HİSSE-19

HİSSE-19

Münker Nekiri Şaşırtan Zat

 

“Muhyiddi-i Arabi, vefat ettiğinde kabre konulup da insanlar yanından ayrılınca kendisi gibi Allah Dostu keşif ehli bir zat yanından ayrılmaz ve –Allah’ın izni ile- O’nun Münker ve Nekir ile diyaloğuna şahit olur.

 

“Rabbin kim?” sorusuna Muhyiddin şu cevabı verir:

 

“Biz bizle beraberken bizi bize sordular. Biz bizden hiç ayrıldık mı ki bizi bize sorarlar? Biz, bizden başka mıyız ki bizi bize sorarlar?”

 

Melekler, kaydı nasıl tutacaklarını şaşarak Allah katına başvurduklarında Cenab-ı Hak şöyle nida eder:

 

“Muhyiddin kulumu dünyada kimse anlamadı. Ölünce de melekler anlamadı. Onu bana bırakın. Ben anladım. Cevap tamamdır”..

************** 

Harun Reşid ölüm yatağında iken kardeşlerine:

 

“Defnedileceğim kabri görmek istiyorum” dedi.

 

Kardeşleri onu kabre kadar götürdüler.

 

Harun Reşid, kabre bakarak ağladı

 

Sonra çevresindeki insanlara yönelerek Hâkka Sûresi’nin 28 ve 29. âyet-i kerîmelerini okudu:

 

*مَٓا اَغْنٰى عَنّ۪ي مَالِيَهْۚ هَلَكَ عَنّ۪ي سُلْطَانِيَهْۚ

 

“Malım bana hiç fayda sağlamadı;

 

güç ve saltanatım elimden çıkıp gitti”

 

Bu âyetleri okuduktan sonra başını sema’ya kaldırdı ve ağlayarak şunları söyledi:

 

Ey mülkü yok olmayan Allah’ım

 

Mülkü yok olup gidene merhamet et

 

Ey Müslümanlar!

Sizler de şunu bilin ki:

 

Gece ne kadar uzun olursa olsun, fecrin doğması kaçınılmazdır

 

Ömür de ne kadar uzun olursa olsun, kabre girmek de kaçınılmazdır

 

Rabbim sonu güzel olanlardan eylesin.Amin.

********************  

Böceğin Rızkı

 

Hazret-i Süleymân (a.s.) bir gün, deniz kenârında oturmuşlar idi. Bir karıncanın geldiğini gördü. Ağzında bir yeşil yaprak tutardı. Deniz kenârına ulaştı. Sudan bir kurbağa çıkdı. O yaprağı karıncadan alıp, denize döndü. Karınca geri döndü.

 

Karıncadan sordular ki,

 

– Bunun hikmeti nedir.

 

Karınca cevâb verdi ki,

 

-Bu deryânın ortasında, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir taş halk etmişdir. O taşın içinde bir böcek halk etmişdir. Beni onun rızkına sebeb etmişdir. Ben her gün o nesneyi, ona yetecek kadar rızkı getiririm. Deniz kenârına ulaşdırırım. Allahü teâlâ hazretlerinin, kurbağa sûretinde yaratdığı bir meleği o rızkı benden alır, o böceğe verir. O böcek, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin kudreti ile, fasîh dil ile söyler ki;

-Sübhânallah ki, beni halk etdi, deniz ortasında ve taş arasında bana mekân verdi. Benim rızkımı unutmadı. İlâhî, ümmet-i Muhammedi ümîdsiz etme!

******************    

ABDULLAH İBN-İ MESUD’UN KUR’AN’A VUKUFU

 

Abdullah bin Mesud hazretleri Ashab-ı kiram arasında ilmiyle dikkatleri çeken bir sima. Onun bu yönünü en veciz olarak Hz. Ömer(r.a) dile getirmiş ve üç kere tekrarlayarak; “içi ilimle dolu dağarcık” buyurmuştur.

 

Onun Kur’an’a olan vukufuyla alakalı çok güzel bir hatırayı, merhum Ömer Nasuhi Efendi’nin enfes anlatımıyla nakletmek istedik.

