar. Birincisi, hakikî Îsevîlikten ve ilimden (fünun) neş’et eden faydalı Avrupa’dır39. İkincisi ise, “felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle” insanlığı “sefâhet ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa”dır. Müslümanların, Japonlar gibi , birinci Avrupa’nın ilim ve tekniğini alması , fakat ikinci Avrupa’nın “sefil medeniyeti”ne ve ahlâksızlığına şiddetle düşman olması gerektiği vurgulanır.
• Tarih Şuuru ve Osmanlı: Milletlerin mâzîsi ile bağının ehemmiyeti vurgulanır. Osmanlı Devleti, i’lâ-yı kelimetullahı esas gaye edinmiş ve mânevî mimarlar (Edebâli, Akşemseddin gibi) rehberliğinde yükselmiştir. Devletin inkırazı (çöküşü) ise, Tanzîmat ile başlayan , Avrupa’nın ilmini değil “sefâhat ve şekil yönünü” taklit etme hatasıyla meydana gelmiştir.
• Hizmette “Hasbîlik” Prensibi: Eser, İslâmî hizmetlerin muvaffakiyeti için “hasbî” (karşılıksız, sırf Allah rızası için) ve siyasetten uzak olması gerektiğini vurgular. Bu bağlamda, İhvân-ı Müslimîn ve Mevdudî gibi siyaseti metoda dâhil eden hareketlerin, niyetleri hâlis olsa da , “yol ve metod hatasından dolayı” muvaffak olamadıklarını tesbit eder.
3. Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Eser, müellifin şahsî tesbitlerine ve Risale-i Nur’dan yaptığı iktibaslara dayanır:
• Tesbit (Kur’ân): Kur’ân, cehalet devrini Asr-ı Saadet’e , vahşî kabileleri ise “cihanın en medenî milletlerinin fevkine” çıkarmıştır. Diğer semâvî kitaplar (Tevrat ve İncil) ise tahrif edilmiştir; Yahudilik ırkî bir dindir , Hıristiyanlık ise teslis akîdesiyle ve aklı reddetmesiyle hakikatten uzaklaşmıştır.
• Tesbit (Risale-i Nur): Risale-i Nur, “medreselerde beş on seneye mukabil” ilmi, “beş on haftada” kazandırabilecek bir “sehl-i mümteni”dir (taklidi imkânsız, kolay görünen derinlik). O, “doğrudan doğruya Kur’ân’ın bâhir bir bürhanı… ve feyzinden gelen bir tercüme-i mânevîyesidir”.
• Belge (Bediüzzaman’ın Mehdîyet’le İlgili Sözleri): Kitap, Bediüzzaman’ın talebelerinin bu yöndeki “ziyâde hüsnü zanlarını” “bir nevi dua” 68olarak gördüğünü ve onlara “çok ilişmediğini” 69belirten Emirdağ Lâhikası iktibasına yer verir. Ayrıca, Mehdî’nin üç vazifesinden (iman, şeriat, ittihad-ı İslâm) en mühimmi olan iman hizmetinin “aynen bîtamâmiha Risale-i Nur’da” görüldüğünü belirten Sikke-i Tasdîk-i Gaybî iktibasları delil getirilir.
• Tesbit (İslâm Dünyası): 14. Hicrî asırda Arap dünyasının Batı’ya olan kinleri sebebiyle “sosyalizm ve komünizm sempatisine” dönüştüğü, Nâsır ve Kaddâfi’nin “basiretsizliği” ile Rusya’ya yanaşarak “yağmurdan kaçtılar doluya tutuldular” durumu yaşanmıştır.
• Tesbit (İran): İran’ın tarih boyunca Ehl-i Sünnet’ten ayrılması , dinî anlayışın şahısların (Âyetullahların) elinde kalmasına sebep olmuştur. Bu durum, “irşad postundan saltanat tahtına geçmek isteyen” Safevîler , Bâtınîler ve Hasan Sabbah gibi siyâsî-dinî hareketlere zemin hazırlamıştır. Humeyni hâdisesi de “aynı ruh ve yapının” tezahürü olarak görülür.
• Tesbit (Aydınlar): Yakın tarihîmizdeki aydınlar (“münevverler”), “Batı’nın hayat ve prensiplerini ruhlarına sindirmiş, meşreben derbeder, sefih” kimselerdi. Dinden uzaklaşmakla tekâmül edeceklerini sandılar. Günümüz aydını ise, “anarşinin temelde kaynağı ‘Dinî terbiye ve telkinin kifâyetsizliği’dir” hakikatini görmüş ve dine dönmeye başlamıştır.
4. Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler
Eserden, müellifin ana fikirlerini özetleyen bazı vurucu iktibaslar şunlardır:
* Risale-i Nur’un Vazifesi Üzerine: “Risale-i Nur gerçekten bu asrın bütün mânevî hastalıklarına şifâ olacak fevkalade meziyet ve hususiyetlere sahiptir.” * Risale-i Nur’un Tarzı: “Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikatler, fânî ve âciz sukut edebilir şahsiyetlere bina edilmez!” * Mehdîyet Bahsi Üzerine (Bediüzzaman’dan İktibas): “Nur şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur’da gördüklerinden… Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telakkî ediyorlar.” * Avrupa Medeniyeti Hakkında: “Bil ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakîm ve dalâletli bir felsefeyi ve sol elinde sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dâvâ edersin ki, beşerin saadeti bu ikisi iledir. Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek.” * Japon Modeli: “Kesb-i medeniyette Japonlara iktida etmek bize lâzımdır ki, onlar Avrupa’dan mehâsin-i medeniyeti almakla beraber her kavmin mâye-i bekāsı olan âdât-ı millîyelerini muhafaza ettiler.” * İhvân-ı Müslimîn Tenkidi: “Fakat cemaatlerinin neşv ü nemâsı için sırf Kur’ân’ın hakikat ve mârifetiyle iktifa etmeyip, siyasî bir yol ile dâvâ ve gayelerini takviye ve tahkim cihetine gittiklerinden, neticede cemaatlerini vicdansız ve insafsız siyâsîlerin zulmüne maruz bıraktılar.” * Aydınlar ve Din: “Dindar olmak çağdaş olmanın gereğidir… Çağdaş dünyaya din; hava ve sudan daha ziyâde zaruridir, elzemdir.” * Tarih Şuuru: “Tanzîmat’tan bu yana çeşitli hile ve desîselerle milletimizi bu ruhtan, bu cevherden, bu merkezden uzaklaştırmak için büyük gayretler gösterildi.” * İstikbâl Hakkında (Bediüzzaman’dan İktibas): “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiye’nin ve hakaik-i îmaniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyet’e girecekler…”
5. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
Eserin müellifi Mehmed Kırkıncı, tesbitlerini ve düşüncelerini temellendirmek için başlıca iki ana kaynağa müracaat etmektedir:
• Kur’ân-ı Kerîm: Eserin ilk ve mutlak kaynağıdır. Bütün medeniyet, ahlâk ve hakikatlerin membaı olarak Kur’ân gösterilir.
• Risale-i Nur Külliyatı: Kitabın neredeyse tamamı Risale-i Nur Külliyatı’ndaki tesbitlerin bir şerhi ve izahı mahiyetindedir. Müellif, görüşlerini ispatlamak için doğrudan Külliyat’tan iktibaslar yapar. Bibliyografyada 98ve metin içinde Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şuâlar, Tarihçe-i Hayat, Emirdağ Lâhikası, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Muhakemat, Hutbe-i Şâmiye, İşârâtü’l İ’caz ve Âsâr-ı Bedîiyye gibi Risale-i Nur eserlerine atıflar bulunmaktadır.
Bunların dışında müellif, Avrupa’nın İslâm’a muhtaç olduğunu göstermek için bazı Batılı mütefekkirlerin (Prens Bismark, Bernard Shaw, Shebol, Dr. Johnson, Gaston Care, vb.) İslâm ve Peygamber Efendimiz (s.a.v) hakkındaki takdirkâr sözlerini şahit gösterir. Ayrıca Necip Fazıl Kısakürek’ten şiir iktibası yapılmıştır.
6. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
Eserin ortaya koyduğu deliller (şahitler) ve bunlardan çıkarılması gereken neticeler şöyledir:
Şahitler
• Mânevî Şahitler: Müellif, Risale-i Nur’un hakkaniyetine dair Bediüzzaman Hazretleri’nin tesbit ettiği Hz. Ali (r.a) ve Gavs-ı Âzam (r.a) gibi mânevî kutupların (keşfen) işâretlerini bir delil olarak sunar.
• Aklî Şahitler (Batılı Mütefekkirler): Avrupa’nın kendi mütefekkirleri (Prens Bismark , Bernard Shaw , Shebol vb.) dahi, Kur’ân’ın lâhutî (İlâhî) olduğunu, Hz. Muhammed’in (s.a.v) beşeriyetin halaskârı (kurtarıcısı) olduğunu ve Avrupa’nın saadet için İslâm şeriatına muhtaç olduğunu ikrar ve itiraf etmişlerdir.
• Asrî Şahitler: Kaptan Cousteau, Neil Armstrong, Cat Stevens ve Garaudy gibi modern ilim ve fikir sahasından insanların İslâm’ı seçmesi, İslâm’ın akıl ve fen ile zıt değil, bilakis uyum içinde olduğunun ve istikbâlin dini olduğunun canlı şahitleridir.
• Tarihî Şahitler: Tarih şahittir ki, ecdâdımız (Osmanlılar) dine temessük ettikçe (sarıldıkça) terakkî etmiş; Avrupa’yı taklit (Tanzîmat) ile dinî ve millî âdetlerden uzaklaştıkça inhitat (çöküş) yaşamıştır.
Çıkarılacak Sonuçlar
• Hizmet Metodu: İslâm’a hizmette muvaffakiyet, siyâsî metodlarla , sloganlarla veya kaba kuvvetle değil; ancak ve ancak “hasbî” (karşılıksız) , ilim, ikna, şefkat ve “ehl-i sünnet” dairesinde, ihlâslı bir “irşad” faaliyeti ile mümkündür.
• Medeniyet Tasavvuru: Kurtuluş, Avrupa’yı körü körüne taklitte veya tamamen reddetmekte değildir. Kurtuluş; Avrupa’nın “fen ve tekniğini” (maddî terakkîyi) almakla beraber, onların “sefil ve ahlâksız medeniyetini” şiddetle reddedip, İslâm ahlâkı ve hakaik-i îmaniyeyi hayata hâkim kılmaktır.
• Geleceğin Yönü: Beşeriyetin fıtratı ve aklın geldiği seviye , maddeci felsefelerin ve tahrif edilmiş dinlerin yetersizliğini ispat etmiştir. Gelecek asırlarda “en yüksek gür sadâ İslâm’ın sadâsı olacaktır”.
• Hâkimiyetin Şartı: Müslümanlar, İslâm ahlâkını ve iman hakikatlerini “ef’âlimizle izhar etsek” (fiillerimizle göstersek), diğer dinlerin tâbileri ve devletler “cemaatlerle İslâmiyet’e gireceklerdir”.
7. Genel Yönleri, Önemli Noktalarıyla İktibas, Sonuç ve Özet Notu
📜 Özet Notu
“Fikir Damlaları”, Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi’nin (rh.) Kur’ân-ı Kerîm ve Risale-i Nur Külliyatı merkezli düşünce dünyasını ve tesbitlerini ihtiva eden bir eserdir. Kitap, Kur’ân’ın i’câzını ve belâgatini , Risale-i Nur’un bu asrın “tahkikî îman” ihtiyacına cevap veren yegâne tefsir olduğunu ve Bediüzzaman Hazretleri’nin bu devrin müceddidi ve mânevî rehberi olduğunu kuvvetli delillerle ortaya koyar.
Eser, aynı zamanda keskin bir medeniyet tenkidi ve tarih şuuru barındırır. Avrupa medeniyetini “iki”ye ayırır ; faydalı ilim ve sanatını almayı teşvik ederken, “sefih ve muzır” olan ahlâksız kültürünü şiddetle reddeder. Osmanlı’nın yükselişini dine hizmete , çöküşünü ise (Tanzîmat’la başlayan) Avrupa’yı yanlış taklide bağlar. Kitap, İslâm dünyasındaki siyasî hareketleri (İhvân-ı Müslimîn, Mevdudî gibi) tenkit ederek, kurtuluşun siyasetle değil, ihlâs ile yapılan “hasbî” iman hizmetiyle mümkün olacağını savunur.
✒️ Önemli Noktalarıyla İktibaslar
• Kur’ân’ın Hâkimiyeti: “Evet, her kimde bir hidâyet, bir nur, bir huzur, bir sürûr, bir tekâmül, bir eser-i terakkî görülmüş ise, bütün bunların membaı ve menşei Kur’ân’dır.”
• Risale-i Nur’un Vazifesi: “Rahmet-i ilâhiye bu tiryak, asrımızın tabib-i hâzıkı olan Bediüzzaman Hazretlerinin mübârek eli ile insanlık âlemine ihsan etti.” “Evvela bu tâlim ve tamimin gayesi; tesadüf, şirk ve tabiattan meydana gelen ifsad şebekelerini âlem-i İslâm’dan… nefiy ve ihraç etmektir.”
• Mehdîyet Meselesi: “Nur şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur’da gördüklerinden… Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telakkî ediyorlar.” (Müellif, Bediüzzaman’ın bu makamı “ihlâs zedelenir” ve “ehl-i siyaset evhama” düşer diye perdelediğini izah eder.)
• Hizmet Metodu Tenkidi: “Rahmetli Mevdudî hakkında kanaatim şudur: İslâmiyet’i yukarıdan aşağıya, tepeden inme tarzda getirme temâyülünde olan bu zât, siyâsî bir çalışmayla neticeye varmak istediğinden, yol ve metod hatasından dolayı muvaffak olamamıştır.”
• Avrupa ve Taklit: “Bizim Avrupa medeniyetinden istifademiz bir gerçek olmakla beraber, asıl olan, bizim onlara vereceğimiz mânevî değerlerdir.” “Maalesef biz şimdiye kadar zelil, fakir ve miskin kaldığımızdan, Kur’ân’ın o yüksek hakikatlerini onlara karşı perdeledik.”
• İstikbâl: “Akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı aklîye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tespit ettiren Kur’ân hükmedecek.”
⚖️ Sonuç
“Fikir Damlaları”, Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi’nin (rh.) iman, tarih ve medeniyet üzerine yaptığı tesbitlerin bir hülâsasıdır. Eserin umumî neticesi, 14. hicrî asır ve sonrasında yaşanan mânevî buhranların, materyalizmin ve “küfr-ü mutlak”ın yegâne çaresinin, siyasetten ve felsefenin şüphelerinden uzak, “hasbî” bir surette Kur’ân hakikatlerini (bu asırda Risale-i Nur vasıtasıyla) neşretmek olduğudur.
Kitap, hem Batı’nın sefih medeniyetini hem de dine siyaseti karıştıran İslâmî hareketleri tenkit ederek, kurtuluşun ve hakikî terakkînin ancak ve ancak ihlâs ile yapılan iman hizmetinden ve ecdâdın mânevî mirasına sahip çıkmaktan geçtiğini isbat etmektedir.

