YAŞATMAK LAZIM

YAŞATMAK LAZIM

Hayatını masa başında kazanan gençler, bir mesleğe yönelmekten ziyade daha çok rahat etme düşüncesiyle bir üniversiteye giderek, belli bir bölümü kazanıp masa başında tekrar bir iş bulup çalışmayı düşünüyor.

Masa başında kazanılan hayatın, masa başında devam ettirmesi için bu durum büyük bir sıkıntıya neden oluyor?

Çünkü üniversiteden mezun olan öğrenciler artık gerekli derecede bir işe alımı söz konusu olmuyor.

İşsizler ordusu meydana geliyor ve bunların birçoğu açıkta kalıyor.

Bir de hayatını masa başında kazandığı içindir ki, kendi işini kurma gibi bir durum olmuyor veya kurabilecek bir imkana sahip bulunmuyor.

Tekrar bir mesleğe yönelmesi de söz konusu olamıyor. Çünkü artık pek bir mesleği öğrenebilecek durumda değil, ne yapılmalı?

Birinci derecede üniversitelerin o birimleri belli bölümleri kapatmaktan ziyade ona sınır getirilip, bu mezun olanların yurt dışında ihtiyaç olan yerlerde yurt içindeki fazlalığı yurt dışına taşıyarak, yurtdışındaki başka devletlere bunun Afrika’sından Orta Asya’sından birçok farklı ülkelere yönlendirilerek oradaki boşlukları onlarla doldurma yoluna devletin yapacağı bir organizasyonda yönlendirilmeye çalışılmalıdır.

Tıpkı 1960 yıllarında Almanya’ya işçi olarak gönderdiğimiz o insanlar orada patron oldular, Belediye Başkanı oldular.

 

Bu belki de bir yandan başka devletlerin ihtiyaçlarını tedarik etmede, gidermede önemli bir adım olacaktır.

Eğer böyle bir durum söz konusu değilse, günün şartlarına uygun olan üniversiteleri açılıp artık fazla eleman verilen, işsiz ordularının olduğu durumları eritmek amacıyla o birimler ve bölümler kapatılmalıdır.

Bir birim açılacağı zaman orayı ve oranın tam mükemmel ve dört dörtlük bir şekilde Öğretim görevlisinden binasına kadar mükemmel olmalı ki, ondan sonra orası faaliyete geçirilmeli.

Yoksa sadece neticesi düşünülmeden açıldığında üniversitelerin mantıklı, düşünceli planlı ve programlı olduğu düşünülemez.

Bu gençlere yazık.

Bu gençlere yapılacak yatırımlardan önce sonucu belli olan bir hedefe yönlendirmek gerekir.

Aksi takdirde bu öğrencilere ve ailelerine ve devletin bunlara harcadığı bu kadar ekonomik duruma yazık olacaktır.

Garantili olarak bu gençlerin gelecekleri sağlanmalı, gelecekleri sağlam olarak atılmalıdır.

 

***************

Bilge birine soruluyor;

Efendim, hasta olursak doktora gidelim mi?
Elbette gidin çünkü o doktorun yaşaması lazım.
-Peki ilaç yazarsa eczaneye gidelim mi?
Elbette gidin çünkü o eczacının yaşaması lazım.
-Peki ilaçları alırsak kullanalım mı?
Elbette hayır çünkü sizin de yaşamanız lazım.

Birilerinin yaşaması lazım.

Onları yaşatmak lazım.

***************  

İstanbul Beşiktaş’ta medfun bulunan YAHYA EFENDİ bir gün evinin önünde sürekli süt var, süt var diye geçen kişiyi duyunca hanımına dönerek süt alacağını söyler.

Hanımı da evde süt olduğunu, ihtiyaçlarının olmadığını söyler.

Bunun üzerine YAHYA EFENDİ;

Hanım bizim ihtiyacımız yok ama sütçünün ihtiyacı olmasa bu kadar bağırmaz, der.

