GEÇMİŞTEN GELEN TRAVMA AMALEK

GEÇMİŞTEN GELEN TRAVMA AMALEK

Yahudi zulmü Geçmişten gelen bir travmadır.
Tıpkı küçük yaştan beri psikolojik baskıya maruz kalan bir çocukta bazı zihinsel yara ve tepkilerin oluşmasıyla zulme, baskıya ve öldürmelere meyilli olması gibi,
Genelde Yahudilerde bulundukları toplumlarda kargaşa gibi fitne ve öldürmeye sebep olacak davranışlarda bulunduklarından dolayı o millet tarafından ceza ve sürgüne maruz kalmışlardır.
Tıpkı Babiller döneminde Buhtun Nâsır ve Almanya’da Hitlerin fırınlarda yakmalarına maruz kalmaları gibi, beş yüz küsur sene önce İspanyadan sürgün edilip, Osmanlı’nın kendisine sahip çıkmasına rağmen onu arkadan hançerleyip, yıkımında rol oynamışlardır.
Ve Nitekim kendilerinin olmayan Filistin topraklarına İngilizin oyunlarıyla kendisine az bir yer verilmişken, hemen Nekbe hadisesiyle 675 köyü basmış, hiç bir kimse bırakmadan öldürmüştür.
O günden bu güne kadar da topraklarını hırsızlıkla, haksızlık ve zorbalıkla genişletmiştir.
Bu onun psikolojisinin bozukluğundan, doğuştan getirdiği travmanın vahşetinden ve de tarihi leke ve izlerindendir.
O izlerin en başında da Amalek gelir.

@@@@@@@@@

Amalek nedir ve bununla kasdedilen amaçlar nelerdir?

Amalek, Tevrat’ta İsrailoğulları’nın sürekli düşmanı olarak tanımlanan bir kavimdir. Amalek’in adı, Esav’ın torunu ve Amalekiler’in atası olan bir kişiye, onun soyundan gelenlere veya onların yaşadığı topraklara da işaret edebilir. Amalekiler, Tevrat’a göre, İsrailoğulları Mısır’dan çıktıktan sonra onlara saldıran ilk kavimdir. Bu yüzden Tanrı, İsrailoğulları’na Amalekiler’i yok etmelerini emretmiştir. Amalekiler, İsrailoğulları’nın tarihinde birçok kez karşılaştıkları ve savaştıkları bir düşman olarak kalmıştır.

Amalek kavmi, günümüzde bazı Yahudi ve Hristiyan yorumcular tarafından, İsrailoğulları’na ve Tanrı’ya karşı olan herhangi bir güç veya ideoloji olarak sembolik bir şekilde yorumlanmaktadır. Bazıları, Amalek kavmini, Nazi Almanyası, Sovyetler Birliği, İran, Hamas, Hizbullah gibi İsrail’e düşman olan devlet veya örgütlerle özdeşleştirmektedir. Bazıları ise, Amalek kavmini, şüphecilik, nihilizm, ateizm, laiklik, kültürel asimilasyon gibi Yahudi inancına ve kimliğine tehdit oluşturan akımlarla ilişkilendirmektedir. Bu yorumlar, Amalek kavminin tarihsel gerçekliğinden çok, Yahudi geleneğindeki anlam ve rolüne dayanmaktadır.

@@@@@####

Amalek, Musevi ve İslam mitolojisinde yer alan bir kavramdır. İbrani İncili’nde yer alan hikayeye göre, Amalekliler, İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışlarında yolda karşılarına çıkarak saldırıda bulunan bir kavimdir. Bu olay, İsrailoğulları’na zarar veren düşmanları temsil eden bir sembol olarak kabul edilmektedir.

Amalek ile kasdedilen amaçlar genellikle İsrailoğulları’nın düşmanlarıyla mücadele etmektir. Amalek, kötülüğü, düşmanlığı ve zulmü temsil eden bir kavramdır. Dolayısıyla Amalek ile mücadele etmek, bu olumsuz özellikleri taşıyan düşmanlarla savaşmayı ifade eder.