✧✧

Altı ciltlik “Fütûhât-ı Mekkiyye” (Mekke Fethileri) adlı eser.

Muhyiddin İbn Arabî’nin (k.s.) en mühim ve en hacimli eseridir. Ekrem Demirli tarafından Türkçeye çevrilmiş ve Litera Yayıncılık tarafından neşredilmiştir.

1. Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
• Eserin Adı: Fütûhât-ı Mekkiyye (Mekke Fethileri/Açılımları)
• Müellif (Yazar): Muhyiddin İbn Arabî (Şeyh-i Ekber olarak da bilinir).
• Mütercim (Çevirmen): Ekrem Demirli.
• Yayınevi: Litera Yayıncılık.
• Muhteva: Eser, İslam tasavvufunun (mistisizminin) ve hikmetinin (felsefesinin) zirve eserlerinden biri olarak kabul edilir. İbn Arabî, bu eseri Mekke’de iken ilham ile (manevî bir açılım/fetih ile) yazmaya başladığını belirtir. Eser, Varlık (Vücûd), Hak (Allah) ve halk (yaratılmışlar), Esmâ-i Hüsnâ (İlahi İsimler), kâinatın yapısı, insanın kâinattaki yeri, nübüvvet (peygamberlik), velâyet (evliyalık) ve ibadetlerin derûnî (içsel) manaları gibi sayısız konuyu ihtiva eden ansiklopedik bir şaheserdir.
2. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar Nelerdir?
Eserin temel mesajı, “Vahdet-i Vücûd” (Varlığın Birliği) olarak bilinen düşünce etrafında şekillenir. Ana mesajlar şunlardır:
• Varlığın aslı birdir ve O da Hak’tır. Kâinattaki bütün çokluk (kesret), bu tek Varlığın (Vahdet) muhtelif mertebelerdeki tecellîlerinden (görünümlerinden) ibarettir.
• Kâinat, Allah’ın isim ve sıfatlarının bir “ayna”sıdır.
• İnsan (“İnsan-ı Kâmil” yani Olgun İnsan olarak), kâinatın küçük bir numunesi (özeti) olup, Hakk’ın bütün isimlerini kendinde toplayan yegâne varlıktır.
• Bilginin gayesi, eşyanın (varlıkların) zahiri (dışsal) yüzünün ötesindeki hakikatini, yani o şeyin Hak ile olan bağlantısını idrâk etmektir.
• Şeriatın (dinin zahiri hükümlerinin) ve ibadetlerin, bu hakikatlere ulaştıran derûnî ve bâtınî boyutları vardır.
3. Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler?
• Bilgi ve Tesbitler: İbn Arabî, varlık mertebeleri, meleklerin yapısı, arş, kürsü, harflerin ilmi (ilm-i hurûf), rüyaların tabiri, vaktin (zamanın) yapısı ve ibadetlerin sırları gibi pek çok metafizik (mâba’d-et-tabiî) ve manevî konuda derin “tesbitler”de bulunur.
• Belgeler (Kaynaklar/Şahitler): Müellifin bu tesbitlerini isbat için kullandığı temel “belge” ve “şahit”, Kur’ân-ı Kerîm’dir. Sağladığınız her cildin sonundaki (Cilt 1, 2, 3, 4, 5, 6) “Son Notlar” kısımları, eserin metni içinde istinad edilen yüzlerce Kur’ân ayetinin referansları ile doludur.
• Örneğin, Cilt 1’in notlarında “en-Nahl 16/40”, “Yunus 10/3”, “el-A’râf 7/54”; Cilt 2’nin notlarında “Kaf 50/30”, “Ğâfir 40/12”; Cilt 3’ün notlarında “en-Nisa 4/34”, “Taha 20/114” gibi sayısız ayete atıf yapıldığı görülmektedir. Bu, eserin metodunun Kur’ân ayetlerinin derûnî tefsirine (yorumlanmasına) dayandığını açıkça göstermektedir.
4. Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler?
Eserin tamamı bu kabil (tür) cümlelerle dolu olsa da, sağladığınız parçacıklardan Cilt 1’in hemen başından (Sayfa 3) bir “iktibas” (alıntı) yapmak mümkündür. Bu cümle, eserin temel düşünce yapısını ve üslubunu ortaya koymaktadır:
“Hamd, şeyleri bir yokluktan ve yokluğun yokluğundan var eden ve şeylerin varlığını kelimelerinin yönelişine dayandıran Allah’a mahsustur. Bu sayede onların yaratılmışlığını ve Hakk’ın kadimliğinden kaynaklanan ezeliliklerinin sırrını öğrendiğimiz gibi Allah’ın bize bildirdiği kadimliğini de öğreniriz.”
Bu cümle, varoluşun “yokluk” ve “varlık” arasındaki zıt ve aykırı (çelişkili) gibi görünen yapısını ve her şeyin temelinin Allah’ın “kelimeleri” (iradesi ve isimleri) olduğunu vurgulayarak eserin ana fikrine bir giriş yapar.
5. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar?
Müellifin (İbn Arabî) kendisi, yukarıda da belirtildiği gibi, düşünce ve tesbitlerini desteklemek için doğrudan Kur’ân-ı Kerîm ayetlerini kaynak olarak kullanır. “Son Notlar” bunun en açık isbatıdır. Bunun yanı sıra, eser hadîs-i şerîflere ve kendinden önceki sûfîlerin (maneviyat önderlerinin) sözlerine ve keşiflerine de atıfta bulunur (Bu detay asıl metinde görülebilir).
6. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar?
• Şahitler: Eserin temel “şahitleri” (delilleri), mantıkî çıkarımlar ve felsefî (hikmet temelli) analizlerden ziyade, Kur’ân ayetleri ve müellifin kendi manevî tecrübesi ve “keşf”i (manevî açılımı) olarak sunulur.
• Çıkarılacak Sonuçlar: Eserin okuyucudan çıkarmasını beklediği temel “sonuç”, varlığa ve hayata dair bakış açısını değiştirmektir. Okuyucunun, görünen (zahiri) âlemin ötesindeki birliği (vahdeti) idrâk etmesi, kendi varlığının hakikatini tanıması ve bu bilgiyle ahlâkını ve faziletini olgunlaştırarak “İnsan-ı Kâmil” olma yolunda ilerlemesi hedeflenir.
7. Genel Yönleri ve Önemli Noktalarıyla İktibas Edip Sonuç ve Özet Notu
Özet ve Sonuç Notu:
Tefdim ettiğiniz bu altı ciltlik Fütûhât-ı Mekkiyye tercümesi, Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabî’nin İslâm düşünce ve hikmet tarihine bıraktığı en muazzam mirastır.
• Genel Yönü: Eser, bir “tasavvuf ansiklopedisi”dir. Varlıktan (ontoloji), bilgiden (epistemoloji), kâinattan (kozmoloji) ve ahlâktan (etik) bahseden, bütün bu alanları “Vahdet-i Vücûd” ana fikri altında birleştiren cihan şümul bir yapıttır.
• Önemli Noktaları:
• Vahdet-i Vücûd: Varlığın tek ve bir olduğu, çokluğun bu birliğin tecellîleri olduğu düşüncesi.
• Kur’ânî Temel: Eserin tamamı, Kur’ân ayetlerinin derûnî ve işârî (sembolik) tefsiri üzerine kuruludur. “Son Notlar”daki ayet listeleri bunun isbatıdır.
• İnsan-ı Kâmil: İnsanın, Hakk’ın bütün isimlerini yansıtan bir ayna olarak kâinatın gayesi olduğu fikri.
• İlham ve Keşf: Bilginin sadece nazarî (teorik) bakış ile değil, aynı zamanda manevî tecrübe ile elde edilişi.
• İktibas (Cilt 1, Sayfa 3’ten): “Hamd, şeyleri bir yokluktan ve yokluğun yokluğundan var eden… Allah’a mahsustur.”
Sonuç: Fütûhât-ı Mekkiyye, okunması derin bir tefekkür (düşünce) ve sabır gerektiren, ancak İslâm hikmetinin ve maneviyatının en yüksek zirvelerinden birini tasvir eden temel bir kaynaktır.

Fütûhât-ı Mekkiyye

Cilt 7, Cilt 8, Cilt 9, Cilt 10, Cilt 11 ve Cilt 12 dosyaları incelenmiştir.
Bu dosyalar, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri’nin (Şeyh-i Ekber) “Fütûhât-ı Mekkiyye” (Mekke Fetihleri) isimli muazzam eserinin Litera Yayıncılık’tan Ekrem Demirli çevirisiyle neşredilmiş ciltleridir.

1. Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi ve Genel Yönleri
“Fütûhât-ı Mekkiyye”, İslâm düşünce tarihinin ve tasavvuf (hikmet) geleneğinin en mühim ve hacimli eserlerinden biridir. İbn Arabi, bu eseri Mekke’de iken (H. 598 / M. 1202) yazmaya başladığını ve büyük kısmını ilham (keşf) yoluyla kaleme aldığını belirtir. Eser, 560 bölümden müteşekkildir.
Sağladığınız ciltlerin muhtevasına (içindekiler kısmına) bakıldığında, eserin tasavvufî makamlar, ahlâkî ve fıkhî meselelerin derûnî boyutları, ilahî isimler, varlık mertebeleri ve mârifetullah (Allah bilgisi) gibi pek çok konuyu ihtiva ettiği görülmektedir.
• Cilt 7: “Tövbe” ve “Tövbenin Terki” gibi ahlâkî ve manevî makamları ele alan bölümleri ihtiva eder.
• Cilt 8: “Fakirlik”, “Zenginlik”, “Tasavvuf”, “Tahkik” ve “Hikmet” makamları gibi seyr-i sülûkun temel duraklarını tasvir eder.
• Cilt 9: “Sır” gibi daha derûnî ve bâtınî konulara odaklanır.
• Cilt 10: “Muhammedî Münacat”, “Tevhidin Tenzihi” ve “Musevî Makam” gibi peygamberlerin meşrepleriyle ilgili menzilleri inceler.
• Cilt 11: “Mele-i A’la’nın Tartışması”, “Melamilerin Menzili” gibi mânevî ve ruhanî konuları ele alır.
• Cilt 12: “Vahiy Mertebeleri”, “Mülk Hamdi” ve “İhlasın Sırrı” gibi tevhîd ve vahiy ile ilgili meselelere derinlemesine nazar eder (bakar).
2. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Eserin temel mesajı, “Vahdet-i Vücûd” (Varlığın Birliği) düşüncesidir. İbn Arabi’ye göre, hakikî varlık yalnızca Allah’tır (Hakk) ve kâinat (âlem), O’nun isim ve sıfatlarının bir tecellîsidir (ön planıdır). Eser, insanın bu tecellî âlemindeki yerini, Allah’ı bilme (mârifet) yolculuğunu ve “insan-ı kâmil” olma hedefini tasvir eder. Fıkhî hükümlerden varlık mertebelerine kadar her şeyin, bu ana düşünce (vahdet) açısından bir mânâsı olduğunu isbat etmeyi hedefler.
3. Bilgi, Belge, Tesbitler ve Vurucu Cümleler

Eserin tamamı, İbn Arabi’nin kendi mânevî tecrübelerine (keşf), âyet ve hadislerin derûnî tefsirlerine (işârî tefsir) ve varlık (vücûd) hakkındaki nazarî (bakışa dayalı) tesbitlerine dayanır.
4. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
İbn Arabi’nin düşünce sistemini ve “Fütûhât”ta ele alınan konuları daha iyi anlamak için başvurulabilecek temel kaynaklar şunlardır:
• Fusûsu’l-Hikem (Hikmetlerin Özleri): İbn Arabi’nin, “Fütûhât”tan sonra kaleme aldığı, Vahdet-i Vücûd düşüncesinin en özlü ve yoğun şekilde ifade edildiği eseridir.
• Sadreddin Konevî’nin Eserleri: İbn Arabi’nin üvey oğlu ve en mühim takipçisi olan Konevî, onun düşüncelerini şerh etmiş ve sistemleştirmiştir. (Örn: “el-Fukûk”, “Miftâhu’l-Gayb”)
• Diğer Şârihler: Dâvûd-ı Kayserî, Abdullah Bosnevî gibi Osmanlı düşünce geleneğindeki mühim şahsiyetlerin İbn Arabi’nin eserlerine (bilhassa “Fusûs”a) yazdıkları şerhler.
5. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
İbn Arabi’nin “şahitleri”, öncelikle kendi mânevî tecrübeleri ve ilhamlarıdır. İkinci olarak, bu tecrübelerini isbat etmek için Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîf’lerden getirdiği derûnî (bâtınî) delillerdir.
• Çıkarılacak Sonuç: Eserden çıkarılacak temel sonuç, varlığın zâhirî çokluğunun altında yatan derûnî birliğin idrak edilmesidir. İnsanın bu âlemdeki gayesi, kendi hakikatini ve Hakk’ın varlıktaki tecellîlerini bilmektir. İbn Arabi, şeriatın zâhirî hükümlerinin, hakikatin bâtınî bilgisine ulaşmak için bir vasıta olduğunu vurgular.
Özet Notu ve Sonuç
“Fütûhât-ı Mekkiyye”, bir tasavvuf ansiklopedisi olmanın ötesinde, İbn Arabi’nin “Şeyh-i Ekber” (En Büyük Şeyh) unvanını almasına sebep olan, İslâm hikmet geleneğinin zirve eseridir. Varlık, bilgi, ahlâk, ibadet ve mârifet konularında, zâhir ile bâtını, akıl ile keşfi birleştiren cihan şümul bir bakış açısı sunar.
Sağladığınız 7-12. ciltler, bu muazzam yapının “mânevî makamlar”, “peygamberlerin meşrepleri”, “vahiy” ve “tevhid” gibi mühim bölümlerini ihtiva etmektedir. Eserin tam olarak idrak edilmesi, ciddi bir ilmî birikim ve tasavvufî bir anlayış gerektirmektedir.