MEHMET ÖZÇELİK

26-05-2024




UYUTULAN VE UNUTULAN NESİLLER

UYUTULAN VE UNUTULAN NESİLLER

 

Son günlerde 15 milyon köpeğin olduğu, bunların 4 milyonunun sahipsiz bulunduğu ve şimdiye kadar köpek saldırısından dolayı 80 kişinin öldüğü rapor edilmektedir.
Çözüm olarak bunların uyutulmasından bahsedilmektedir.
Çözüm mü peki?
Yıllardır olmayan problem nasıl birden ayyuka çıktı?
Sebebi araştırılması gerekmez mi?
Sakın yiyeceklerin içine konulan kimyasal özelliklerden kaynaklanıyor olmasın?
Zira kişi yediğidir.
-Bizde evde bulunan kedimize kuru mamanın dışında bazen güvenilir düşündüğüm bir marketten yaş mama alıyordum.
Açtığımda hoşlanmadığım ve dayanamadığım kokusu olan bu mamayı kedi iştahla yiyiyordu.
Artık ondan sonrada hırçınlaşıp saldırıyor ve bizi görünce buzdolabının önüne gidip bekliyordu.
Araştırdığımızda kızım bu yaş mamanın Alman menşeli olduğunu söyleyince vermeyi kestik.
Eski hırçınlık ve aşırı büyüme yavaşladı.

-KISSADAN HİSSE
Hz. Musa (AS) bir yerden geçerken köpek havlayıp saldırmaya başlamış,
Hz. Musa köpeğe bağırmış:
Ey Zalim köpek, sen beni tanımıyor musun?

Köpek:
Senin Musa olduğunu biliyorum. Sana saldıracak da değilim.
Lakin sana havlamazsam, sahibim bana ekmek vermez!

@@@@@@@

Ya bizim yediklerimiz ve bizlere yedirilenler?
Hırçın ve kızgın bir nesil olduk.
Yoksa bizde mi uyutulduk?
Ve unutulduk?
Daha ötesi düşünemez olduk.
Bize bir şeyler oldu.

“Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu.
Ne olduysa hep bize azar, azar oldu.”
Aşılandık.
Ayrık otlarıyla dolduk.

Tarlamız başkaları tarafından sürüldü.
İthal tohum ekildi.

@@@@@@@@

 

Bu mevcut zihniyet kendi putunu kendi eliyle yapar, satar ve kendi tapar.

Atalar dini, körü körüne bir saplantı içinde, araştırılmadan sürdürülen din.
Ya ataları yanlış yapıyorsa, mesajından uzaktır.
Zihnindeki putunu kırmaz ve zincirleri çözmez, besler.
Dar görüş ve dar düşünce kısır döngüsü içerisinde döner durur.
Dünyası hayalidir. Yıkılmasından korkar.
Elinden oyuncağı alınan çocuk gibi ağlar ve hırçınlaşır.
En büyük kozu sırf muhalefet.
Hırçınlık.
Kaliteden uzak slogan.
Niteliksiz.
İstemezuk.
Kim olduğunun ve kiminle olduğunun farkında ve bilincinde değil.
Ahiretten habersiz olduğu gibi, dünyayı da bilmez.
Toplumun maddi manevi zenginleşmesi onu güçsüzleştirir.
Muhtaç olunmaz kılar.
Sosyalist zihniyet propaganda için, fakir toplum ister.
Sermayesi odur.
Herkes tezgahını kurmuş, silik parayla alış veriş yapar.
Eski kıtlıklara ve kuyruklara hasrettir.
Cahil toplum arzu eder, rahatça gütmek için.
Hiç çobanın oyuyla onunki bir olur mu?
Farklı dünyanın insanıdır, başka dünyaları kabul etmez.
Medeniyeti, rahat ve menfaattir.
Hayatın gayesi; ye, iç ve boşaltmadan ibarettir.
Dünyası ve her şeyi bugünü olanın, geleceği olamaz ve hakikati bulamaz.

Kısaca kısır zihniyetin istilası altındayız.

-Bu kısır zihniyet bu milletin evladının yapmış olduğu ve yüz yıldır da yapılmayan İha- Siha- Tiha- VS gibi tüm teknolojik gelişmeleri sulandırmış, sahiplenmemiştir.

Manevi gelişmelerden ise hiç hazzetmemiş, hep engelleme yoluna gitmiştir.
Hep muhalefet etmiş, bu milletin yanında değil, düşmanın yanında yer almıştır.
Gelişmelere darbelerle darbe vurmuştur.
Bu milletin rahat ve rahmeti için değil, zahmet ve zorluğu için çalışmıştır.