Bu kavramlara dayanarak, Amalek’in sembolik anlamı çeşitli yorumlara konu olmuştur. Dinî ve siyasi çevrelerde, düşmanlara karşı mücadele etmek ve kötülükle savaşmak gerektiği düşüncesiyle Amalek fikri kullanılmaktadır. Ancak bu konuda farklı yorum ve yaklaşımlar da bulunmaktadır.

@@@@@@@@@@@

Amalek kavmi, Tevrat’ta ve İslami kaynaklarda adı geçen eski bir Arap topluluğudur. Yahudilerin ezeli düşmanı olarak tanımlanan bu kavim, dünyanın en eski milletlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Amalek kavmi, tarihte pek çok savaşa katılmış ve sonunda yok olmuştur.

Amalek kavminin ata kavmi olan Amalek’in soyu, farklı kaynaklarda farklı şekillerde anlatılır. İslam kaynaklarında, Amalek’in nesebi ‘İmlik b. Lûz (veya Lâviz) [b. İrem] b. Sam olarak geçer. Ancak Amalek hakkında pek çok bilgi İslam kaynaklarına “İsrâiliyat” adı verilen Yahudi kökenli rivayetlerden gelir. Amalek kabilesi, Bâbil Kulesi’nin yıkılmasının ardından Hicaz’a göç eder ve buradan farklı bölgelere yayılır.

Tevrat’a göre, Amalek kavmi, İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışı sırasında karşılaştığı ilk düşmandır. Kızıldeniz’i geçip çöle ayak bastıklarında, Amalek kabilesi İsrailoğulları’na ani bir saldırı düzenlemiş ve bu ilk saldırıyı İsrailoğulları kolayca atlatsa da, Amalek halkı unutulmaz bir düşman olarak hafızalarda kalmıştır. Tevrat, Amalek’in İsrailoğulları’na saldırısını hatırlamayı ve savaşın kayda geçirilmesini emreder. Bu savaş, İsrailoğulları için sadece tarihsel bir anı değil, aynı zamanda dini bir öneme sahiptir. Amalek’in saldırısının ardından Tanrı, bu kabileyi özellikle hatırlamayı ve Amalek’in kökünü kurutmak görevini verir. Amalek’i hatırlamak ve ona karşı savaşmak, İsrailoğulları için Tanrı’ya karşı bir görev olarak kabul edilir. Tanrı, Amalek ile olan savaşın sürekliliğini vurgular ve Tevrat’ta bu savaşın nesiller boyu devam edeceğine dair yemin eder. Bu, İsrailoğulları için Amalek ile hesaplaşmanın bir görev olduğu anlamına gelir. İbranice’de kürsü kelimesinin eksik harflerle yazılması da bu savaşın sürekliliği fikrini destekler. Tanrı’nın kürsüsünün tam olabilmesi için Amalek’in tamamen ortadan kaldırılması gerektiği düşünülür.

Amalek kavmi, günümüzde bazı Yahudi ve Hristiyan yorumcular tarafından, İsrailoğulları’na ve Tanrı’ya karşı olan herhangi bir güç veya ideoloji olarak sembolik bir şekilde yorumlanmaktadır. Bazıları, Amalek kavmini, Nazi Almanyası, Sovyetler Birliği, İran, Hamas, Hizbullah gibi İsrail’e düşman olan devlet veya örgütlerle özdeşleştirmektedir. Bazıları ise, Amalek kavmini, şüphecilik, nihilizm, ateizm, laiklik, kültürel asimilasyon gibi Yahudi inancına ve kimliğine tehdit oluşturan akımlarla ilişkilendirmektedir. Bu yorumlar, Amalek kavminin tarihsel gerçekliğinden çok, Yahudi geleneğindeki anlam ve rolüne dayanmaktadır.

@@@@@@@@@

Neden Amalek kavmi bu kadar önemli?