Fütûhât-ı Mekkiyye’nin 13, 14, 15, 16, 17 ve 18. ciltlerine ait dosyalar.

1. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar Nelerdir?
Fütûhât-ı Mekkiyye (Mekke Fetihleri), İbn Arabi’nin (Şeyh-i Ekber) tasavvufî düşünce ve hikmetinin zirvesini teşkil eder. Sunulan muhtevaya göre, eserin temel mesajları şunlardır:
• Varlığın Birliği (Tevhid): Eserin tamamına sinen ana mesaj, varlığın (vücûd) birliğidir. Hak (Allah), varlığın hem Batın (gizli) hem de Zahir (görünen) yönüdür . Âlem, Hakk’ın tecellilerinden (görünümlerinden) ibarettir. Eser, âlemi “rakk-ı menşur’da yazılmış bir kitap” olarak tasvir eder .
• Marifetullah (Allah Bilgisi): Eser, Allah’ı bilmenin (marifet) yollarını inceler. Akli delilin (nazarî düşünce) Allah’ın zatını kavramakta aciz olduğunu , hakiki marifetin ancak keşif (ilham, manevi açılış) ve Peygamberlerin getirdiği şeriat (ilahi yasa) yoluyla elde edilebileceğini vurgular . Bilgi, peygamberlerden kalan en büyük mirastır .
• İlahi Rahmetin Kuşatıcılığı: Eser, Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşattığı mesajını kuvvetle verir. Hatta 13. Cilt’teki 363. Bölümde, müşriklerin (Allah’a ortak koşanlar) dahi, bu fiillerinde “görünen bir rabbe ibadet etme” fıtratından saparak hataya düşseler de, neticede Allah’ın geniş rahmetinin bir tecellisine mazhar olabileceklerine dair derinlikli bir tahlil sunulur .
• İnsanın Yüce Makamı (İnsan-ı Kâmil): İnsan, “Allah’ın suretinde” yaratılmıştır . İnsan-ı Kâmil (Mükemmel İnsan), hem âlemin (makrokozmos) hem de Hakk’ın isim ve sıfatlarının bir özeti (mikrokozmos) konumundadır .
• Kulluk (Ubudiyyet): Eserin bütünü, en yüce mertebenin “kulluk” olduğunu tesbit eder. Gerçek tevhid, fiillerin failinin sadece Allah olduğunu (fiillerin tevhidi) idrak etmektir .
2. Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Eser, “menziller” (manevi duraklar), “münazeleler” (derûnî tartışmalar/diyaloglar) ve “tavsiyeler” şeklinde yapılandırılmıştır. Sunulan muhtevadaki bazı mühim tesbitler şunlardır:
• Ahir Zaman ve Mehdi (Cilt 13, Bölüm 366): Bu bölümde ahir zamanda zuhur edecek Mehdi hakkında çok tafsilatlı bilgiler ve tesbitler yer alır:
• Nesebi: Hz. Peygamber’in soyundan ve Hz. Fatma’nın oğullarındandır .
• Vazifesi: Dünyayı adaletle dolduracaktır . Dinin hakikatini izhar edecek, yeryüzünden mezhepleri kaldıracak ve geriye sadece “halis din” kalacaktır .
• Düşmanları: “Onun düşmanları içtihat ehli alimlerin taklitçileridir” . Bu taklitçi alimler, Mehdi’nin kendi imamlarının görüşlerinden farklı hükümler verdiğini görünce ona düşman olacaklardır .
• Vezirleri: Mehdi’nin, kendisine yardım edecek vezirleri olacaktır. Bu vezirler “Acemlerdir ve içlerinde Arap yoktur” ve dokuz temel vasfa sahiptirler (Göz keskinliği, ilahi hitabı bilmek vb.) .
• Hz. İsa’nın Nüzulü: Hz. İsa’nın Şam’da ineceği ve Mehdi’ye katılacağı belirtilir .
• Esma-i Hüsna Mertebeleri (Cilt 16, 17): Eserin bu ciltleri, Allah’ın Güzel İsimlerinin (Esma-i Hüsna) her birini manevi bir “mertebe” (station) olarak inceler. Her bir ismin (el-Vedad , el-Mecid , el-Hak , el-Vekil , en-Nur , el-Hadi vb.) varlıktaki tecellisi ve arifin bu tecelliden alacağı pay tasvir edilir.
• Kutuplar ve Menzilleri (Cilt 15, 16): Eser, manevi hiyerarşideki “Kutup” makamındaki velileri ve onların “menzillerini” inceler. Bu menziller, “La ilahe illallah” veya “Allahu Ekber” gibi zikirler olabildiği gibi, “Onların çoğu Allah’a iman etmez, onlar müşriktir” veya “O’nun benzeri bir şey yoktur” gibi Kur’an ayetlerinin derûnî manaları üzerine kuruludur.
• Hikmetli Tavsiyeler (Cilt 18): Bu cilt, seyr-ü sülük eden müride ve kemale ermiş kimselere yönelik “hikmetli tavsiyeler” içerir. Bu tavsiyeler “Nebevi Tavsiyeler” , “Salihlerin Tavsiyeleri” ve “İlahi Tavsiyeler” gibi başlıklar altında toplanmıştır.
3. Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler (İktibaslar)
Eser, son derece derin ve vurgulu ifadelerle doludur. Sunulan muhtevadan bazı misaller:
• Marifet ve Acziyet Üzerine:
“Allah’ı bilmek bu acizliği bilmektir. Yoksa O’nu bilmek değildir!”
• Nefs ve Rab Bilgisi Üzerine:
“Her kim kendini bilirse, Rabbini de bilir.”
• Varlık, Hak ve Halk Üzerine:
“Halk Hakk’ın aynı / Inkâr etme, çünkü kevn O’nun aynı / Tefrik edersen, ayrım yok olucu, bil / Böyle değilse ibret al, fark O’nun farkı.”
“Attığında sen atmadın, fakat Allah attı.”
• Tevhid ve Şirk Üzerine:
“Onların çoğu Allah’a iman etmez, onlar müşriktir.” (Bu ayetin tahlilinde İbn Arabi, kişinin fiilleri kendine nispet etmesinin dahi gizli bir şirk olduğunu vurgular .)
• Zaman (Dehr) Üzerine:
“Dehr’e sövmeyin, çünkü Allah dehr’dir.”
• Güzellik (Cemâl) Üzerine:
“Allah güzeldir ve güzeli sever.”
• Mehdi’nin Düşmanları Üzerine:
“Onun düşmanları içtihat ehli alimlerin taklitçileridir.”
4. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
İbn Arabi, bu eserdeki tesbitlerini ve marifetini temellendirmek için şu kaynakları “şahit” olarak kullanır:
• Kur’an-ı Kerim: Eserin tamamı, Kur’an ayetlerinin derûnî ve bâtınî bir tefsiri mahiyetindedir. Her bölüm ve menzil, temel dayanağını ayetlerden alır (Örn: ).
• Hadis-i Şerifler (Kutsi ve Nebevi): Eser, “sahih bir rivayette”, “kutsi bir hadiste” veya doğrudan Hz. Peygamber’den iktibaslarla doludur. (Örn: İhsan Hadisi , Allah’ın suretinde yaratılma hadisi , Dehr hadisi ).
• Geçmiş Peygamberler: Hz. İbrahim , Hz. Musa , Hz. İsa , Hz. Davud ve Hz. Adem gibi peygamberlerin kıssaları ve sözleri, manevi hakikatler için birer delil olarak kullanılır.
• Büyük Sufiler (Veliler): Yazar, kendisinden önceki veya çağdaşı olan büyük arifleri ve velileri (Evliyaullah) şahit gösterir. Ebu Yezid el-Bestami , Cüneyd-i Bağdadî ve Sehl b. Abdullah et-Tüsteri gibi isimlerin sözleri ve halleri sıkça zikredilir.
• Mükaşefe (Keşif): Yazarın bizzat kendi manevi tecrübeleri (keşifleri), eserin temel kaynaklarındandır. (Örn: Fas’taki tecrübesi veya Hızır (a.s.) ile karşılaşması ).
5. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
• Şahitler: Yukarıda 4. maddede zikredilen Kur’an, Sünnet, Peygamberler, Veliler (Ebu Yezid, Cüneyd vb.) ve bizzat müellifin kendi keşfi, eserde sunulan manevi hakikatlerin “şahitleri” (delilleri) konumundadır. Eser, aklî delillerin ötesinde, bu “zevk” (manevi tatma) ve “müşahede” (görme) yoluyla elde edilen bilgiyi esas alır.
• Çıkarılacak Sonuçlar:
• Varlık birdir; görünen her şey (halk), o bir varlığın (Hak) tecellisidir.
• Akıl (nazarî düşünce), Allah’ın zatını kavramakta yetersizdir; hakiki bilgi (marifet), ancak peygamberlere uymak ve keşif yoluyla elde edilir.
• Allah’ın rahmeti gazabını geçmiştir ve her şeyi kuşatır . Nihai olarak her şey rahmete dönecektir.
• İnsan-ı Kâmil, varlığın gayesi ve Hakk’ın suretidir . En yüce mertebe, bu hakikatin idrakiyle tam bir “kulluk” (ubudiyyet) makamına erişmektir.
• Şeriatın zahirî hükümlerine uymaksızın (“hikmet” iddiasıyla) manevi yolculuk mümkün değildir .
6. Genel Yönleri ile İktibas, Özet ve Sonuç Notu
Genel Yönler ve Önemli Noktalar (İktibaslar Eşliğinde):
Size sunulan bu altı cilt, Fütûhât-ı Mekkiyye gibi muazzam bir külliyatın mühim bir kısmını teşkil etmektedir. Eser, “Sifir” (Kitap) adı verilen büyük bölümlere, onlar da “Bölüm” (Bab) başlığı altındaki Menzillere (Manevi Duraklar) ve Münazelelere (Manevi Diyaloglar) ayrılmıştır.
• Cilt 13, “Yirmi Beşinci Sifir” ile başlar ve 363. Bölümden 367. Bölüme kadar olan kısmı ihtiva eder. Bu ciltte Tevhid, Marifet, Akıl ve Şeriat ilişkisi, İlahi Rahmetin genişliği ve Mehdi’nin vasıfları gibi temel konular derinlemesine işlenir.
• Cilt 14, “Yirmi Yedinci Sifir” ile başlar ve 373. Bölümden 410. Bölüme kadar devam eder. Bu ciltte “Rü’yet (Allah’ı Görme) Menzili” , “Hatemler (Veliliğin Mührü) Menzili” ve çeşitli “Münazeleler” (Manevi tartışmalar) bulunur.
• Cilt 15, “Yirmi Dokuzuncu Sifir” ve “Otuzuncu Sifir”i kapsar (Bölüm 411-496) . Bu cilt, “Münazeleler”e devam eder ve ardından “Muhammedi Kutuplar” ve onların “La ilahe illallah” , “Allahu Ekber” gibi zikir ve ayetlere dayanan manevi menzillerini açıklar.
• Cilt 16, “Otuz Birinci Sifir” ve “Otuz İkinci Sifir”e (Bölüm 497-558) yer verir. Kutupların menzillerini incelemeye devam eder ve 558. Bölüm ile “Esma-i Hüsna” (Allah’ın Güzel İsimleri) ve bu isimlerin mertebelerini şerh etmeye başlar.
• Cilt 17, “Otuz Üçüncü Sifir” ve “Otuz Dördüncü Sifir”i (Bölüm 559) ihtiva eder. Bu cilt, Cilt 16’da başlayan Esma-i Hüsna mertebelerinin (el-Vedad , el-Mecid , el-Hak , en-Nur , el-Hadi vb.) geniş bir tasvirini yapar. Ardından 559. Bölümde çeşitli “Hakikatler ve Sırlar” üzerinde durulur.
• Cilt 18, “Otuz Beşinci Sifir” , “Otuz Altıncı Sifir” ve “Otuz Yedinci Sifir”i kapsar. Bu cilt, “Açık ve Gizli Şirk” gibi konuların yanı sıra, eserin ameli ve ahlaki boyutunu teşkil eden “Seyr-ü Sülük Eden Müride… Hikmetli Tavsiyeler” başlığı altında Peygamberlerden , Salihlerden ve doğrudan İlahi kaynaktan gelen öğütleri derler.
Önemli Bir İktibas (Cilt 17):
“Allah âlemi örneksiz bir şekilde son derece güzel ve kâmil yaratmıştır, çünkü Allah güzeli sever ve O’ndan başka güzel yoktur. Demek ki Allah kendini sevmiş, sonra kendisini başkasında görmeyi sevmiş ve irade etmiştir. Bunun için de âlemi kendi güzelliğinin suretinde yaratmış, ona bakmış, bakışın kendisini sınırladığı kimsenin sevmesi gibi onu sevmiştir.”
Özet ve Sonuç Notu:
Sunulan bu ciltler, Fütûhât-ı Mekkiyye’nin varlığın ve bilginin en derûnî katmanlarını incelediğini göstermektedir. Eserin temel gayesi, tevhid-i vücûdî (varlığın birliği) hakikatini, yani bütün bir âlemin (halk) ve içindeki her şeyin, Hak’kın (Allah) tecellilerinden ibaret olduğunu açıklamaktır.
İbn Arabi, bu yüce hakikatlere ulaşmada aklî delillerin (nazarî düşünce) yetersiz kaldığını, gerçek marifetin ancak peygamberlere (ve onların vârisleri olan velilere) gelen keşif, ilham ve müşahede ile mümkün olacağını isbat eder .
Eser, Cilt 16 ve 17’de görüldüğü gibi, Allah’ın her bir “İsmini” varlıkta açılan bir “mertebe” olarak inceler. Cilt 18’de ise bu yüksek hikmetin, “tavsiyeler” yoluyla nasıl ahlaka ve hayata dönüştürüleceğini gösterir .
Neticede bu eser, okuyucusunu, varlıktaki her zerrede Hakk’ın yüzünü görmeye , O’nun rahmetinin ve ilminin her şeyi kuşattığını idrak etmeye ve nihayetinde “Allah’ın suretinde” yaratılmış bir halife olarak en kâmil kulluk mertebesine ulaşmaya davet etmektedir.