1400 yıldır sahip olduğu değerler ya değersizleştirilmeye veya sulandırılmaya çalışılmaktadır.

Her insanın nasibi hayali kadardır.

 

@@@@@@@@

 

Vatan nasıl kaybedildi?


Hasan Tahsin Paşa, 1845 yılında Messaria’da (şimdiki Molista) doğmuş bir Arnavut’tu ve Yanya’da Rum Zosimea lisesinde eğitim görmüş, akıcı şekilde Rumca biliyordu.

1870 yılında Katrin’de jandarmalığa başladı ve kısa süre sonra Osmanlı Ordusu’na astsubay olarak katıldı. 1881 yılında Yanya Jandarma Komutanı oldu ve 1908-1910 yılları arasında Yemen valisi olarak görev yaptı.

Birinci Balkan Savaşı sırasında Selanik’teki 8. Geçici Kolordu Komutanı olarak görev yaparken, Prens Konstantin komutasındaki Yunan kuvvetleri Selanik şehrine ilerlemeye başladı. Tahsin Paşa, Sarantaporon, Vardar ve Yenice Muharebeleri’nde Yunan kuvvetlerini durdurmaya çalıştıysa da başarılı olamadı ve sonunda 26 Ekim 1912’de Selanik’i ve 26,000 Osmanlı askerini Yunan ordusuna teslim etti.

Kariyeri boyunca, Selanik, Yanya ve Girit’ten Irak, Suriye ve Yemen’e kadar birçok yerde görev yapmıştır. Ancak, Selanik’teki yenilgisi ve şehri teslim etmesi nedeniyle Konstantinopolis askeri mahkemesi tarafından “gıyaben ölüme” mahkûm edilmiştir. Hasan Tahsin Paşa, 1918 yılında İsviçre’nin Lozan kentinde vefat etmiştir.

MEHMET ÖZÇELİK

26-05-2024




Osmanlı Devletindeki casuslar ve faaliyetleri.

Osmanlı Devletindeki casuslar ve faaliyetleri.


Osmanlı Devleti’nde casuslar ve casusluk faaliyetleri, devletin kuruluşundan itibaren önemli bir rol oynamıştır. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı’nın hemen her bölgesinde farklı devletlerin desteklediği casusluk teşkilatları kurulmuş ve bu teşkilatların faaliyetleri genellikle gayrimüslim Osmanlı vatandaşları ve ilgili devletlerin kendi vatandaşlarından casuslar tarafından yürütülmüştür⁵.

Casusluk faaliyetleri, savaşların kazanılmasında, fethedilen yerlerin elde tutulmasında ve düşmana karşı izlenecek stratejilerin belirlenmesinde oldukça etkili olmuştur. Osman Gazi döneminden itibaren, gizli bilgileri düşman birliklerinin içine sızarak ulaştıran, düşman komutanına yanıltıcı haberler ulaştırmak amacıyla hayatını tehlikeye atan, düşman casuslarını tespit edip suikastla öldüren casuslar gibi çeşitli yöntemler kullanılmıştır².

Örneğin, Fatih Sultan Mehmet döneminde, Venedik Signoriası tarafından yapılan birçok suikast girişimi, Fatih’in Avrupa’ya yaydığı güçlü casus şebekesi sayesinde engellenmiştir. Bu casus ağı, Batılı devletleri o kadar endişeye sürüklemiştir ki, Avrupa’nın pek çok yerinde masum insanların “Türk casusu” diye idam edildiğine tarihi kayıtlarda rastlanmaktadır².

I. Dünya Savaşı başlarında ise Osmanlı Devleti, iç ve dış siyasi gelişmeler ekseninde ciddi güvenlik sorunlarıyla karşılaşmış ve casusluk faaliyetlerinin ciddiyetini anlayarak bu faaliyetleri önlemeye yönelik tedbirler almaya çalışmıştır. Savaş sırasında, özellikle düşman devlet vatandaşlarına karşı alınan tedbirler, güvenlik algısını doğrudan etkileyen gizli bir olgu olarak casusluk faaliyetlerini engellemeye yönelikti¹.

Osmanlı Balkanlarındaki Rus casusluk faaliyetleri ise, Osmanlı Devleti’nin siyasi, askeri, ticari durumuna dair geniş istihbarat çalışmalarının yanı sıra, halkı Osmanlı Devleti’ne karşı isyana teşvik etmek, Osmanlı hükümeti ve ordusu aleyhinde yalan şayia ve neşriyatta bulunmak, İslam köylerinde karışıklık çıkarmak gibi farklı alanlarda ve biçimlerde cereyan etmiştir⁴.