 

İmâm-ı Şâ’bî’den rivayet olunuyor ki: Hazret-i Ömer radiya’llahu Teâlâ anh bir yolculuğu sırasında bir kafileye tesadüf etmiş, müşârün-ileyhin emri üzerine: (bu cemâat nereden geliyor) diye nida ede­rek sormuşlar.

 

Kafile tarafından; ‘uzak bir yoldan gelerek Kâ’be-i Mükerreme’yi ziyaret etmek istiyoruz’ diye cevap verilmiş.

 

Hazret-i Ömer ‘bu kafile içinde mutlaka âlim bir zat var, çağırarak so­runuz bakalım, Kur’ân’ın hangi âyeti a’zamdır(en büyüktür), diye emreder.

 

Sorarlar. Kafile tarafından:

اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ

“Allah, O’ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur.(Bakara:2:/255) Ayeti’dir’ denilir.

 

Tekrar ‘Kur’ân-ı Kerîm’in hangi âyeti ahkemdir(en hüküm koyucudur), diye sorulur.

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor(Nahl:16/90) Âyet-i Celîlesi’dir’ diye cevap verilir.

 

‘Kur’ân-ı Mübîn’in hangi âyeti daha cem’iyetlidir(toplayıcıdır), diye sorulur.

فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ {*} وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً يَرَهُ

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”(Zilzal:99/7-8) Âyet-i Celîlesi’dir denilir.

 

Tekrar ‘Kur’ân-ı Mübîn’in en hüzün verici âyeti hangisidir, diye soru­lur.

مَن يَعْمَلْ سُوءاً يُجْزَ بِهِ وَلاَ يَجِدْ لَهُ مِن دُونِ اللّهِ وَلِيّاً وَلاَ نَصِيراً

“Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve kendisi için Allah’tan başka dost da, yardımcı da bulamaz.”(Nisa:4/123) Ayeti’dir, diye cevap verilir.

 

‘Kur’ân-ı Kerîm’in en ziyade reca ve ümid veren âyeti hangisidir, diye suâl edilir.

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

“De ki: ey nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allahın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağrifet buyurur, şüphesiz ki o öyle gafûr öyle rahîm o” Ayeti’dir, diye cevap verilir.(Zümer: 39/53)

 

Bunun üzerine Faruk-ı A’zam Hazretleri, ‘bu kafilede İbn-i Mes’ud olma­lı, bir kere sorunuz bakalım, diye emreder.

 

Sorarlar. İbn-i Mes’ud Hazretle­rinin, kafilede bulunduğu anlaşılır. Filhakika o bînazîr(benzersiz) allâme, kafilede bulunarak bütün bu cevapları ken­disi vermiş idi.

 

Ne diyelim, Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle ‘bin barekallah bu cevaba!’

****************   

Son Şahitlerden Refet Barutçu anlatıyor:


“Isparta’da ani yapılan baskın ve araştırmalarda ele geçirilen Risale ve mektuplar arasında bir kitabın üzerinde ‘Ramazan’a aittir.’ diye bir yazı vardı.

İslam yazısını okuyamadıkları için; “Kimdir bu Ramazan?” diye aradılar, taradılar, nihayet Isparta Atabey’in köylerinden Ramazan isimli bir vatandaşı da ellerini bağlayarak Eskişehir hapishanesine yolladılar.

Aradan iki ay geçtikten sonra kitabın Ramazan Efendiye ait değil, Ramazan ve orucun hikmetlerini anlatan Bediüzzaman’ın Ramazan Risalesi olduğu anlaşıldı.

Mazlum ve masum Ramazan Efendi tahliye edildi. Hapishanede Bediüzzaman tebessüm ederek ‘Kardaşım Ramazan hakkını helal et!’ diye Ramazan’ı teselli ederdi.”

**************

Kıssadan Hisse


“Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken:
‘Ayağınıza takılan şeyleri toplayın!” diye emir verir.

Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup: ‘Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımıza takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım’ diyerek, hiçbir şey toplamamışlar.

İkinci grup ise; ‘Madem komutanımız emretti, birazcık toplayalım! Emre muhalefet etmeyelim. Zira ordunun, komutanına itaat etmesi gerekir!’ diyerek az bir şey toplamışlar.

Üçüncü grup ise; ‘Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete mebnidir’ diyerek, bütün abalarını ağzına kadar doldurmuşlar.