Amalek kavmi, hem tarihsel hem de dini açıdan önemli bir kavimdir. Tarihsel olarak, Amalek kavmi, İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışı sırasında karşılaştığı ilk düşmandır. Bu saldırı, İsrailoğulları için unutulmaz bir travma oluşturmuştur. Dini olarak, Amalek kavmi, Tanrı’nın İsrailoğulları’na yok etmelerini emrettiği bir kavimdir. Amalek kavmi, Tanrı’ya ve İsrailoğulları’na karşı olan her türlü düşmanlığın ve kötülüğün sembolü olarak kabul edilir. Amalek kavmi, günümüzde bazı Yahudi ve Hristiyan yorumcular tarafından, İsrail’e ve Tanrı’ya karşı olan güç veya ideolojilerle özdeşleştirilmektedir. Bu yorumlar, Amalek kavminin tarihsel gerçekliğinden çok, Yahudi geleneğindeki anlam ve rolüne dayanmaktadır.

Bak. https://tesbitler.com/2023/10/30/simdi-gidin-ve-amalikayi-vurun/

@@@@@@@@@

“Rivayette var ki, ‘Deccalın mühim kuvveti Yahudidir. Yahudiler severek tâbi olurlar.’ “

“Allahu a’lem, diyebiliriz ki, bu rivayetin bir parça tevili Rusya’da çıkmış. Çünkü, her hükûmetin zulmünü gören Yahudiler, Almanya memleketinde kesretle toplanıp intikamlarını almak için, komünist komitesinin tesisinde mühim bir rol ile Yahudi milletinden olan Troçki namında dehşetli bir adamı, Rusya’nın Başkumandanlığına ve terbiyegerdeleri olan meşhur Lenin’den sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya’nın başını patlatıp bin senelik mahsulâtını yaktırdılar. Büyük Deccalın komitesini ve bir kısım icraatını gösterdiler. Ve sair hükûmetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar.”(…)

https://www.google.com/amp/s/sorularlarisale.com/ustadimiz-nurlarda-yahudi-milletinden-bahsetmis-midir-bahsi-gecen-risaleleri-ve-isledigi-hususlari-izah-eder-misiniz%3famp
https://tesbitler.com/2023/11/12/gazze-ve-israil-vahseti-yahudilik/
https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/mektubat/yirmi-ikinci-mektub/262




ABD VE BATININ YENİ DÜŞMANI İslamofobi- İslam korkusu

ABD VE BATININ YENİ DÜŞMANI İslamofobi- İslam korkusu

Komünizmden sonra NATO ve batının oluşturmak zorunda kaldığı yeni düşman İslam oldu.

“1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte NATO’nun kuruluş amacı ortadan kalkmıştı. İki kutuplu dünyanın ortadan kalkmasının ardından, NATO ve ABD dünyada tek kutuplu kalmanın verdiği cesaretle kendine yeni bir hedef aradı ve öncelikli yeni hedef olarak; “terörizmle mücadeleyi” ve “enerji hatlarının güvenliğini” seçti. Terörizmle mücadeleden kastı, proje örgütler üzerinden İslâm’a saldırmaktı. Komünizm bittiğine göre tehlikenin rengi de değişmeli, kırmızıdan yeşile dönmeliydi. Nitekim “İslâmofobi” denilen şey ilk NATO toplantısında o zamanki İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher tarafından dile getirilmişti. Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabıyla başlayın, 28 Şubat’a, BÇG’ye, İkiz Kuleler’in vurulması sonucunda Irak ve Afganistan’a müdahaleye, DEAŞ/IŞİD, oradan FETÖ’ye kadar gelebilirsiniz. Bir “Müslüman terörist” imajı inşa ederek İslâm’a savaş açtılar. Oluşturulan hayali düşman algısı ile İslâm coğrafyası üzerindeki fiilî hâkimiyetlerini meşrulaştırma yoluna gittiler. NATO Afganistan, Irak, Libya operasyonlarında İslâm dünyasına kan kusturdu. Bosna-Hersek’te yaşanan katliama sessiz kaldı. NATO, hep Hıristiyan Batı’ya hizmet etti.”[1]

Uydurulan ve yaftalanan İslamofobi ile İslam’a savaş açıldı.
Müslümanlar terörist olarak gösterildi.

@@@@@@@

İslamofobi tabiri nereden ve neden çıkmıştır?