Bu tarihi konular hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, konuyla ilgili akademik makaleler ve tarihi eserlerden yararlanabilirsiniz. Osmanlı Devleti’nin casusluk faaliyetleri, tarihin en ilginç ve karmaşık konularından biri olarak kabul edilmekte ve bu konuda yapılan araştırmalar, dönemin siyasi ve sosyal yapısını daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır.

@@@@@@@

Casusların kullandığı yöntemler nelerdi?

Osmanlı Devleti’nde casuslar, çok çeşitli ve sofistike yöntemler kullanarak görevlerini yerine getirirlerdi. İşte bazı örnekler:

– **Gizli Bilgi Aktarımı**: Casuslar, düşman birliklerinin içine sızarak gizli bilgileri ulaştırması gereken yerlere aktarırlardı³.
– **Yanıltıcı Haberler**: Düşman komutanına yanıltıcı haberler ulaştırmak amacıyla hayatlarını tehlikeye atarlardı³.
– **Suikast**: Düşman casuslarını tespit edip suikastle öldürme yöntemleri de kullanılırdı³.
– **Gece Baskınları**: Osmanlı tarihinde ilk casusluk faaliyeti olarak bilinen, Osman Gazi’nin Bizans kuvvetlerinin Yalova’da konuşlanmaya çalıştığını casusları aracılığıyla haber alması ve bir gece baskınıyla Bizans birliklerini dağıtmasıdır⁴.

Bu yöntemler, Osmanlı Devleti’nin güvenlik ve istihbarat stratejilerinin önemli bir parçasıydı ve devletin uzun yıllar boyunca varlığını sürdürebilmesinde etkili olmuştur. Casusluk, sadece askeri ve siyasi bilgilerin toplanmasında değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal istihbaratın sağlanmasında da kullanılmıştır. Osmanlı casusları, devletin iç ve dış düşmanlarına karşı önemli bir savunma hattı oluşturmuş ve zaman zaman düşmanın planlarını bozarak Osmanlı’nın üstünlüğünü sağlamışlardır.

@@@@@@@

Casusların kullandığı teknolojiler nelerdi?

Osmanlı Devleti döneminde casusların kullandığı teknolojiler, o dönemin bilim ve teknoloji seviyesine göre oldukça ileri düzeydeydi. İşte bazı örnekler:

– **Şifreli Mesajlar**: Casuslar, bilgileri güvenli bir şekilde iletmek için çeşitli şifreleme teknikleri kullanırlardı. Bu teknikler, mesajların düşman tarafından anlaşılamamasını sağlamak için tasarlanmıştı¹.
– **Gizli Mürekkepler**: Gizli mürekkepler ve kimyasal maddeler, belgelerin gizlenmesi veya gizli mesajların yazılması için kullanılırdı².
– **Kılık Değiştirme**: Casuslar, farklı kimliklere bürünerek düşman hatlarının içine sızar ve bilgi toplarlardı³.
– **Gözetleme ve İzleme**: Düşman hareketlerini gözetlemek ve izlemek için çeşitli optik aletler kullanılırdı².

Bu teknolojiler, Osmanlı casuslarının başarısında önemli bir rol oynamış ve devletin güvenlik stratejilerinin etkin bir parçası olmuştur. Casusluk faaliyetleri, sadece askeri ve siyasi bilgilerin toplanmasında değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal istihbaratın sağlanmasında da kullanılmıştır. Osmanlı casusları, devletin iç ve dış düşmanlarına karşı önemli bir savunma hattı oluşturmuş ve zaman zaman düşmanın planlarını bozarak Osmanlı’nın üstünlüğünü sağlamışlardır.

@@@@@@

Osmanlının yıkılışında casusların oynadığı roller nelerdir?