✧✧

Prof. Dr. Salahattin Polat’a ait “Hadis Araştırmaları” isimli eseri.

1. Kitap Hakkında Tafsilatlı Bilgi
• Eserin Adı: Hadis Araştırmaları – Tarih, Usûl, Tenkid, Yorum.
• Müellifi: Prof. Dr. Salahattin Polat. Müellif, 1954 Tosya doğumlu olup, 1976’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden mezun olmuştur. 1977’de Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü’ne Hadis asistanı olarak atanmış, 1981’de “Mürsel Hadisler” konulu doktorasını tamamlamış, 1992’de profesör olmuştur.
• Neşri: Eser, Kimlik Yayınları tarafından neşredilmiştir. Tarafınızdaki nüsha, 2017 tarihli “Genişletilmiş Altıncı Baskı”dır.
• Muhtevası ve Menşei: Kitap, müellifin ifade ettiği üzere, üniversitede lisans ve yüksek lisans seviyesinde verdiği ders notlarından, akademik yayın organlarındaki makalelerden ve kongre tebliğlerinden derlenmiştir6. İlk baskısı 1997’de yapılmış, akademik sahada çok sayıda atıf almış ve ders kitabı olarak okutulmuştur.
• Hedef Kitlesi: Eser, sadece hadis mütehassıslarına değil, “temel bir düzeyde hadis kültürü olan kişilere” hitap etmektedir. Hadis etrafındaki güncel tartışmaların merkezinde yer alan temel problemleri ele almayı hedeflemiştir9.
2. Kitabın Vermek İstediği Mesajlar
Eserin bütünü mütalaa edildiğinde, hadis ilminin hem tarihî temellerini hem de modern meydan okumalarını (challenges) tenkidî bir süzgeçten geçirdiği görülmektedir. Kitabın temel mesajları şunlardır:
• Hadis Tenkidinin Menşei: İsnad sistemi ve hadis tenkidi, bazı müsteşriklerin (oryantalistlerin) iddialarının aksine, dışarıdan (Yahudi geleneği vb.) alınmamış, bizzat Sahâbe-i Kirâm’ın (r.a.) gösterdiği ihtiyat, titizlik ve Kur’an’a arz tatbikatı ile temelleri atılan, Müslümanlara has (İslâm âlimlerine göre) bir sistemdir.
• Usûl Tenkidi: Hadis usûlü, sadece sened tenkidi (isnad kritiği) ile yetinmemiştir. “Hadiste Metin Tenkidi” başlığı altında incelendiği üzere, metnin Kur’an’a , akla , tarihî gerçeklere ve dinin genel esaslarına arz edilmesi tatbikatı mevcuttur. Müsteşriklerin (Caetani, Schacht) metin tenkidi yapılmadığı yönündeki iddiaları, bu tatbikatı göz ardı etmelerinden kaynaklanmaktadır.
• Cerh ve Ta’dîl’de Beşerî Unsur: “Cerh ve Ta’dîlde Öznellik Sorunu” başlığı altında vurgulandığı üzere, râvi tenkidi mutlak manada objektif bir süreç değildir. Hadis imamları dahi cerh ve ta’dîl yaparken beșerî zaaflardan (hata, dikkatsizlik) veya hissî tavırlardan (mezheb taassubu , așırılık/müteședdidlik , düșmanlık ve kıskançlık ) etkilenebilmiștir. Bu sebeple, rical kitaplarındaki her cerh hükmü, bu ihtimaller nazar-ı itibara alınarak yeniden tenkide tâbi tutulmalıdır.
• Sünnet’in Dinamik Yapısı: Sünnet, “olmuş bitmiş ve kurallar manzumesinden ibaret statik bir Ģey değil, her nesil tarafından sürekli yeniden üretilen, bir ırmak gibi geçmiĢten bu güne akıp gelen dinamik bir fenomendir.” Bu sebeple Sünnet’in “mahiyeti” , “değişim” ile münasebeti ve hayata intikalindeki “gerilim noktaları” üzerinde yeniden düșünülmelidir.
3. Kitapta Verilen Bilgi, Belge ve Tesbitler
Eser, üç ana bölüm üzerine bina edilmiştir:
• Birinci Bölüm: Hadis Tarihi ve Usûlü ile İlgili Problemler
• Bu bölümde, isnad sisteminin menşei üzerine yapılan tartışmalar ele alınır. Horovitz gibi müsteşriklerin isnadın Yahudi menşeli olduğu veya Schacht ve Caetani’nin isnadın geç dönemde (hicrî 2. asır) ortaya çıktığı iddiaları delilleriyle tenkit edilir. Buna mukabil, isnad tatbikatının temellerinin Sahâbe’nin hadis rivâyetindeki ihtiyatlarına dayandığı ve “fitne” sonrası Tâbiîn devrinde sistemleştiği tesbit edilir.
• Cerh ve Ta’dîl’deki öznellik (sübjektivite) meselesi incelenir. Râvî tenkidinde muteber olmayan cerh sebepleri (mezheb taassubu , fıkhî ihtilaflar , şahsî düşmanlıklar , cerhte aşırı titizlik/müteşeddidlik veya mütesâhil/gevşek olmak ) tafsilatlı olarak izah edilir.
• Ayrıca Ehl-i Bid’at’in rivayetlerinin değeri (bid’ati küfrü gerektirenler ve gerektirmeyenler ayrımı) ve Zayıf Hadislerle Amel (ahkâm ve fedâil konularındaki şartları) gibi klasik usûl meseleleri detaylıca tahlil edilir.
• İkinci Bölüm: Hadis Tenkidi ve Yorumu ile İlgili Problemler
• Bu bölümün en mühim bahsi **”Hadiste Metin Tenkidi”**dir. Müsteşriklerin ve bazı modern yazarların (Ahmed Emin ) “hadisçilerin metin tenkidi yapmadığı” iddiası ele alınır.
• Buna karşılık, metin tenkidinin bizzat Sahâbe (Hz. Âişe, Hz. Ömer ) ve klasik imamlar (İmam Mâlik , Ebû Hanîfe ) tarafından tatbik edildiği delillendirilir. Bu tenkidin esasları; Kur’ân’a arz , meşhur sünnete arz , icmâ’a arz , dinin genel esaslarına arz , akla arz ve tarihî gerçeklere arz olarak sıralanır.
• Metin tenkidi ile “anlam (yorum)” arasındaki zaruri ilişki ve Kur’ân’a arzın problemleri üzerinde durulur.
• Üçüncü Bölüm: Hz. Peygamberin Sünneti ve Anlaşılması
• Bu yeni bölümde , Sünnet’in anlaşılmasında yeni metot arayışları , Fıkıh Usûlü’nün bu konudaki yeterliliği veya yetersizliği tartışılır.
• Sünnet’in mahiyeti üzerine derinlemesine bir tahlil yapılır. Sünnet’in sadece hadis kitaplarındaki metinler olmadığı, aynı zamanda “toplumsallaşan ve gelenekselleşen” ve “her nesil tarafından sürekli yeniden üretilen… dinamik bir fenomen” olduğu tesbiti yapılır.
• Sünnet ve değişim bahsinde, Sünnet’in sabiteleri ve değişkenleri; “Sünnet’in Hayata İntikalindeki Gerilim Noktaları” bahsinde ise reel-ideal, birey-toplum, küresellik-yerellik gibi açmazlar tahlil edilir.
4. Vurucu ve Vurgu Yapılan Cümleler (İktibaslar)
Eser, akademik ve tenkidî bir üsluba sahip olup, birçok mühim tesbiti ihtiva etmektedir. Bunlardan bazıları:
* “İslâm âlimlerine göre isnâd, müslümanlara mahsus bir sistemdir…” (Müsteşriklerin aksine).
* (Abdullah b. Mübarek’ten iktibas:) “İsnâd dindendir. O olmasa herkes istediğini söylerdi.” * (Leknevî’den iktibas:) “Bazı cerh ve ta’dîl ehlinin, bir râvî hakkında cerh hükmü bulunmasından dolayı, o râvîye mecrûh damgası vurmakta acele etme. Meseleyi iyice incele. Çünkü bu çok tehlikeli bir iştir.” * (İbn Haldun’dan iktibas:) “Ekseriya tarihçiler, müfessirler ve hadisçiler hikâye ve olaylarda hataya düĢmüĢlerdir. Her türlü rivâyetlere güvenip onları temel esaslarla karşılaştırmamaları… yüzünden gerçekten uzaklaşmışlar, hata ve vehim çöllerinde kaybolmuşlardır.” * “Günümüzde metin tenkidi, bir fikir modası, entelektüellik gösterisi, münekkidlik hevesi, kısaca bir slogana dönüĢme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Fakat asıl tehlike, metin tenkidinin anlama/yorum problemleriyle iliĢkisinin farkında olmadan metin tenkidine teşebbüs etmektir.” * “Sünnet, Hz. Peygamber döneminde olmuĢ bitmiş ve kurallar manzumesinden ibaret statik bir şey değil, her nesil tarafından sürekli yeniden üretilen, bir ırmak gibi geçmişten bu güne akıp gelen dinamik bir fenomendir.”
5. Konuyu Destekleyen Diğer Kaynaklar
Müellif, iddialarını temellendirmek için hem klasik İslâmî kaynaklara hem de modern tenkitçilerin eserlerine müracaat etmiştir. Kitabın kendi kaynakçası , konuyu destekleyen temel eserleri göstermektedir. Başlıcaları:
• Usûl-i Hadîs ve Rical Kaynakları:
• Hatîb Bağdâdî (el-Kifâye, Târîhu Bağdâd)
• İbn Hacer Askalânî (Hedyü’s-Sârî, Lisânu’l-Mizân, Tehzîbu’t-Tehzîb)
• Zehebî (Mîzânu’l-İ’tidâl, Tezkiratü’l-Huffâz)
• Râmhürmüzî (el-Muhaddisu’l-Fâsıl)
• İbn Ebî Hâtim (el-Cerhu ve’t-Ta’dîl)
• Leknevî (er-Raf’u ve’t-Tekmîl, el-Ecvibe)
• İbn Salâh (Ulûmu’l-Hadîs)
• Hâkim Nîsâbûrî (Ma’rifetu Ulûmi’l-Hadîs)
• Tenkit Edilen Modern ve Müsteşrik Kaynakları:
• Horovitz (“Alter und Ursprung des Isnad”)
• J. Schacht (The Origins of Muhammadan Jurisprudence)
• Caetani (İslâm Tarihi)
• Goldziher (Muhammedanische Studien)
• Ahmed Emin (Fecru’l-İslâm, Duha’l-İslâm)
6. Şahitler ve Çıkarılacak Sonuçlar
• Şahitler (Deliller): Eserin ortaya koyduğu deliller; Sahâbe’nin (Hz. Aişe, Hz. Ömer) bizzat tatbikatı, İmam Mâlik, Ebû Hanîfe, Buhârî gibi müctehid imamların metotları ve Hatîb Bağdâdî, İbn Hacer, Zehebî, Leknevî gibi usûl otoritelerinin tesbitleridir. Müellif, bu klasik delilleri modern tenkitçilerin (Horovitz, Schacht) iddialarıyla mukayese ederek kullanmaktadır.
• Çıkarılacak Sonuçlar:
• Hadis ilmi, hem sened hem de metin tenkidi konusunda müsteşriklerin iddialarından çok daha evvel (Sahâbe devrinden itibaren) gelişmiş ve sağlam bir metodolojiye sahip olmuştur.
• Hadis tenkidi (Cerh ve Ta’dîl), mekanik bir süreç değil, “öznellik” barındıran ictihâdî bir faaliyettir. Bu sebeple klasik rical kitaplarındaki her hüküm, münekkidin kendi durumu (örn: taassubu veya aşırılığı ) dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir.
• Sünnet, sadece Peygamberimizin (s.a.v) söz ve fiillerinin (hadislerin) statik bir toplamı değil, O’nun rehberliğinde oluşan, Kur’an’ı hayata aktaran ve nesilden nesile dinamik bir şekilde intikal eden “yaşayan bir gelenek” ve hayat tarzıdır.
• Sünnet’i doğru anlamak, onu tarihsel bağlamından ve “değişim” olgusundan bağımsız düşünmemeyi gerektirir. Sünnet’in lafzı kadar, o lafzın arkasındaki ilke ve maksat (makâsıd) da önemlidir.
7. Kitabın Genel Yönleri, Özet Notu ve Sonuç
Bu eser, Prof. Dr. Salahattin Polat’ın hadis usûlü sahasındaki derin vukufiyetini gösteren, derlemedir. Kitap, hadis ilmini sadece bir “rivâyet” ilmi olarak değil, aynı zamanda bir “dirâyet”, “tenkid” ve “yorum” (anlama) ilmi olarak ele almaktadır.
Özet İktibas:
“Elinizdeki kitap, üniversitede lisans ve yüksek lisans düzeyinde verdiğimiz derslerin notlarından, bazı akademik yayın organlarında yayınladığımız makalelerden ve kongrelerde sunduğumuz tebliğlerden seçilerek derlenmiştir. … Metinler seçilirken hadis etrafındaki tartışmalarda ele alınan temel problemlere yönelik olmaları göz önünde bulundurulmuştur. … Böyle bir birikime veya daha fazlasına sahip olanlar, bu kitaptaki konuların genellikle güncelliğini koruduğunu ve pek çok tartışmanın odağında yer alan meselelerle ilgili olduklarını fark edeceklerdir.”
Sonuç:
“Hadis Araştırmaları”, hadis usûlünün klasik yapısını müdafaa ederken, aynı zamanda bu yapının içindeki beșerî unsurları (öznellik, taassub, hata) cesaretle tenkit eden bir denge eseridir. Müellif, bir yandan müsteşriklerin hadis ilmine yönelik köksüz iddialarını ilmî delillerle çürütmekte , diğer yandan Sünnet’in donuk bir mazi değil, “değişim” ve “yorum” ile birlikte ele alınması gereken “dinamik bir fenomen” olduğunu vurgulayarak güncel meselelere de ışık tutmaktadır.

