SIRA BİZDE Mİ?

SIRA BİZDE Mİ?

 

ABD bu kadar savaş gemilerini niçin getirdi?
İsrail’i İran’dan korumak için mi?
Zaten İran’ın da pek saldıracağı da yok ya, niyeti de yok.
Zamana oynuyor.
Ateşi soğutmaya çalışıyor, kendince.
Kıbrıs Rum kesimine neden yığınak yapılıyor?
Yunanistan adalarına da yapılmıştı.
PKK’nınki zaten 50 bin TIR silah dünden hazır.
ABD’li emekli komutanda demişti; PKK’yı Türkiye’ye saldırması için biz kurmuştuk, diye.
Yoksa ABD 12 Eylül 1980 darbesinde, bizim çocuklar başardı, demişti.
15 Temmuz’da ise çocukları başarısız oldular.
Sakın onun kuyruk acısı olmasın?
İran da Süleymani, Reisi, bir çok komutan ve evinde Hamas lideri Haniye’nin öldürülmesi, konsolosluğa saldırı, iç kargaşalar Ortadoğu’daki istenen savaşı belli ki çıkarmaya yetmedi.
Bizde MOSSAD ajanlarının yakalanması ve birinci derecede Gazze’ye her yönüyle yardımcı olmamız belli ki İsrail ve ABD’yi kızdırmış.
Önceki yaptıkları, muhalefeti destekleme ve ekonomik sıkıntı oluşturmak için girişilen her türlü ayak oyunuyla sonuç alınamaması, kuyruk acısını Belli ki arttırmış oluyor.
Dünyanın nefretini üzerine çekmesi de işin tuzu biberi oldu.
Bunu hafifletmek için dün gece (18.8.2024) Tel Aviv’de sakin, kimsenin olmadığı, boş bir caddede bir kamyonun altında patlayan patlayıcı ile bir kişi öldü.
Hiç yapmazken ve yapılmaması gerekirken tüm medyayı olayın olduğu yere kadar getirip, çekim yapmalarına müsaade ettiler.
Çekim esnasında polis ve askerler bıyık altından da değil, açıktan gülüyorlardı.
Kameraya yakalandılar.
Ve o gece uçaklarla Lübnan’ı bombaladılar.
Belli ki Tel Aviv’deki bomba süsü de ayıpları örtmeye yetmedi.
Acaba İstanbul’da arabanın içinde öldürülen Filistinli iş adamı MOSSAD’ın işi mi?
İran’dan sonra biz mi savaşa çekilmeye çalışılıyoruz?
Neden olmasın!
Çünkü vadedilmiş toprakların uzantısı Nil’den Fırat’a hatta Diyarbakır, Adıyaman hatta Kayserinin sınırlarına kadar uzanıyor.
Öyle ya, buraları onlara Allah vadetmiş!
Barıştan yana olmayan İsrail ve onu destekleyen ABD büyük bir savaş istiyor.
Saldırganlığına devam edecektir.
İsrail mi imtihanda yoksa biz, İslam dünyası ve insanlık mı?
“Eğer Allah dileseydi onlardan (muharebesiz olarak da) elbet intikam alırdı. Fakat (muharebeyi emretmesi) sizi birbirinizle imtihan etmesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin amel (ve hizmet) lerini asla boşa çıkarmaz O.”[1]

MEHMET ÖZÇELİK

19-08-2024

[1] Muammed. 4.




İSTİDAT LİSANI

İSTİDAT LİSANI[1]

İ’lem eyyühe’l-aziz! Dualar üç kısımdır.

Birisi: İnsanın lisanıyla yaptığı kavlî dualardır. Savt ve sadâlı hayvanatın, mesela acıktıkları zaman kendi hususi lisanlarıyla çıkardıkları sadâlar dahi kavlî dualardandır.

İkinci Kısım: Nebatat, eşcarın bilhassa bahar mevsiminde lisan-ı ihtiyaçla yaptıkları ihtiyacî dualardır.

Üçüncüsü: Tahavvül, tekemmül şe’ninde olan şeylerin lisan-ı istidat ile hissedilen istidadî dualarıdır.