İslamofobi tabiri, İslam dinine ya da Müslümanlara karşı duyulan nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelir1 Bu terim, İslam ve fobi kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşmuştur. Fobos, Antik Yunanca’da “korku” anlamına gelir. İslamofobi terimi ilk kez 1991 yılında Tariq Modood tarafından bir kitap eleştirisinde kullanılmıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki terör saldırılarından sonra Batı dünyasında daha da yaygınlaşmıştır. İslamofobi, hem İslam dinini tanımamak ve öğrenmemekten kaynaklanan bir korku, hem de bu korkuya dayanarak Müslümanlara karşı ayrımcılık ve düşmanlık yapılmasının meşru görülmesi şeklinde ortaya çıkmıştır.

@@@@@#####

İslamofobi terimi, “İslam korkusu” anlamına gelir ve son yıllarda kullanılan bir terimdir. Bu terimin nereden ve neden çıktığı konusunda farklı görüşler bulunabilir.

Bazılarına göre İslamofobi terimi, 1970’lerden itibaren İslam düşmanlığının artmasıyla ortaya çıkmıştır. İslam’a ve Müslümanlara karşı olumsuz görüşlerin ve önyargıların yaygınlaşmasıyla birlikte bu terim daha fazla kullanılmaya başlanmıştır.

Diğer bir görüşe göre ise İslamofobi terimi, 1990’larda İslam karşıtlığının artması ve İslam’a yönelik düşmanlığın ve önyargıların daha görünür hale gelmesiyle yaygınlaşmıştır. Özellikle 11 Eylül saldırıları ve sonraki dönemde terörizmle ilişkilendirilen Müslümanlara karşı olumsuz tutumların artması bu terimin kullanımını da artırmıştır.

İslamofobi terimi aynı zamanda İslam’ı eleştirmek veya İslam’ın bazı yönlerini tartışmak yerine tüm Müslümanları hedef almak veya önyargılarla yaklaşmak anlamında da kullanılmaktadır. Bu nedenle bazı eleştirmeler İslamofobi teriminin, İslam düşmanlığının eleştirilerden ve tartışmalardan ayrılmasını sağlamadığını savunmaktadır.

@@@@@@@

Neden bazı insanlar İslam’a karşıdır?

Bazı insanlar İslam’a karşıdır çünkü İslam’ı ve Müslümanları yanlış anlarlar, önyargılarla bakarlar, farklı kültürlere saygı duymazlar, medya ve siyasetin etkisinde kalırlar, bilgi eksikliği yaşarlar veya ekonomik ve sosyal sorunları başkalarına yüklerler. Bu nedenler, İslam’a ve Müslümanlara karşı nefret, korku, ayrımcılık ve şiddet doğurabilir. Bu hem Müslümanların hem de insan hakları ve barış için mücadele edenlerin karşı çıkması gereken bir sorundur. İslamofobi, İslam karşıtlığı ve İslam karşıtı ırkçılık, toplumun bütününe zarar veren tehlikeli önyargılardır.

@@@@@@@@@@

Hangi ülkelerde en çok İslamofobi görülür?

İslamofobi, dünyanın birçok ülkesinde görülen bir sorundur. Ancak bazı ülkelerde daha yaygın ve şiddetli bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu ülkelerin başında Avrupa ülkeleri, ABD, Hindistan, Çin ve Myanmar gelmektedir.

Avrupa ülkelerinde İslamofobi hem siyasi hem de toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrupa’da son yıllarda yükselen aşırı sağ partiler, İslam ve Müslümanlara karşı nefret söylemi ve politikalarıyla seçmenlerin oylarını almaya çalışmaktadır45 Aynı zamanda Avrupa’da yaşayan Müslümanlar, günlük hayatlarında fiziksel ve sözlü saldırılara, iş ve eğitim alanlarında ayrımcılığa, cami ve mezarlıklara yönelik vandalizme maruz kalmaktadır. Avrupa İslamofobi Raporu’na göre, 2020 yılında Avrupa’da 909 İslamofobik saldırı gerçekleşmiştir.