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
22/11/2025




REDDİYE GELENEĞİ

REDDİYE GELENEĞİ

İslam düşünce ve hikmet tarihinde “Reddiye” geleneği, Hakk’ı batıldan ayırmak, yanlış inançları (dogmaları) çürütmek ve hakikati isbat etmek amacıyla ulemanın en çok başvurduğu faaliyetlerden biridir.
( Bak: https://tesbitler.com/index.php?s=Reddiye )
İslam alimleri, Kur’an ve Sünnet’in muhtevasını korumak adına, dönemlerinin sapkın fikirlerine karşı hem akli hem de nakli delillerle cevap vermişlerdir.
Tarih boyunca yazılan bu reddiyeleri, muhataplarına ve muhtevalarına göre dört ana başlıkta tasnif edebiliriz:
1. Felsefecilere ve Mutezile’ye Karşı: İmam Gazali’nin Mücadelesi
İslam dünyasında Yunan felsefesinin tesiriyle ortaya çıkan Meşşai ekolü (Farabi, İbn Sina gibi isimler), bazı noktalarda İslam akaidiyle zıt düşen fikirler ileri sürmüşlerdir. Örneğin; “Alemin ezeliliği” (yaratılmamış olduğu) ve “Allah’ın cüziyatı (detayları) bilmeyeceği” gibi iddialar.
* Eser: Tehafütü’l-Felasife (Filozofların Tutarsızlığı).
* Cevap Yöntemi: İmam Gazali, felsefecilerin kendi mantık kurallarını kullanarak onların yanılmalarını ortaya koymuştur. Gazali, “Sebep-sonuç ilişkisinin zorunlu olmadığını, bunun Allah’ın yaratmasıyla (Adetullah) gerçekleşen bir tabiat kanunu olduğunu” isbat ederek determinizmi yıkmıştır.
2. Batınilere Karşı: İç (Batini) Sapmalara Reddiye
Kur’an’ın zahiri (açık) manalarını reddedip, sadece “gizli” manaları bildiklerini iddia eden ve şeriatı hükümsüz kılmaya çalışan Batınilere (İsmaililer vb.) karşı büyük bir fikri mücadele verilmiştir.
* Eser: İmam Gazali – Fedâihu’l-Bâtınıyye.
* Cevap Yöntemi: Bu grupların, ayetleri bağlamından kopararak keyfi yorumladıkları, İslam’ın aslını bozmaya çalıştıkları ve dini, masum imam dedikleri kişilerin tekeline almaya çalıştıkları isbat edilmiştir.
3. Ehl-i Kitab’a (Hıristiyan ve Yahudi) Karşı Reddiyeler
İslam alimleri, tahrif edilmiş Tevrat ve İncil’deki zıtlıkları ortaya koymak ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) müjdelendiği bölümleri göstermek için eserler yazmışlardır.
* Eser: İbn Hazm – el-Fasl veya İbn Teymiye – el-Cevâbü’s-Sahîh.
* Cevap Yöntemi: Metin tenkidi yaparak teslis (üçleme) inancının mantıksızlığını ve İncil nüshaları arasındaki çelişkileri tasvir etmişlerdir.
( Bak: https://tesbitler.com/2025/11/20/islam-inancina-gore-incil/
https://tesbitler.com/2025/11/20/islam-inancina-gore-tevrat/ )

4. Asrımızda Materyalizm ve Tabiatperestliğe Karşı: Risale-i Nur
Ahir zamanda fen ve felsefe gölgesinde gelen inkar fırtınasına, yani “Doğa yarattı” veya “Tesadüfen oldu” gibi yanlış inançlara karşı en külli ve tesirli reddiyeyi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri telif etmiştir.
Eski kelamcılar daha çok “Hudus” (sonradan yaratılma) delilini kullanırken, Bediüzzaman “İbda” (benzersiz yaratma) ve “Nizam” delilleriyle, her bir atomun (zerrenin) hareketinde Allah’ın kudretini göstermiştir.
* Eser: Tabiat Risalesi (23. Lem’a) ve Ayetü’l-Kübra.
* İddia: “Eşyayı tabiat yapıyor, sebepler icat ediyor.”
* Cevap Yöntemi (Reddiye): Bediüzzaman, ihtimalleri sınıflandırarak (Taksim-i Akli) tabiatın yaratıcı olamayacağını isbat eder. Kör, sağır ve şuursuz sebeplerin, o harika sanatlı eserleri (mesela bir gözü veya çiçeği) yapamayacağını, tabiatın ancak bir “matbaa” (baskı makinesi) olabileceğini, “matbaacı” olamayacağını haykırır.
Risale-i Nur’dan İktibas: Tabiatın Acizliği
Bediüzzaman, tabiatı ilahlaştıranlara karşı “Şualar’da şu çarpıcı cevabı verir:
> “”Birincisi: Hiçbir cihetle serseri tesadüfe ve kör kuvvete ve şuursuz tabiata havalesi mümkün olmayan, hiçten hakîmâne icad ve san’atperverâne ibdâ ve ihtiyarkârâne ve alîmâne halk ve inşa ve yirmi cihetle ilim ve hikmet ve iradenin cilvesini gösteren ruhlandırmak ve ihyâ etmek hakikatidir ki, zîruhlar adedince şahitleri bulunan bir burhan-ı bâhir olarak, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücuduna ve sıfât-ı seb’asına ve vahdetine şehadet eder.””
> (7.şua)
>
Netice:
Alimler; bazen mantıkla, bazen nakille, bazen de temsillerle (benzetmelerle) hakikati müdafaa etmişlerdir. Asrımızda ise ene (ego) ve tabiat kavramları üzerinden gelen şüpheleri, Risale-i Nur cihan şümul bir dille bertaraf etmiştir.

—•—•—•—•—•—•—•—•—•—•—•—

Son Osmanlı Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi, İslam düşünce tarihinde “Mısır Modernleşmesi” veya “Reformist Hareket” olarak bilinen akıma karşı Ehl-i Sünnet akaidini müdafaa eden en tavizsiz ve külli duruşa sahip alimdir.
Onun “el-Kavlu’l-Fasl” (Tam adı: El-Kavlü’l-Fasl fî te’yîdi emri’n-nüzûl) ve bilhassa “Mevkıfu’l-Akl” gibi eserleri; dini, Batı’nın pozitivist felsefesine uyarlama gayretinde olanlara karşı sert bir tenkit ve ilmi bir reddiye niteliği taşır. Mustafa Sabri Efendi, mucizeleri inkar veya tevil yoluna giden bu zevatı, İslam’ın aslını bozmak ve peygamberliği sıradanlaştırmakla itham etmiştir.
Mustafa Sabri Efendi’nin getirdiği cevaplar ve bu tartışmaların Türkiye’deki yansımalarını şu şekilde tasnif edebiliriz:
1. Muhammed Hüseyin Heykel ve “Hayat-ı Muhammed”
Mısır’da bir gazeteci ve siyasetçi olan Heykel, Hayat-ı Muhammed adlı eserinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatını tamamen rasyonel ve pozitivist bir bakışla kaleme almıştır.
* İddia: Heykel, Peygamber’in hissi mucizelerini (Ay’ın yarılması, parmaklarından su akması vb.) inkar etmiş veya görmezden gelmiştir. Ona göre Kur’an yegâne mucizedir ve Batı aklına uymayan harikulade olaylar siyerden temizlenmelidir.
* Mustafa Sabri Efendi’nin Cevabı (Reddiye): Sabri Efendi, Heykel’in bu tutumunu “Batı karşısında eziklik” olarak nitelendirir. Ona göre, hissi mucizeleri inkar etmek, nübüvvetin ilahi ve derûnî yönünü inkar etmektir. Mucizeler, Allah’ın “Adetullah” dediğimiz tabiat kanunlarını, peygamberini tasdik etmek için anlık olarak değiştirmesidir. Bunu inkar etmek, Allah’ın kudretini sınırlamak ve tarihi rivayetleri (tevatür) heva ve hevese göre elemektir.
* Türkiye’ye Yansıması: Heykel’in bu rasyonalist siyer anlayışı, Türkiye’de bazı akademik çevrelerde ve “İslam Tarihçiliği” metodolojisinde tesirli olmuş; mucizesiz, sadece “sosyal lider” profili çizen peygamber tasavvurlarına zemin hazırlamıştır.

2. Muhammed Abduh ve Reşid Rıza (Menar Ekolü)
Mustafa Sabri Efendi’nin en şiddetli mücadelesi bu ikiliye karşı olmuştur.
* İddia: Abduh ve talebesi Reşid Rıza, ayetleri modern bilimle uzlaştırma çabası içine girmişlerdir. Mesela Fil Suresi’ndeki Ebabil kuşlarını “sinekler/mikroplar”, attıkları taşları da “çiçek hastalığı mikrobu” olarak tevil etmişlerdir. Ayrıca cin, melek gibi gaybi varlıkları sembolik olarak yorumlama eğilimi göstermişlerdir.
* Mustafa Sabri Efendi’nin Cevabı (Reddiye): Sabri Efendi, bu yaklaşımın Kur’an’ın zahiri manasını keyfi olarak bozmak olduğunu isbat eder. Ona göre bu, “Mucizeyi inkâr etmek için ayeti tahrif etmektir.” Kur’an’da açıkça “kuş” ve “taş” denilirken, bunu mikroba benzetmek, o dönemin materyalist bilim anlayışına yaranma çabasıdır. Sabri Efendi, bu zihniyetin varacağı noktanın “Deizm” olduğunu, vahyin kudsiyetini zedelediğini ifade eder.
* Türkiye’ye Yansıması: Türkiye’deki “İlahiyat” camiasının önemli bir kısmı ve “İslamcı Modernist” kanat, Abduh-Rıza çizgisinden derinden etkilenmiştir. “Tarihselcilik” ve “Mealci” akımların külli bir kısmı, köklerini bu ekolün rasyonalizmine dayandırır.
3. Mahmud Şeltût ve Ferîd Vecdî
* İddia: Ferîd Vecdî, Kur’an’ı 20. yüzyıl bilimiyle tefsir etmeye çalışmış (Bilimsel Tefsir), Mahmud Şeltût ise fıkhi meselelerde modern çağa uygun “kolaylaştırıcı” (veya sekülerleşmeye kapı aralayan) fetvalar vermiştir (İsa’nın (a.s.) nüzulünü inkar gibi).
* Mustafa Sabri Efendi’nin Cevabı (Reddiye): Sabri Efendi, bilimin değişken, Kur’an’ın ise sabit olduğunu vurgular. Değişken olan bilimi, sabit olan ayete hakem kılmak, bilim değiştiğinde Kur’an’ın yanılmaya düştüğü iftirasını doğurur. Şeltût’un İsa (a.s.) hakkındaki görüşlerine karşı ise, sahih hadisleri ve icma-ı ümmeti çiğnediğini belirterek ağır tenkitlerde bulunur.
Burada Bediüzzaman Hazretleri ise ifrat ve tefritten uzak, vasat yolu takip ederek Sözler kitabının 20. Söz bahsinde; Peygamberlerin mucizelerinin zamanımızdaki teknolojik gelişmelerle ilgili olduğunu nazara verir.
Benzerlerini yapmaya teşvik eder.
4. Zeki Mübarek
* İddia: Mısırlı bir edebiyatçı olan Zeki Mübarek, tasavvuf büyüklerine ve klasik İslam literatürüne karşı alaycı ve küçümseyici bir dil kullanmıştır. Gazali gibi büyük alimleri dahi tenkit etmiştir.
* Mustafa Sabri Efendi’nin Cevabı (Reddiye): Sabri Efendi, Zeki Mübarek gibi isimlerin İslam mirasını “hurafeler yığını” gibi göstermeye çalıştığını, asıl amaçlarının İslam’ın manevi ve batini derinliğini yok ederek, içi boşaltılmış bir kültür müslümanlığı oluşturmak olduğunu söyler.

Genel Değerlendirme ve Türkiye’deki Yansımaları

Mustafa Sabri Efendi’nin bu reddiyeleri, sadece o dönemin Mısır’ı için değil, bugünün Türkiyesi için de çok mühim bir turnusol kağıdı vazifesi görür.
* İki Ana Ekolün Ayrışması: Türkiye’de dini düşünce kabaca ikiye ayrılırken bu tartışma merkezde durur.
* Bir tarafta, Abduh-Heykel çizgisini takip eden, “Akılcı”, “Kur’an İslamı” söylemini kullanan, hadisleri ve mucizeleri sorgulayan Modernist/İlahiyatçı kesim.
* Diğer tarafta, Mustafa Sabri Efendi ve onun talebesi Zahid el-Kevseri’nin çizgisini takip eden, geleneğe, hadise, icmaya ve mezhebe sıkı sıkıya bağlı Ehl-i Sünnet/Medrese asıllı kesim.
* Mucize ve Gayb Düşüncesi: Türkiye’de bugün Hz. İsa’nın babasız doğuşunu, nüzulünü veya Miraç hadisesini tartışmaya açanların argümanlarının muhtevası, Mustafa Sabri’nin yıllar önce çürüttüğü bu isimlerin iddialarının kopyasıdır.
* Risale-i Nur ile Paralellik: Bediüzzaman Said Nursi de aynı dönemde, Mustafa Sabri Efendi gibi mucizelerin hakikatini savunmuş (özellikle Mucizat-ı Ahmediye Risalesi ile), Abduh’un bazı fikirlerini (bilhassa Cücani yorumu üzerinden) tenkit etmiş ve akıl ile nakli, Batı felsefesine teslim olmadan, Kur’an’ın kendi nuru ile telif etmiştir.
Netice: Mustafa Sabri Efendi, “el-Kavlu’l-Fasl” ve diğer eserleriyle; İslam’ın modernleşme adına sekülerleştirilmesine karşı, aklın sınırlarını çizen ve vahyin hakimiyetini savunan bir kale gibidir. Türkiye’deki geleneksel Ehli Sünnet alimleri için o, “Dinin İzzetini Koruyan Mücahid”dir.