Osmanlı Devleti’nin yıkılışında casusların oynadığı roller, devletin iç ve dış politikaları üzerinde önemli etkiler yaratmıştır. Casuslar, özellikle devletin son dönemlerinde, büyük güçler arasındaki rekabetin bir parçası olarak kullanılmış ve devletin zayıflamasına katkıda bulunmuşlardır. İşte bazı örnekler:

– **Büyük Güçlerin Etkisi**: 19. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı Devleti büyük güçlerin çekişme alanı haline gelmiş ve bu süreçte casuslar, büyük devletlerin Osmanlı iç işlerine müdahalesinde kilit rol oynamışlardır.
– **İç Karışıklıklar**: Casuslar, etnik ve dini azınlıklar arasında ayrılıkçı hareketleri körükleyerek, Osmanlı Devleti’nin iç yapısını zayıflatmışlardır.
– **Siyasi Kararlar**: Casuslar tarafından sağlanan bilgiler, Osmanlı yönetiminin siyasi kararlarını etkilemiş ve bazen yanıltıcı bilgilerle yanlış kararlar alınmasına neden olmuştur².
– **Teknolojik Geri Kalmışlık**: Osmanlı Devleti’nin teknolojik olarak geri kalmış olması, casusluk faaliyetlerinde kullanılan ileri teknolojiler karşısında savunmasız kalmasına yol açmıştır.

Casusluk faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nin yıkılış sürecinde sadece bir faktör olmakla birlikte, devletin son dönemlerinde yaşanan siyasi ve sosyal çalkantıların anlaşılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu dönemde casusluk, devletin zayıflamasına ve sonunda yıkılışına katkıda bulunan birçok iç ve dış etken arasında yer almıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılışını anlamak için casusluk faaliyetlerinin yanı sıra, ekonomik, sosyal, askeri ve teknolojik faktörlerin de dikkate alınması gerekmektedir.

@@@@@@@

Osmanlı Devleti’nin yıkılışını etkileyen diğer faktörler nelerdir?

Osmanlı Devleti’nin yıkılışını etkileyen diğer faktörler oldukça çeşitlidir ve bu faktörlerin bir araya gelmesiyle uzun bir sürecin sonunda gerçekleşmiştir. İşte bu faktörlerden bazıları:

– **Siyasi Faktörler**: Yönetimdeki kararsızlık, Avrupa devletleri arasındaki siyasi dengeyi koruma çabaları, Osmanlı’nın güç kaybetmesine neden olmuştur¹.
– **Ekonomik Faktörler**: Batı Avrupa’nın endüstriyel kapasitesiyle rekabet edememe ve ekonomik olarak geri kalma, imparatorluğun zayıflamasına yol açmıştır¹.
– **Sosyal Faktörler**: Farklı etnik grupların çatışmaları ve toplumsal sorunlarla başa çıkamama, sosyal istikrarsızlığa neden olmuştur¹.
– **Askeri Faktörler**: I. Dünya Savaşı’na katılım ve ağır askeri kayıplar, Osmanlı’nın askeri gücünü daha da azaltmıştır¹.
– **Kültürel Faktörler**: Klasik İslam medeniyeti ile modernleşme arasındaki çatışma, toplumsal yapıdaki değişikliklere neden olmuştur¹.
– **Dış Baskılar**: Avrupa devletlerinin toprak işgalleri ve güçlü devletlerle olan ilişkiler, imparatorluğu zayıflatmıştır¹.
– **Merkezi Yönetimdeki Zayıflık**: Merkezi yönetimin yetersizliği ve eyaletlere verilen otonomi, devlet yönetiminin zayıflamasına ve iç karışıklıklara yol açmıştır¹.

Bu faktörler, Osmanlı Devleti’nin yıkılış sürecinde birbiriyle etkileşim içinde olmuş ve imparatorluğun sonunu getirmiştir. Tarihi olayları anlamak için bu faktörlerin her birinin ayrı ayrı incelenmesi ve bir bütün olarak değerlendirilmesi önemlidir¹.

 




Hz. Ömer’in İran’ı fethinden bugüne kadar ne gibi yönetim değişiklikleri olmuştur? İran devleti kimler tarafından, ne kadar süreyle idare edilmiştir?

Hz. Ömer’in İran’ı fethinden bugüne kadar ne gibi yönetim değişiklikleri olmuştur? İran devleti kimler tarafından, ne kadar süreyle idare edilmiştir?