ABD’de ise İslamofobi, 11 Eylül 2001 tarihindeki terör saldırılarından sonra artmıştır. ABD’de İslam ve Müslümanlara karşı olumsuz bir algı oluşmuş, Müslümanlar terörizmle ilişkilendirilmiş ve güvenlik tehdidi olarak görülmüştür. ABD’de Müslümanlar hem devlet kurumları hem de sivil toplum örgütleri tarafından izlenmekte, taciz edilmekte, gözaltına alınmakta ve sınır dışı edilmektedir. ABD’de ayrıca Müslümanlara karşı şiddet eylemleri de gerçekleşmektedir. Örneğin, 2015 yılında Kuzey Karolina’da üç Müslüman öğrenci, komşuları tarafından vurularak öldürülmüştür. ABD’de İslamofobi’ye karşı mücadele etmek için bir Ulusal Strateji geliştirilmektedir.

Hindistan’da İslamofobi, Hindutva ideolojisiyle beslenen bir milliyetçilik hareketinin sonucudur. Hindutva, Hindistan’ı Hindu bir devlet olarak tanımlamakta ve Müslümanları yabancı ve düşman olarak görmektedir. Hindistan’da Müslümanlar hem devlet hem de Hindu milliyetçileri tarafından baskı altına alınmakta, katliamlara, pogromlara, linçlere, tecavüzlere ve zorla dönüştürmelere maruz kalmaktadır. Hindistan’da 2020 yılında Delhi’de yaşanan şiddet olaylarında 53 kişi ölmüş, 200’den fazla kişi yaralanmıştır. Bu olayların çoğunluğu Müslümanlara yönelik gerçekleşmiştir.

Çin’de İslamofobi, devletin Uygur Türklerine ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik yürüttüğü asimilasyon ve baskı politikalarının bir parçasıdır. Çin, Uygur Türklerini terörizmle suçlamakta ve onları “yeniden eğitim kampları” adı altında toplama kamplarına göndermektedir. Bu kamplarda Uygur Türkleri, işkence, zorla çalıştırma, kültürel soykırım, organ ticareti ve zorla kısırlaştırmaya maruz kalmaktadır. Çin’in Uygur Türklerine yönelik yaptığı insan hakları ihlalleri, uluslararası toplum tarafından kınanmakta ve soykırım olarak tanımlanmaktadır.

Myanmar’da İslamofobi, Budist milliyetçiliğinin ve askeri cunta rejiminin bir sonucudur. Myanmar’da yaşayan Rohingya Müslümanları, vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmış, sistematik bir şekilde zulme uğramış ve ülkeden sürülmüştür. Myanmar’da 2017 yılında gerçekleşen askeri operasyonlarda binlerce Rohingya Müslümanı öldürülmüş, yüz binlercesi Bangladeş’e kaçmak zorunda kalmıştır. Bu operasyonlar, Birleşmiş Milletler tarafından etnik temizlik ve soykırım olarak nitelendirilmiştir.

@@@@@@@@@@

Hangi ülkelerde en az İslamofobi görülür?

İslamofobi, Avrupa’nın birçok ülkesinde görülen bir sorundur. Ancak bazı ülkelerde daha az yaygın ve şiddetli bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu ülkelerin başında Norveç ve Hollanda gelmektedir. Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir ankete göre, Hollandalıların sadece yüzde 9’u, Norveçlilerin ise yüzde 13’ü ailelerinde Müslüman bir birey olmasına karşı çıkmaktadır. Bu oranlar, Avrupa’nın diğer ülkelerine göre oldukça düşüktür. Örneğin, İtalya’da bu oran yüzde 43, İngiltere’de yüzde 37, Avusturya’da yüzde 36, Almanya’da yüzde 35’tir. Bu veriler, Norveç ve Hollanda’nın Müslümanlara karşı daha hoşgörülü ve saygılı olduğunu göstermektedir.

@@@@@@@@@

 

İslamofobi ile İslam eleştirisi aynı şey midir?

İslamofobi ile İslam eleştirisi aynı şey değildir. İslamofobi, İslam dinine ya da Müslümanlara karşı duyulan nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelir. İslamofobi, hem İslam dinini tanımamak ve öğrenmemekten kaynaklanan bir korku, hem de bu korkuya dayanarak Müslümanlara karşı ayrımcılık ve düşmanlık yapılmasının meşru görülmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. İslamofobi, aynı zamanda bir ırkçılık biçimi olarak da görülmektedir.