Bak: https://tesbitler.com/index.php?s=%C4%B0LAH%C4%B0YAT

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
22/11/2025

 

 




KAYBOLAN YILLAR VE NESİLLER

KAYBOLAN YILLAR VE NESİLLER

Ağzımız çok yandı. Hatta 50 yıldır, daha geriye yüz yıl,yüz elli ve üç yüz yıldır.
Sürekli yanıyoruz… yakılıyoruz
Değil ayranı, musluktan akan suyu bile üfleyerek içiyoruz.

*Pkk silah bıraktı, silahlarini kazana atıp yaktı. Çekiliyor, mağarada bulunan silahlarının yerini söylüyor.
Üst kademede olanlar bu iş şimdi çözülmezse İsrail, ABD ve batı haçlı ittifakının bunu devam ettirecegini, bir çoklarının buradan nemalanıp işine geldiğini de görüyor ve söylüyorlar.
Şu anki çözüm sürecini başta İsrail ve ABD sabote eder mi?
İlk defa bu kadar ümitlendik ve yaklaştık.

~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~

Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki en karanlık ve en “külli” operasyonlardan biri olan 1993 sürecini çok korkunç bir şekilde yaşadık. O dönem yaşananlar, sadece birer suikast değil, Türkiye’nin kendi aslına dönmesini engellemek isteyen güçlerin bir faaliyetiydi.
​Bugün gelinen noktada, geçmişten alınan derslerle şu anki sürecin (silah bırakma ve çözüm iradesi) dış güçler tarafından nasıl baltalanabileceğine dair bilgiler ve tarihin tekerrürü bizi düşündürüyor.
Acaba? Başka bir hesap var mı? Vs.?

​1993’ten Bugüne Tarihi Bir İkaz: Çözüm İradesi ve Sabotaj Tehlkesi
​Türkiye Cumhuriyeti, coğrafi konumu ve tarihi mirası gereği, cihan şümul planların her daim merkezinde yer almıştır.
“1993 Karanlığı” tablosu, bu planların ne kadar acımasızca uygulandığının en bariz isbatıdır. Rahmetli Turgut Özal’ın, Uğur Mumcu’nun, Eşref Bitlis Paşa’nın ve Adnan Kahveci’nin hayatlarına mal olan o süreç, Türkiye’nin kendi iç meselelerini halledip bölgesel bir güç olmasını engellemek için kurgulanmış “dahili ve harici” bir operasyondu.
​Bugün, benzer bir eşikteyiz. Terör örgütünün silah bırakma emareleri gösterdiği, devletin derûnî aklının meseleyi kökten çözmeye niyetlendiği şu günlerde, akıllara gelen ilk sual şudur: 1993’te düğmeye basan o “üst akıl”, bugün bu süreci sabote eder mi?

​1993 Senaryosu: Bir “İkaz” ve Engelleme Stratejisi
​1993 yılı, Türkiye’nin prangalarından kurtulma teşebbüsünün kanla bastırıldığı yıldır. Rahmetli Özal’ın “Kürt Meselesini Çözme” projesi, sadece bir iç barış hamlesi değil, Türkiye’nin Musul-Kerkük hattından Orta Asya’ya uzanan bir vizyonunun parçasıydı.
Bu vizyon;
• ​ABD’nin bölgedeki “Çekiç Güç” planlarına zıt düşüyordu.
• ​İsrail’in “Arz-ı Mev’ud” hayalleri ve bölgesel parçalanma stratejisiyle uyuşmuyordu.
​Neticesinde, Uğur Mumcu’nun “İsrail-PKK bağlantısı” gibi muhtevası derin dosyaları açmasıyla başlayan süreç, peş peşe gelen şüpheli ölümlerle (Kahveci, Bitlis, Özal) sonuçlandı. Ve o meşhur 33 asker olayı ile “Barış isterseniz kan dökülür” mesajı verildi.
​Bugüne Nazar: Tarih Tekerrür Edecek mi?
​Bugün terör örgütü içerisindeki çözülme, silahların yerinin bildirilmesi ve üst kademenin “Batı bizi kullanıyor” itirafı, Türkiye’nin terörle mücadelede yeni bir safhaya geçtiğini gösteriyor. Ancak bu durum, terörü Türkiye’ye karşı bir “maşa” olarak kullanan İsrail ve ABD (ve onların Avrupa’daki uzantıları) için büyük bir tehdittir.
​Bu güçlerin şu anki süreci sabote etme ihtimali, sadece bir yanılma veya komplo teorisi değil, jeopolitik bir gerçekliktir. Sebepleri şunlardır:
• ​Vekalet Savaşının Sonu: ABD ve İsrail, Orta Doğu’daki haritaları “vekiller” (PKK/YPG) üzerinden çizmektedir. Örgütün Türkiye ile anlaşıp silah bırakması, ABD’nin Suriye ve Irak’taki varlık sebebini ortadan kaldırır.
• ​İsrail’in Güvenlik Doktrini: Türkiye’nin iç barışını sağlamış, sınır güvenliğini tam manasıyla tesis etmiş bir askeri güç olması, Gazze’de soykırım yapan ve Lübnan’a saldıran İsrail için en büyük kabustur.
• ​”Türkiye Yüzyılı”nın Engellenmesi: 1993’te Özal’ın projesi nasıl “Büyük Türkiye”nin önünü açacak idiyse, bugünkü hamleler de aynı gayeye hizmet etmektedir. Batı, kendi kontrolünden çıkmış bir Türkiye’yi tabiatı gereği kabul edemez.
​Sabotajın Muhtemel Yöntemleri
​1993 tecrübesi bize gösteriyor ki, bu odaklar boş durmayacaktır. Sabotaj yöntemleri şöyle tezahür edebilir:
• ​Yeni “33 Asker” Vakaları: Örgüt içindeki Batı (CIA/MOSSAD) güdümündeki hücrelerin, askerimize veya sivillerimize yönelik kalleşçe ve büyük çaplı eylemler yapması. Amaç, toplumda oluşan “çözüm” umudunu öfkeye dönüştürmektir.
• ​Siyasi Suikastlar ve Provokasyonlar: Toplumsal sinir uçlarına dokunacak, kaos çıkaracak suikast veya toplu eylemlerle “güvensizlik” ortamı oluşturulması.
• ​Uluslararası Baskı ve Manipülasyon: Ekonomik veya diplomatik şantajlarla Türkiye’nin geri adım atmasının istenmesi.
​Netice: Basiret ve Milli Duruş
​Mustafa Güldağı’nın işaret ettiği gibi, örgüt içindeki bazı isimlerin dahi “Batı ittifakının bu işin bitmesini istemediğini” görmesi mühimdir.
( Bak:
https://www.facebook.com/share/p/1GbdVYATha/ )
Şu anki süreçte en büyük silahımız feraset ve ittifak olmalıdır. 1993’te devlet ricali yalnızlaştırılmış ve tasfiye edilmişti. Bugün ise devlet ve millet, bu oyunun zahiri yüzünü değil, arkasındaki hakikati görmelidir.
Ve inşallah görmektedir.
​İsrail ve ABD’nin sabotaj girişimleri muhakkak olacaktır. Ancak 1993’ten farkımız; artık bu oyunların kodlarını çözmüş, dostunu ve düşmanını iyi tanıyan, savunma sanayiinde kendi göbeğini kesen bir Türkiye’nin varlığıdır.
​Eğer biz, içimizdeki zıtlıkları kaşıyanlara fırsat vermez ve milli menfaatler etrafında külli bir birliktelik sağlarsak, 1993’te yarım kalan o “Büyük Türkiye” rüyası, bu asırda gerçeğe dönüşecektir.

~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~

Uğur Mumcu’nun suikastine giden süreçte araladığı o sır perdesi, bugün dahi bölgedeki hadiselerin aslını anlamak için hayati bir anahtardır. Mumcu, gazetecilik faaliyetini sadece görüneni (zahiri) yazmakla sınırlamamış, olayların arkasındaki derûnî bağlantıları ve uluslararası istihbarat ağlarını isbat etmeye çalışmıştır.
İşte Uğur Mumcu’nun katledilmeden önceki son günlerinde üzerinde çalıştığı, “Kürt Dosyası” kitabında ve son makalelerinde dile getirdiği o kritik “MOSSAD-Barzani-PKK” bağlantısının detayları:
1. 7 Ocak 1993 Tarihli Makale: “MOSSAD ve Barzani”
Uğur Mumcu, ölümünden sadece iki hafta önce, 7 Ocak 1993’te Cumhuriyet gazetesinde “MOSSAD ve Barzani” başlıklı çok ses getiren bir makale kaleme aldı. Bu makale, adeta onun ölüm fermanı gibiydi.
* Tespit: Mumcu, bu yazısında İsrail gizli servisi MOSSAD’ın, Irak’ın kuzeyindeki Kürt gruplarla (özellikle Barzani ailesiyle) 1960’lardan beri çok sıkı bir ilişki içinde olduğunu belgelerle ortaya koydu.
* Detay: Barzani’nin “Kürdistan Demokrat Partisi”nin (KDP) kuruluş aşamasında ve sonrasında İsrail’den silah ve mühimmat yardımı aldığını yazdı. Mumcu’ya göre; İsrail’in bölgedeki stratejisi, Arap ülkelerini (Irak, Suriye) zayıflatmak için etnik kartları oynamaktı.

2. Silahların Yolculuğu ve PKK Bağlantısı

Mumcu’nun araştırmalarındaki en çarpıcı nokta, silahların seri numaraları üzerinden yaptığı takipti.
* Sovyet Silahları Oyunu: Mumcu, İsrail’in 1967 ve 1973 savaşlarında Arap ordularından (Mısır, Suriye) çok miktarda Sovyet yapımı silah (Kalaşnikof vb.) ele geçirdiğini tespit etmişti.
* Sevkiyat Zinciri: Bu silahlar, İsrail tarafından kayıt dışı olarak önce Barzani güçlerine (Irak’ın kuzeyine) gönderiliyor, oradan da bir şekilde PKK’nın eline geçiyordu.
* Soru İşareti: Mumcu şu soruyu soruyordu: “Kürtler sömürgeciliğe karşı savaşıyorlarsa, neden emperyalizmin jandarması olan İsrail ve ABD ile işbirliği yapıyorlar?” Bu soru, örgütün “anti-emperyalist” olduğu yönündeki yanılmayı yerle bir ediyordu.

3. “Kürt Dosyası” Kitabı ve Kayıp Bilgiler

Uğur Mumcu öldürüldüğünde, “Kürt Dosyası” adlı kitabı henüz tamamlanmamıştı. Kitap, ölümünden sonra taslak haliyle yayımlandı. Ancak yakın çevresi ve o dönemki iddialar, Mumcu’nun çantasında veya kasasında bulunan bazı çok daha kritik belgelerin suikast sonrası kaybolduğunu öne sürmüştür.
* Abdullah Öcalan ve MİT İddiası: Mumcu ayrıca, Abdullah Öcalan’ın öğrencilik yıllarında devletin bazı kademeleriyle (MİT içindeki bazı kliklerle) temasını da araştırıyordu. Örgütün nasıl kurulduğunu, kimlerin yol verdiğini ve sonrasında nasıl uluslararası bir “taşeron” örgüte dönüştüğünü bir bütün (külli) olarak resmediyordu.

4. Ceyhan Tolaz Olayı
Mumcu’nun araştırmalarında dikkat çektiği bir diğer isim, MİT ile ilişkili olduğu iddia edilen ve PKK içinde faaliyet gösteren Ceyhan Tolaz’dı. Mumcu, örgütün içine sızan istihbarat servislerinin (MOSSAD, CIA ve bunların yerli işbirlikçilerinin) örgütü nasıl yönlendirdiğini somut isimler üzerinden isbat etmeye çalışıyordu.