Evet, her şey Cenab-ı Hakk’ı tesbih ettiği gibi lisanıyla, ihtiyacıyla, istidadıyla dahi Allah’a dua eder.İ’lem eyyühe’l-aziz! Çekirdek ağaç olmazdan evvel, yumurta kuş olmazdan evvel, habbe başak vermezden evvel binlerce imkân ve ihtimaller içerisinde ve binlerce suret ve şekillere girmek kabiliyetinde iken o eğri büğrü ihtimaller, yollar içinden çekilip doğru ve müstakim, müntec bir şekle, bir vaziyete sevk edilmelerinden anlaşılır ki o tohumlar, evvelce de Allâmü’l-guyub’un terbiye, tedvir, tedbiri altında imişler. Sanki o tohumların her birisi, kudret kitaplarından istinsah edilmiş küçük bir tezkeredir. Yahut bir fihristedir, ilm-i ezelîden alınmıştır. Yahut kader kitaplarından yazılmış bazı düsturlardır.”[2]

+***************  

“Dua bir sırr-ı azîm-i ubudiyettir. Belki ubudiyetin ruhu hükmündedir. Çok yerlerde zikrettiğimiz gibi, dua üç nevidir.

Birinci nevi dua: İstidat lisanıyladır ki, bütün hububat, tohumlar, lisan-ı istidatla Fâtır-ı Hakîme dua ederler ki, “Senin nukuş-u esmânı mufassal göstermek için bize neşvünemâ ver. Küçük hakikatimizi sümbülle ve ağacın büyük hakikatine çevir.”
Hem şu istidat lisanıyla dua nevinden birisi de şudur ki: Esbabın içtimaı, müsebbebin icadına bir duadır. Yani, esbab bir vaziyet alır ki, o vaziyet bir lisan-ı hal hükmüne geçer; ve müsebbebi, Kadîr-i Zülcelâlden dua eder, isterler. Meselâ su, hararet, toprak, ziya, bir çekirdek etrafında bir vaziyet alarak, o vaziyet bir lisan-ı duadır ki, “Bu çekirdeği ağaç yap, yâ Hâlıkımız” derler. Çünkü, o mucize-i harika-i kudret olan ağaç, o şuursuz, câmid, basit maddelere havale edilmez, havalesi muhaldir. Demek, içtima-ı esbab bir nevi duadır. “[3]

@@@@@@@

İzahı.

Birinci Nevi Dua: İstidat Lisanıyla Dua
Bediüzzaman Said Nursi’nin bu sözü, evrendeki her varlığın Allah’a karşı bir duada bulunduğunu, ancak bu duanın bizim anladığımız dilde değil, varlığın kendi yapısı ve işleviyle ifade edildiğini belirtir.
Sözün Ayrıntıları:
* İstidat Lisanı: Bu ifade, varlıkların sahip olduğu potansiyel ve yetenekler aracılığıyla yaptıkları duayı ifade eder. Yani bir tohum, Allah’a “Beni büyüt ki senin güzel isimlerinin tecellilerine ayna olayım.” dercesine bir dua eder.
* Hububat ve Tohumlar: Bu örnekler, canlıların en basit hali olarak gösterilir. Tohum, toprağa düştüğü andan itibaren büyümek ve meyve vermek için Allah’a dua eder.
* Nukuş-u Esma: Allah’ın isimlerinin tecellileri, yani Allah’ın birliğinin, güzelliğinin, rahmetinin ve diğer sıfatlarının yaratıklarda görülen yansımalarıdır.
* Neşvünemâ: Büyümek, gelişmek ve olgunlaşmak demektir. Tohum, Allah’ın izniyle büyüyerek meyve verir ve böylece Allah’ın isimlerini gösterir.
* Küçük Hakikat: Tohumun içindeki potansiyel, yani bir ağaca dönüşme yeteneği.
* Sümbül ve Ağaç: Tohumun büyüyerek ulaştığı en güzel ve mükemmel hal.
Sözün Anlamı:
Bu söz, evrendeki her varlığın Allah’a karşı bir görev ve sorumluluğu olduğunu, varlıkların kendi fıtratları gereği Allah’ı zikrettiklerini ve O’na yöneldiklerini ifade eder. Bir tohum, büyüyerek Allah’ın isimlerini gösterir, bir kuş uçarak O’nu tesbih eder, bir insan düşünerek ve ibadet ederek O’na yaklaşır.
Bu Sözün Önemi:
* Evrensel Birlik: Evrendeki her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve Allah’a yöneldiğini gösterir.
* Allah’ın Birliğinin İspatı: Evrendeki düzen ve ahengin, Allah’ın varlığının ve birliğinin en büyük delili olduğunu vurgular.
* İnsanın Sorumluluğu: İnsanların da diğer varlıklar gibi Allah’a karşı sorumlu olduğunu ve O’nun emirlerine uyması gerektiğini hatırlatır.
Sonuç:
Bediüzzaman Said Nursi, bu sözüyle bizlere evreni farklı bir gözle görmeyi öğretir. Evrendeki her şeyin bir dili olduğunu ve bu dilin Allah’ı zikretmek olduğunu anlarız. Bu anlayış, insanın kendine ve evrene bakış açısını değiştirir ve onu daha derin bir iman duygusuna ulaştırır.
Bu konu hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz şu kaynakları inceleyebilirsiniz:
* Risale-i Nur Külliyatı
* Bediüzzaman Said Nursi’nin Hayatı ve Eserleri
Başka sorularınız olursa lütfen çekinmeyin.
Not: Bu açıklama, Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerindeki ilgili bölümlerin daha derinlemesine incelenmesiyle zenginleştirilebilir.