İslam eleştirisi ise, İslam dinine yönelik çeşitli eleştirilerdir. İslam eleştirisi, İslam’ın inanç, ibadet, hukuk, tarih, kültür, siyaset, bilim, kadın gibi konularda sunduğu görüş ve uygulamaları sorgulamak, değerlendirmek ve alternatifler sunmak anlamına gelir. İslam eleştirisi, hem Müslümanlar hem de Müslüman olmayanlar tarafından yapılmaktadır. İslam eleştirisi, İslam’ı ve Müslümanları tanımaya ve anlamaya çalışmak, İslam’ın içindeki ve dışındaki sorunları dile getirmek, İslam’ın gelişimine katkıda bulunmak amacıyla yapılır.

İslamofobi ile İslam eleştirisi arasındaki fark, İslamofobi’nin İslam’a ve Müslümanlara karşı önyargılı, düşmanca ve saldırgan bir tutum sergilemesi, İslam eleştirisinin ise İslam’a ve Müslümanlara karşı saygılı, yapıcı ve diyalogcu bir tutum sergilemesidir. İslamofobi, İslam’ı ve Müslümanları tek tip ve monolitik bir şekilde görmek, İslam eleştirisi ise İslam’ı ve Müslümanları çeşitli ve dinamik bir şekilde görmektir. İslamofobi, İslam’ı ve Müslümanları reddetmek, İslam eleştirisi ise İslam’ı ve Müslümanları kabul etmektir.

@@@@@@@

Türkiye’de İslamofobi durumu ne seviyededir?

Türkiye’de İslamofobi durumu hem Müslümanlar hem de Müslüman olmayanlar arasında farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de İslamofobi, genellikle Batı ülkelerinin İslam ve Müslümanlara karşı tutumları ile ilgili olarak ele alınmaktadır. Ancak Türkiye’de de İslam ve Müslümanlara karşı ayrımcılık, önyargı, alay ve saldırılar yaşanmaktadır. Bu durum hem medya hem de akademik çalışmalar tarafından araştırılmıştır.

Türkiye’de İslamofobi hem İslam’ın içindeki hem de dışındaki farklılıklara karşı bir tepki olarak görülebilir. Türkiye’de İslam’ın içindeki farklılıklara karşı İslamofobi, bazı Müslüman grupların diğer Müslüman gruplara karşı ayrımcılık, dışlama, suçlama ve hatta şiddet uygulaması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durum hem mezhepsel hem de siyasal bir boyut taşımaktadır. Örneğin, Aleviler, Sünniler, Şiiler, İslamcılar, laikler, liberaller, muhafazakarlar, tarikatlar, cemaatler, Kürtler, Araplar, Türkler gibi farklı Müslüman kimlikleri arasında çatışma, rekabet ve kutuplaşma yaşanmaktadır.

Türkiye’de İslam’ın dışındaki farklılıklara karşı İslamofobi ise, bazı Müslümanların Hıristiyanlar, Yahudiler, ateistler, agnostikler, deistler, LGBT bireyler gibi farklı inanç ve yaşam tarzlarına sahip olanlara karşı ayrımcılık, önyargı, nefret ve hatta şiddet uygulaması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durum hem dini hem de kültürel bir boyut taşımaktadır.

Türkiye’de İslamofobi hem Müslümanlar hem de Müslüman olmayanlar tarafından yapılmakta ve beslenmektedir. Bu durum, Türkiye’nin toplumsal barış, hoşgörü ve demokrasi açısından önemli bir sorun olduğunu göstermektedir. Türkiye’de İslamofobi ile mücadele etmek için hem devlet hem de sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, medya, din adamları, eğitimciler, sanatçılar, aktivistler gibi farklı kesimlerin işbirliği yapması, diyalog kurması, farklılıkları tanıması ve saygı duyması gerekmektedir.

@@@@@@@@@

[1] https://www.umranhareketi.com/sayfa.php?detay=yeni-bir-dunya-duzeni-kurulurken-nato-ve-turkiye