Neden Hedef Oldu?
Uğur Mumcu’nun bu araştırmaları, sadece PKK’yı değil, PKK’yı bölgede bir “koçbaşı” olarak kullanan cihan şümul güçleri (ABD ve İsrail) rahatsız etti.
* Maskeyi Düşürdü: Örgütün “Kürt halkının savunucusu” olduğu iddiasının bir yanılma olduğunu, arka planda Siyonist ve Batılı istihbarat örgütlerinin taşeronluğunu yaptığını gösterdi.
* Devlet Aklını Uyardı: Rahmetli Özal ve Eşref Bitlis gibi isimlerle bu bilgileri paylaşarak, devletin “ABD güdümünden bağımsız” bir çözüm stratejisi (Musul-Kerkük vizyonuyla birleşen bir barış) geliştirmesine zemin hazırladı.
Özetle: Mumcu, “PKK ile MOSSAD arasındaki bağlantı, suyun çatlağını bulması gibidir” minvalinde analizler yaparak, terörün yerli değil, ithal bir proje olduğunu, tabiatı gereği dışarıdan beslendiğini haykırdığı için susturuldu.
Bugün de benzer bir “sır perdesi” aralanmaya çalışılıyor. Terör örgütünün silah bırakma aşamasında, o silahların menşeini ve örgütü yıllardır kimlerin “süt anneliği” yaparak beslediğini konuşmak, Mumcu’nun yarım kalan dosyasını tamamlamak demektir.
(Bak: https://tesbitler.com/index.php?s=PKK )

~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~

Eşref Bitlis Paşa’nın şüpheli ölümü, sadece bir komutanın kaybı değil, Türkiye’nin “kendi göbeğini kesme” iradesine yapılmış en büyük suikastlerden biridir. Paşa, meseleye o güne kadar dayatılan askeri yöntemlerin dışında, külli bir stratejiyle yaklaşmış ve sorunun kaynağının içeride değil, dışarıda (sınırdaki müttefik görünümlü güçlerde) olduğunu isbat etmeye çalışmıştır.
İşte Eşref Bitlis Paşa’nın ABD’nin “Çekiç Güç”üne (Operation Provide Comfort) karşı duruşu ve uçağının düşürülmesindeki o karanlık noktalar:
1. Çekiç Güç Nedir ve Paşa Neden Karşıydı?
1991 Körfez Savaşı’ndan sonra, Saddam Hüseyin’in saldırılarına karşı Kuzey Irak’taki Kürtleri koruma bahanesiyle, Türkiye’de (İncirlik ve Pirinçlik üslerinde) konuşlanan çok uluslu askeri güce “Çekiç Güç” deniyordu.
* Zahiri Görüntü: Masum sivilleri korumak.
* Paşa’nın Tespiti: Eşref Bitlis, bu gücün asıl faaliyetinin PKK’ya lojistik destek sağlamak ve Kuzey Irak’ta Türkiye’den kopuk bir Kürt devleti kurmak olduğunu raporlamıştı.
Abd- İsrail ve batının yüz yıllık kirli sicili bunun tescilidir.
( Bak. https://tesbitler.com/index.php?s=Sicili )
* Tarihi Müdahale: Bitlis Paşa, Çekiç Güç’e ait helikopterlerin PKK’ya yardım kolileri attığını tespit etmiş ve Türk jetlerini havalandırarak ABD helikopterlerini inişe zorlamıştır. Bu olay, ABD ile Paşa arasındaki ipleri tamamen koparan ve onu “istenmeyen adam” ilan ettiren kırılma noktasıdır. Paşa, ABD’li subayların yüzüne karşı “Siz burada terörü bitirmeye değil, beslemeye geldiniz” demiştir.
2. “Bitlis Planı”: Bölgesel Çözüm
Eşref Bitlis, sorunun çözümünün Washington’da değil; Ankara, Tahran, Şam ve Bağdat hattında olduğunu savunuyordu.
* PKK’nın, Çekiç Güç kontrolündeki bölgeyi “kurtarılmış bölge” gibi kullandığını gördü.
* Barzani ve Talabani ile bizzat görüşerek, onları PKK’ya karşı Türkiye ile birlikte hareket etmeye ikna etmeye çalıştı. “Sizi ABD’nin kucağına iten şartları biz düzelteceğiz” mesajı verdi.
* Bu strateji, ABD’nin bölgedeki “Böl ve Yönet” siyasetine taban tabana zıttı.
3. 17 Şubat 1993: “Buzlanma” Yanılması ve Kaza
Eşref Bitlis Paşa, bu planlarını hayata geçirmek üzere Diyarbakır’a gitmek için Ankara Güvercinlik Havaalanı’ndan havalandı. Ancak uçağı (Beechcraft Super King Air B-200) kalkıştan kısa bir süre sonra Yenimahalle’deki PTT İşleme Merkezi’nin bahçesine düştü.
Resmi Açıklama: “Motorlarda buzlanma oldu.”
Şüpheler ve Teknik Çelişkiler:
Bu açıklama, olayın üstünü örtmek için uydurulmuş bir yanılmadan ibarettir. İşte o günkü teknik gerçekler:
* Hava Durumu: O gün Ankara’da hava sıcaklığı, buzlanmaya sebep olacak kadar düşük değildi. Ayrıca uçakta “de-icing” (buz çözücü) sistemler mevcuttu ve faaldi.
* Pilot Faktörü: Uçağı kullanan pilotlar, bu tip uçaklar konusunda en tecrübeli isimlerdi. Buzlanma gibi temel bir riski fark etmemeleri, pilotaj hatası yapmaları hayatın olağan akışına aykırıdır.
* Bilirkişi Raporları: Daha sonra yapılan incelemelerde, motorlarda buzlanma emaresi bulunamadı. Aksine, motorun içine yabancı madde girmesi veya sabotaj ihtimalini güçlendiren bulgulara rastlandı.
* Metal Yorgunluğu/Sabotaj: Bazı uzmanlar, uçağın düşüş şeklinin ve enkazın durumunun, önceden planlanmış bir sabotaja (örneğin irtifa dümeninin kilitlenmesi veya motora müdahale edilmesi) işaret ettiğini belirttiler.
4. Uğur Mumcu ile Bağlantı
Eşref Bitlis’in ölümü, Uğur Mumcu suikastinden sadece 24 gün sonradır.
Mumcu, “PKK ve Silah Kaçakçılığı” üzerine çalışırken, Bitlis Paşa da sahada “Bu silahlar kime ait?” sorusunun cevabını bulmuştu. İkisi de aynı “Külli Resmin” farklı parçalarını tutuyorlardı. Mumcu, yazılarıyla kamuoyunu; Bitlis Paşa ise askeri faaliyetleriyle devleti uyandırmaya çalışıyordu.
Netice:
Eşref Bitlis’in uçağı düşürülerek, Türkiye’ye şu mesaj verildi: “NATO konseptinin dışına çıkıp, bölgede kendi başınıza oyun kurmaya kalkarsanız, en güvenli görünen uçağınız bile düşer.”
Bugün 2025 manşetlerinde okuduğumuz “ABD ve İsrail’in süreci sabote etme ihtimali” analizi, aslında 1993’te Bitlis Paşa’nın kanıyla yazdığı o tecrübenin bir tezahürüdür. O gün “buzlanma” denilerek geçiştirilen hadise, bugün apaçık bir “küresel operasyon” olarak tarih sayfalarındaki yerini almıştır.

Bu zincirleme olayların son halkası olan Turgut Özal’ın vefatı ve o dönemki “zehirlenme” iddiaları idi.

~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~

1993 yılının o karanlık ve sisli atmosferinde, zincirin son ve en büyük halkası 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatıdır. Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis olayları, devletin “kılcal damarlarındaki” tıkanıklıkları açmaya çalışanlara bir ikazdı; Özal’ın vefatı ise “kalbin” durdurulması anlamına geliyordu.
Rahmetli Özal’ın ölümü üzerindeki şüphe perdesi, aradan geçen yıllara rağmen kalkmamış, bilakis 2012 yılındaki “Fethi Kabir” (mezarın açılması) işlemiyle daha da derinleşmiştir. İşte Özal’ın vefatı, “zehirlenme” iddiaları ve o gün yaşanan garipliklerin muhtevası:
1. Türkistan Gezisi ve Yorgun Bir Lider
Özal, vefatından hemen önce 12 günlük çok yoğun bir Orta Asya (Türk Cumhuriyetleri) gezisinden dönmüştü. Bu gezi, sadece diplomatik bir ziyaret değil, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” uzanan bir Türk Birliği rüyasının temellerini atma faaliyetiydi.
* Yorgunluk Maskesi: Özal’ın geziden yorgun dönmesi, ani ölümüne “doğal bir kılıf” hazırlamıştı. Medya, “Yorgun kalbi dayanamadı” manşetleri atarken, hakikat bambaşka detaylarda gizliydi.
2. Bulgaristan Büyükelçiliği Resepsiyonu ve “Limonata”
16 Nisan 1993 akşamı, yani ölümünden bir gün önce, Özal bir sanatçının sergisi için Bulgaristan Büyükelçiliği’ndeki resepsiyona katıldı.
* İddia: Tanıkların ifadelerine göre, Özal’a orada ikram edilen bir limonatayı içtikten sonra keyfinin kaçtığı ve renginin değiştiği gözlemlendi. Bu limonatanın içine, etkisini yavaş gösteren ama kalp krizini tetikleyen bir kimyasal karıştırıldığı iddiası yıllarca konuşuldu.
3. 17 Nisan Sabahı: İhmaller Zinciri
Özal’ın fenalaştığı sabah yaşananlar, bir Cumhurbaşkanı’na yönelik koruma protokolünden ziyade, bir “ölüme terk ediş” tablosunu tasvir eder.
* Köşk’te Doktor Yoktu: O sabah Çankaya Köşkü’nde tam teşekküllü bir ambulans ve uzman bir doktor hazır bulunmuyordu.
* Yanlış Hastane: Özal, donanımlı GATA yerine, daha uzak ve yetersiz olan Hacettepe Hastanesi’ne götürüldü. Bu zaman kaybı, kurtarılma ihtimalini sıfıra indirdi.
* Kan Örneği Alınmadı: En vahim ihmal (veya kasıt), Özal vefat ettiğinde otopsi yapılmaması ve kan örneği alınmamasıydı. Ailesinin “Otopsi istiyoruz” talebi, “Vücut bütünlüğü bozulmasın” gibi duygusal ama tıbben manasız gerekçelerle geçiştirildi.
4. 2012 Mezarın Açılması ve Zehir Bulguları
Yıllar sonra, Devlet Denetleme Kurulu’nun raporu üzerine savcılık harekete geçti ve 2012’de Özal’ın naaşı mezardan çıkarıldı (Fethi Kabir). Adli Tıp Kurumu’nun incelemesi, şüpheleri isbat eder nitelikteydi ama sonuç “siyasi” bir dille bağlandı.
* Bulunan Maddeler: Naaşta, DDT (böcek ilacı hammaddesi), Kadmiyum (ağır metal), Amerikyum ve Polonyum (radyoaktif maddeler) gibi tabiatta normalde bulunmayan 4 farklı zehirli madde tespit edildi.
* Strikini: Özellikle “Strikini Kreatin” maddesi dikkat çekiciydi; bu madde kalp krizini tetikleyebilecek türden bir zehirdi.
* Raporun Sonucu: Adli Tıp raporu, “Zehir var ama ölümün zehirden mi yoksa başka sebepten mi olduğu kesin tespit edilemedi” diyerek, hukuki bir “muğlaklık” oluşturdu. Ancak kamuoyu vicdanında bu durum, zehirlenmenin bir delili olarak kabul gördü.
5. Neden Öldürüldü? “Büyük Değişim” Projesi
Özal, sadece PKK meselesini değil, devletin hantal yapısını da değiştirecek “İkinci Değişim Programı”nı hazırlamıştı.
* Kürt Meselesinde Sivil Çözüm: Eşref Bitlis ile koordineli olarak, genel af dahil olmak üzere cesur adımlar atmaya hazırlanıyordu.
* Federasyon Tartışması: Devletin yapısını tartışmaya açarak, başkanlık sistemi ve eyalet/federasyon gibi modelleri gündeme getirmişti. Bu, statükocu “Derin Yapı” için kabul edilemezdi.
* Bölgesel Güç: Musul ve Kerkük ile ekonomik entegrasyonu savunuyor, Türkiye’nin sınırlarını aşan bir külli nüfuz alanı oluşturmaya çalışıyordu.

Netice:
Turgut Özal’ın ölümüyle birlikte 1993 yılı, Türkiye için bir “milat” değil, bir “fetret devri” başlangıcı oldu. Çözüm rafa kalktı, Eşref Paşa’nın planları çöpe atıldı, Uğur Mumcu’nun dosyaları kapandı. Türkiye, 90’lı yıllar boyunca faili meçhuller, ekonomik krizler ve terör sarmalıyla boğuşarak, o “Büyük Türkiye” vizyonundan uzaklaştırıldı.
Bugün yaşanan süreçte de, 1993’te olduğu gibi “görünmez ellerin” devreye girip girmeyeceği endişesi, işte bu acı tecrübeden, bu tarihi yanılmadan kaynaklanmaktadır.

Yazımızın seyri içerisinde 1993’ün sisli havasını bir nebzede olsa dağıtmaya çalıştık.
Günümüze getirip, o dönemki aktörlerin bugünkü uzantılarına veya güncel manşetlerin satır aralarına tekrar bakacak olursak?