Hz. Ömer’in İran’ı fethinden bu yana, İran’da birçok yönetim değişikliği yaşanmıştır. İslam ordularının İran’da Sasani İmparatorluğu’nu yenmesiyle başlayan süreçte, İran toprakları çeşitli İslami halifelikler ve hanedanlar tarafından yönetilmiştir. Hz. Ömer döneminde başlayan İslami yönetim, Emevi ve Abbasilerle devam etmiş, daha sonra Selçuklu, İlhanlı, Safevi, Afşar, Zend ve Kaçar hanedanları gibi çeşitli Türk ve Fars hanedanları tarafından idare edilmiştir⁶.

Safevi döneminden itibaren yaklaşık 500 yıl boyunca, İran’da din adamlarının etkinliği artmış ve Şia İslam’ının önemli bir merkezi haline gelmiştir. 1979 İslam Devrimi ile birlikte İran İslam Cumhuriyeti kurulmuş ve ülke, Ayetullah Humeyni tarafından geliştirilen “Velayet-e Fakih” teorisine dayalı bir teokratik cumhuriyet olarak yönetilmeye başlanmıştır. Bu sistemde, dini liderin (Velayet-e Fakih) yasama ve yürütme işlerinde son söz hakkına sahip olduğu bir yapı oluşturulmuştur¹.

İran tarihindeki bu yönetim değişiklikleri, ülkenin kültürel ve siyasi yapısını derinden etkilemiş ve günümüzdeki İran’ın temellerini atmıştır. İran’ın tarihi, Antik Çağ’dan günümüze kadar geniş bir coğrafyayı ve birçok farklı medeniyeti kapsayan zengin bir geçmişe sahiptir².

@@@@@@@@@

İran’da hangi hanedanlar hüküm sürdü?

İran’da tarih boyunca birçok hanedan hüküm sürmüştür. İşte bazı önemli hanedanlar ve hüküm sürdükleri dönemler:

– **Ahameniş İmparatorluğu**: MÖ 550 – MÖ 330
– **Part İmparatorluğu**: MÖ 247 – MS 224
– **Sasani İmparatorluğu**: MS 224 – 651
– **Emeviler**: 661 – 750
– **Abbasiler**: 750 – 1258
– **Büveyhiler**: 934 – 1062
– **Selçuklular**: 1037 – 1194
– **İlhanlılar**: 1256 – 1335
– **Timur İmparatorluğu**: 1370 – 1507
– **Safevi Hanedanı**: 1501 – 1736
– **Zend Hanedanı**: 1751 – 1794
– **Kaçar Hanedanı**: 1794 – 1925
– **Pehlevi Hanedanı**: 1925 – 1979

1979 yılında İslam Devrimi ile birlikte monarşi sona ermiş ve İran İslam Cumhuriyeti kurulmuştur¹². Bu hanedanların her biri, İran’ın kültürel ve siyasi tarihinde önemli rol oynamış ve günümüz İran’ının şekillenmesinde etkili olmuştur.

@@@@@@

İran’ın modern tarihinde önemli olaylar nelerdir?

İran’ın modern tarihinde birkaç önemli olay şunlardır:

– **1979 İran İslam Devrimi**: 20. yüzyılın Orta Doğu’daki en önemli gelişmelerinden biri olan devrim, Şah Rıza Pehlevi’nin devrilmesi ve Ayetullah Humeyni’nin liderliğindeki İslami bir cumhuriyetin kurulmasıyla sonuçlandı¹.
– **1980-1988 İran-Irak Savaşı**: İran ve Irak arasında sekiz yıl süren bu savaş, bölgede büyük yıkıma yol açtı ve milyonlarca insanın ölümüne veya yaralanmasına neden oldu.
– **Nükleer Program ve Yaptırımlar**: İran’ın nükleer programı uluslararası endişelere yol açtı ve bir dizi ekonomik yaptırımların uygulanmasına sebep oldu.
– **2015 Nükleer Anlaşması**: İran ve P5+1 ülkeleri arasında varılan anlaşma, İran’ın nükleer programını kısıtlarken, bazı yaptırımların kaldırılmasını sağladı.
– **2019-2020 İran Protestoları**: Benzin fiyatlarındaki artışın tetiklediği geniş çaplı protestolar, ülke genelinde hükümet karşıtı gösterilere dönüştü.

Bu olaylar, İran’ın siyasi ve sosyal yapısını derinden etkilemiş ve uluslararası ilişkilerde önemli rol oynamıştır.

@@@@@@@