Sabah olduğunda bir de bakmışlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar.

Bunu anlayınca, hiç almayan birinci grup: ‘Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık’ diyerek pişman olmuşlar.

Az alan ikinci grup ise: ‘Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık’ diye sitem etmişler kendilerine

Çok alan üçüncü grup ise: ‘Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımızı atsaydık, daha çok toplasaydık. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık!’ diyerek, fazla almalarına rağmen üzülmüşler.”

Armağanı reddeden pişman,
Az alan pişman,
Çok alan yine pişman olacak;

“Neden daha fazla almadım?”

“Neden her fuzuli işi erteleyip huzura durmadım, Rabbimle olmadım?” “Neden daha fazla yüreğe ışık olmadım?” diye..

Son pişmanlığın faydası yok, biline..

***************  

Fırat kalkanı harekatında şehit olan Kayserili erin cebinden

şöyle bir yazı çıkar…””eğer şehit olursam yozgatlı……..

kardeşime 20 tl borcum var o nu ödermisin Komutanım..””
Yazıyı okuyan komutan gözyaşları içinde “şeref duyarım evladım şerefle “” der yozgatlı nın kim olduğunu sorar orada bulunan herkes ağlar ve şehit olan ikinci askerin bahse konu olan yozgatlı asker olduğunu söylerler…..
Komutanın gözü yozgatlının cebinden çıkan kağıt parçasına takılır…alır o nu da okur aynen şöyle yazıyordur
“”Kayserili benden 20 tl borç almıştı..biliyorum vermeye gücü yetmedi ama Allah şahit ki ben onu istemiyorum.eğer şehit olursam ona söyleyin hakkım helal olsun.””
Askeri böyle olan bir milleti MUZAFFER KIL YA RABBI. …..

****************

Erken yaşta emekli oldum ben”

diye başladı söze..
“Emekli olmadan evimi arabamı da almıştım..Dört çocuğum var, onları da evermiştim”
Anlatırken gözleri yerde kendi ayakta…
Bir ben, bir hanım, bir tas çorba, bir tas yoğurt, biraz turşu..
Gahersiz (kahırsız) ayağımızı uzatıp yaşardık..
Ama daha ne yaşımız var ne yasımız çok şükür.
Hanım gezelim ne işimiz var der,
Yok dedim..
Paramız var yahu elimiz ayağımız tutuyorken şu kaplıcalara gidelim der, yok derdim..
Şöyle bir yürüyelim der,
Yok derdim.
Beş lira harçlık ister, iki lira verirdim..
Neden bilmem onun istediği kanalı bile açmazdım.
Son beş altı senedir de onunla uyumazdım..
Telefonla konuşsa uzatma kapat,
Bir komşuya hamur pişirip vermek istese tantana çıkarırdım..
Ve güya hanımım CAN yoldaşımdı..
O bana CAN yoldaşıydı ama meğer ben değilmişim.
Bir sabah uyandım yok..
Yastığının altında çorapları, tulbenti var, ayaklarını sildiği havlusu bile ıslak ama o yok.
Kıldığı son vakit namazı sabah namazıydı öğlen namazından sonra topraktaydı benim hanım.
Evim, arabam, elimde TV kumandam, cebimde param…
Her şeyim bana kaldı…
O gitti…
Yalnız kaldım..
Onun tüm istedikleri imkan dahilindeydi..
Ama ben istemedim..
Sağlığım param gücüm kuvvetim ve karım varken ben hiçbiri için yoktum.
Şimdi karım gitti ama ben hepsi ile var iken yok oldum..
Şimdiki aklım olsaydı cümlesi bir geç kalınmışlık çığlığı..
Şimdiki aklınızı, vicdanınızı can yoldaşlarınızdan esirgemeyin.
Evlatlarınız ne görecekse sizin kapınızda görsün..
Dünyada misafiriz..
Kim kimden önce gider belli değil..
Eşlerinize güddüğünüz inat sizin vicdanınızda taş olur, onun başucuna dikilmiş taşa bakar kalırsınız…
Yaşanmış ve yaşanan bir hayat hikayesidir..

Asalet Salgınoğlu

 

Mehmet Özçelik

11-5-2022

No ResponsesMayıs 11th, 2022