~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~

Evet, 1993’ün o karanlık tecrübesini bir “turnusol kağıdı” gibi alıp, bugün (22 Kasım 2025) masamızda duran gazete manşetlerinin üzerine koyduğumuzda, satır aralarında beliren hakikatler ve isbatı mümkün paralellikler tedirgin edicidir.
O gün aktörler farklıydı ama senaryonun aslı aynıydı. Gelin, 1993 tecrübesi ışığında 2025 manşetlerinin derûnî okumasını yapalım.
1. “Avrupa Soros’a Uyandı” (Akşam) -> Yeni Nesil “Çekiç Güç”
1993’te Eşref Bitlis Paşa, ABD’nin “Çekiç Güç”ünün PKK’yı beslediğini raporlamıştı. O günkü tehdit askeri bir güçtü.
* Bugünkü Manşet: Akşam Gazetesi’nin manşetinde Avrupa’nın Soros vakıflarına karşı harekete geçtiği yazıyor.
* 1993 Işığında Analiz: Bugünün “Çekiç Gücü”, sivil toplum maskesi takmış, toplum mühendisliği yapan vakıflardır. 1993’te silahla yapılan dizayn, bugün “fonlama” ve “sokak hareketleri” (Haberde Gezi atıfı var) ile yapılmak isteniyor. Manşetteki “Siyasi şiddeti yayma suçlaması”, 1993’teki kaos planının modern versiyonudur. Bu yapıların tasfiyesi, Mumcu’nun ifşa ettiği “dış bağlantıların” kesilmesi demektir.
2. “Sıra Çetesiz Türkiye’de” (Türkiye) -> Tetikçilerin Tasfiyesi
1993’te Uğur Mumcu ve diğerlerini katledenler, devletin içine sızmış veya devlet adına hareket ettiğini iddia eden “karanlık odaklar” ve taşeronlardı.
* Bugünkü Manşet: Türkiye Gazetesi, suç örgütlerine yapılan operasyonları “Sıra Çetesiz Türkiye’de” diye duyuruyor.
* 1993 Işığında Analiz: Devlet, 1993’te düştüğü hataya düşmemek için, çözüm süreci gibi kritik bir virajda provokasyon yapabilecek “maşa”ları önceden topluyor. Bu manşet, devletin tabiatının değiştiğinin, başıbozuk yapıların (JİTEM vari veya mafyatik) sistemden ayıklandığının bir işaretidir. Çünkü bu çeteler, dış istihbaratların en kolay kullanacağı “sabotaj aparatlarıdır”.
3. “İttifak Sürsün Terör Bitmesin” (Yeni Akit) -> Siyasi Kutuplaşma Riski
1993’te siyaset parçalıydı ve Özal yalnızlaştırılmıştı. Medya ve siyaset, “Kürt Sorunu”nu çözmek isteyenleri “hain” veya “gafil” ilan edebiliyordu.
* Bugünkü Manşet: Yeni Akit, CHP-DEM yakınlaşmasını “Terör bitmesin diye ittifak yapıyorlar” şeklinde sert bir dille tenkit ediyor.
* 1993 Işığında Analiz: Bu başlık, sürecin en yumuşak karnını gösteriyor: İç Cephedeki Yarılma. Eğer siyasi partiler, terörün bitirilmesi gibi külli ve milli bir meselede ortak bir dil (ittifak) geliştiremezse, 1993’teki gibi bir “güven bunalımı” oluşur. Dış güçler, 1993’te asker-siyaset çatışmasını kullanmıştı; bugün de parti tabanları arasındaki bu zıtlığı kaşıyarak süreci sabote edebilirler.
4. “G20 Mazlumların Sesi” ve “Gazze Üşüyor” -> Bölgesel Güç Vizyonu
Özal, Musul-Kerkük hattını ve Türk Dünyasını birleştirerek Türkiye’yi büyütmek istediği için hedef olmuştu.
* Bugünkü Manşet: Sabah ve Yeni Şafak, Cumhurbaşkanı’nın G20’deki çıkışlarını ve Gazze hassasiyetini işliyor.
* 1993 Işığında Analiz: Türkiye, yine sınırlarını aşan, Batı’nın sömürü düzenine çomak sokan bir cihan şümul vizyon peşinde. 1993’te “Musul” dedik diye 33 askerimiz şehit edilmişti. Bugün “Gazze” ve “Dünya 5’ten büyüktür” dediğimiz için; ekonomik manipülasyonlar ve terör kartı tekrar masaya sürülebilir. Manşetlerdeki bu “dik duruş”, aynı zamanda hedef tahtasında olduğumuzun da isbatıdır.
5. “İmralı Seferi Başlıyor” (Türkiye) -> İkinci Özal/Bitlis Hamlesi
* Bugünkü Manşet: Komisyonun İmralı’ya gitmesine onay çıktı.
* 1993 Işığında Analiz: Bu, Eşref Bitlis’in “Bölgedeki aktörlerle (o zaman Barzani/Talabani idi, şimdi örgütün elebaşısı) doğrudan görüşüp ABD’yi aradan çıkarma” planının güncel halidir.
* Tehlike: 1993’te bu temas kurulacağı zaman “suikastlar zinciri” başlamıştı. Şu anki süreçte, İmralı ile Kandil arasındaki bağı koparacak veya görüşmeleri sızdırıp sabote edecek bir “istihbarat operasyonu” (Ses kaydı sızdırma, ani bir saldırı vb.) en büyük risktir.

Netice: 1993 ile 2025 Arasındaki Fark
Manşetlerin muhtevası gösteriyor ki, Türkiye bugün 1993’e göre çok daha hazırlıklı.
* Devlet Aklı: “Sıra Çetesiz Türkiye’de” diyerek iç temizliği yapıyor.
* Dış Farkındalık: “Avrupa Soros’a Uyandı” diyerek dış parmağı deşifre ediyor.
Ancak, “İttifak Sürsün Terör Bitmesin” gibi manşetler, toplumsal mutabakatın henüz tam sağlanamadığını gösteriyor. 1993’te bizi içeriden vurdular. Bugünün yanılması ise “Artık güçlüyüz, bize bir şey olmaz” rehaveti olabilir. Uğur Mumcu’nun dediği gibi; “Tetiği çeken parmak değil, o parmağı yöneten beyin” (yani küresel sistem) hala pusuda beklemektedir.

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
22/11/2025




DAĞLARIN DAĞVARİ VAZİFELERİ

DAĞLARIN DAĞVARİ VAZİFELERİ

İslam tarihinde ve Kur’an-ı Kerim’in muhtevasında çok mühim bir yer tutan beş “mukaddes dağ” ve onların atıf yapıldığı ayetler.
İste bu dağlar, sadece coğrafi birer yükseklik değil, aynı zamanda ilahi mesajların indiği, peygamberlerin hayat mücadelelerinin geçtiği ve Allah’ın kudretinin tecelli ettiği mekanlardır.
Kur’an-ı Kerim’de dağlar; hem arzın dengesini sağlayan fiziki unsurlar hem de derûnî mesajlar taşıyan ayetler (işaretler) olarak zikredilir.

1. Dağların Fiziki Vazifesi: Arzın Dengesi ve Kazıkları

Kur’an, dağların yeryüzünün sarsılmaması için birer “kazık” (sabit tutucu) olarak yaratıldığını bildirir. Bu, jeolojik bir hakikat olduğu kadar, tabiatın dengesine dair bir cihan şümul kanundur.
> “Biz yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?”
> (Nebe Suresi, 78: 6-7)
>
Bu ayet, dağların yeryüzü kabuğunu sabitleme faaliyetini nazara verir.

2. Vahiy ve Tecelli Mekânı Olarak Dağlar (Tur ve Sina)

Tur Dağı ve Sina Dağı, Hz. Musa’nın (a.s.) Allah ile kelam ettiği ve vahye muhatap olduğu yerlerdir. Dağlar, insanı dünya gürültüsünden uzaklaştırıp Hakk’a yaklaştıran, zahiri olandan sıyrılıp maneviyata yönelten mekanlardır. Ancak dağların bile Allah’ın azameti karşısında nasıl aciz kaldığı şu ayetle isbat edilir:
> “Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, ‘Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım’ dedi. Allah, ‘Beni asla göremezsin. Ama şu dağa bak; eğer o yerinde durabilirse sen de beni görebilirsin’ buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Mûsâ da baygın düştü…”
> (Araf Suresi, 7:143)
>
Buradaki mesaj şudur: En heybetli taş kütleleri bile Allah’ın nuru karşısında dayanıp duramazken, insan “ene”si (egosu) ile nasıl kibirlenebilir?

3. Selamet ve Nuh’un Gemisi (Cudi Dağı)

Cudi Dağı, büyük tufandan sonra Hz. Nuh’un gemisinin karaya oturduğu yerdir. Bu dağ, inananlar için bir “selamet limanı” ve kurtuluşun simgesidir. Dalgalı ve fırtınalı bir imtihandan sonra, Allah’ın emrine itaat edenlerin ulaşacağı sükuneti temsil eder.
> “…’Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu’ denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî dağına oturdu. Ve ‘Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!’ denildi.”
> (Hud Suresi, 11:44)
>
4. İbret ve Haşyet: İnsanın Kalbi ve Dağlar

Kur’an, insanın sorumluluk (emanet) yüklenmekten kaçındığı yerde dağların bu yükün ağırlığını hissettiğini anlatır. Özellikle Haşr Suresi’ndeki şu tasvir, insan kalbinin katılığına bir tenkit ve uyarıdır:
> “Şayet biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.”
> (Haşr Suresi, 59:21)
>
5. Risale-i Nur Külliyatı’ndan Bir İktibas
Müellif Bediüzzaman Said Nursi, dağların yaratılış hikmetlerini ve vazifelerini külli bir bakış açısıyla şöyle izah eder:
> “Dağların küllî vazifeleri ve umumî hizmetleri o kadar azametli ve hikmetlidirler; akılları hayret içinde bırakır. Meselâ, dağların zeminden emr-i Rabbânî ile çıkmaları ve zeminin içinde, inkılâbat-ı dahiliyeden neş’et eden heyecanını ve gazabını ve hiddetini, çıkmalarıyla teskin ederek, zemin o dağların fışkırmasıyla ve menfeziyle teneffüs edip, zararlı olan sarsıntılardan ve zelzele-i muzırradan kurtulup, vazife-i devriyesinde sekenesinin istirahatlerini bozmuyor. Demek, nasıl ki sefineleri sarsıntıdan vikaye ve muvazenelerini muhafaza için onların direkleri üstünde kurulmuş; öyle de, dağlar, zemin sefinesine bu mânâda hazineli direkler olduklarını, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, -(Dağları direk (yapmadık mı?) Nebe’ Sûresi, 78:7.
Yeryüzünde sâbit dağlar diktik. Hicr Sûresi, 15:19.
Dağları sapa sağlam dikti. Nâziât Sûresi, 79:32.) – gibi çok âyetlerle ferman ediyor.
Hem meselâ dağların içinde zîhayata lâzım olan her nevi menbalar, sular, madenler, maddeler, ilâçlar o kadar hakîmâne ve müdebbirâne ve kerîmâne ve ihtiyatkârâne iddihar ve ihzar ve istif edilmiş ki, bilbedahe, kudreti nihayetsiz bir Kadîrin ve hikmeti nihayetsiz bir Hakîmın hazineleri ve ambarları ve hizmetkârları olduklarını ispat ederler diye anlar. Ve sahra ve dağların dağ kadar vazife ve hikmetlerinden bu iki cevhere sairlerini kıyas edip, dağların ve sahranın umum hikmetleriyle, hususan ihtiyatî iddiharlar cihetiyle getirdikleri şehadeti ve söyledikleri Lâ ilâhe illâ Hû tevhidini, dağlar kuvvetinde ve sebatında ve sahralar genişliğinde ve büyüklüğünde görür, “âmentü Billâh” der.” Şualar. 105)

>
Özetle;
* Tur ve Hira: Vahyin ve manevi yükselişin,
* Cudi: Kurtuluş ve selametin,
* Uhud: Sadakatin ve mücadelenin,
* Genel olarak Dağlar: Allah’ın kudretinin, yeryüzü dengesinin ve ilahi haşyetin sembolleridir.

✧✧

Kur’an-ı Kerim, dağların dünyadaki o haşmetli ve sarsılmaz duruşunun, Kıyamet saati geldiğinde nasıl bir “yok oluş” ve “başkalaşım” sürecine gireceğini çok sarsıcı tasvirlerle anlatır. Dünyanın dengesini sağlayan bu “kazıklar”, o gün geldiğinde ilahi emirle yerlerinden oynatılacak ve şekil değiştirecektir.
İşte Kur’an-ı Kerim’in muhtevasında, dağların kıyamet günündeki ahvalini anlatan safhalar:

1. Sarsılma ve Yürütülme Safhası

Kıyametin ilk aşamalarında, o yerinden kımıldamaz sandığımız dağlar hareket etmeye başlar. Bu, yerçekimi ve fizik kanunlarının aslı olan ilahi kudretin geri çekilmesiyle gerçekleşir.
> “Dağlar yürütülmüş, bir serap hâline gelmiştir.”
> (Nebe Suresi, 78:20)
> “Dağlar yürütülür de bir serap olur.” (Buradaki serap ifadesi, varlıklarının bir yanılma veya hayal gibi silikleşeceğine işarettir.)
>
2. Atılmış Yün ve Hallaç Pamuğu Olma Safhası

Bu benzetme, Kur’an’ın en çarpıcı tasvirlerinden biridir. Sert ve katı olan taş kütlelerinin, yerçekiminin kalkması ve şiddetli sarsıntıyla nasıl yumuşak, savrulabilir bir hale geleceğini anlatır.
> “Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.”
> (Kâria Suresi, 101:5)
>
> “Gök, erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış yün gibi olur.”
> (Meâric Suresi, 70: 8-9)
>
3. Ufalanma ve Kum Yığınına Dönme Safhası

Dağlar sadece hareket etmekle kalmaz, parçalanarak un ufak olur. Heybetli duruşları, bir kum tepesine dönüşür.
> “Yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar çökmüş kum yığınına döner.”
> (Müzzemmil Suresi, 73:14)
>
4. Dümdüz Olma ve Savrulma Safhası (Toz Duman)

Son aşamada ise yeryüzünde ne bir tepe ne de bir çukur kalır; dağlar toz olup savrulur.
> “(Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: ‘Rabbim onları un ufak edip savuracak. Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak. Orada ne bir çukur ne de bir tümsek göreceksin.'”
> (Tâhâ Suresi, 20: 105-107)
>
Risale-i Nur’dan Bir Bakış: Dünyanın Sekeratı
Bediüzzaman Said Nursi, bu ayetleri tefsir ederken, dünyanın ölüm anındaki (sekerat) o dehşetli sarsıntıyı ve dağların vaziyetini hikmetli bir dille izah eder. Dağların “yün gibi” olmasını, onların birbirine vurarak parçalanması ve feza boşluğunda savrulması şeklinde açıklar.
> “Şu dünyanın sekerâtını, âyât-ı Kur’aniyenin işaret ettiği surette tahayyül etmek istersen, bak: Şu kâinatın eczaları, dakik, ulvî bir nizam ile birbirine bağlanmış. Hafî, nazik, latif bir rabıta ile tutunmuş ve o derece bir intizam içindedir ki; eğer ecram-ı ulviyeden tek bir cirm, “Kün” emrine veya “Mihverinden çık” hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerata başlar. Yıldızlar çarpışacak, ecramlar dalgalanacak, nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müdhiş sadâları gibi vaveylâya başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak yeryüzü düzlenecek. İşte şu mevt ve sekerat ile Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip, Cehennem ve Cehennem’in maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennet’in mevadd-ı münasibeleri başka tarafa çekilir, âlem-i âhiret tezahür eder.” (Sözler 531.)
>
Netice olarak:
Dağların bu akıbeti, insana şu derûnî mesajı verir: Güvendiğin, yaslandığın, sarsılmaz sandığın her maddi güç (ister makam, ister servet, isterse fiziksel kuvvet olsun), Allah’ın “Ol” emri karşısında “atılmış yün” gibi savrulmaya mahkumdur. Baki olan ve sığınılacak tek makam, o dağları yaratan ve yok eden Kudret’tir.

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
22/11/2025