@@@@@@@@

“Meselâ su, hararet, toprak, ziya, bir çekirdek etrafında bir vaziyet alarak, o vaziyet bir lisan-ı duadır ki, “Bu çekirdeği ağaç yap, yâ Hâlıkımız” derler. Çünkü, o mucize-i harika-i kudret olan ağaç, o şuursuz, câmid, basit maddelere havale edilmez, havalesi muhaldir. Demek, içtima-ı esbab bir nevi duadır.”izah eder misin

İzahı.

Bediüzzaman’ın “İçtima-i Esbab Bir Nevi Duadır” Sözünün Açıklaması
Bediüzzaman Said Nursi’nin bu sözü, evrendeki her varlığın Allah’a karşı bir duada bulunduğunu, ancak bu duanın bizim anladığımız dilde değil, varlığın kendi yapısı ve işleviyle ifade edildiğini belirtir.
Sözün Ayrıntıları:
* Su, hararet, toprak, ziya: Burada zikredilenler, bir bitkinin büyümesi için gerekli olan temel unsurlardır.
* Çekirdek: Bir bitkinin başlangıcı ve potansiyelidir.
* Vaziyet alarak: Bu unsurların çekirdeğin etrafında belirli bir düzende toplanması ve bir araya gelmesi.
* Lisan-ı dua: Dua dili, yani Allah’a yöneltilen bir talep veya istek.
* Mucize-i harika-i kudret: Allah’ın sonsuz kudretinin bir göstergesi olan mucizevi bir olay.
* Câmid, basit maddeler: Cansız ve basit maddeler.
* İçtima-i esbab: Sebeplerin bir araya gelmesi.
Sözün Anlamı:
Bu söz, bir tohumun büyümesi için su, toprak, güneş ışığı gibi unsurların bir araya gelmesinin tesadüfi bir olay olmadığını, aksine bu unsurların Allah’a yönelik bir dua olduğunu ifade eder. Yani su, toprağa ve güneşe “Biz bu çekirdeği büyütelim ki, Allah’ın isimlerini gösterelim.” dercesine bir dua eder. Bu durum, evrendeki her şeyin Allah’ın emri altında hareket ettiğini ve O’na karşı bir sorumluluğu olduğunu gösterir.
Bu Sözün Önemi:
* Evrendeki Düzen: Evrendeki her şeyin bir amaç ve hedef doğrultusunda hareket ettiğini gösterir.
* Allah’ın Birliği: Evrendeki bu mükemmel düzenin, Allah’ın varlığının ve birliğinin en büyük delili olduğunu vurgular.
* İnsanın Sorumluluğu: İnsanların da diğer varlıklar gibi Allah’a karşı sorumlu olduğunu ve O’nun emirlerine uyması gerektiğini hatırlatır.
Özetle:
Bediüzzaman, bu sözüyle bizlere evreni farklı bir gözle görmeyi öğretir. Evrendeki her şeyin bir dili olduğunu ve bu dilin Allah’ı zikretmek olduğunu anlarız. Bu anlayış, insanın kendine ve evrene bakış açısını değiştirir ve onu daha derin bir iman duygusuna ulaştırır.
Bu konu hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz şu kaynakları inceleyebilirsiniz:
* Risale-i Nur Külliyatı
* Bediüzzaman Said Nursi’nin Hayatı ve Eserleri
Not: Bu açıklama, Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerindeki ilgili bölümlerin daha derinlemesine incelenmesiyle zenginleştirilebilir.

*********************    

Özetle: İstidat lisanının; yaratılışla, Allah’ın meleklere, siz benim bildiğimi bilmezsiniz, hakikati ile, Talimi Esma ile, Farklı yerlerde gelme ve yönlendirme, yönlenme ile, Kader gibi bir çok hakikatlerle bir çok bağlantısı vardır.

MEHMET ÖZÇELİK

19-08-2024

[1] https://www.youtube.com/watch?v=a_Wv-UZ-lP4&t=3s

[2] Mesnevî-i Nuriye mesnevi. 237.

[3] Mektubat. 289.24. Mektub.